Rum tarafını dolayısıylq Anastasiadis’li Rum liderliğini izleyenler Eroğlu döneminden beridir “kapsamlı çözüm” yerine “Güven Artırıcı Önlemler” üzerinde daha çok ısrar ettiğini iyi bilirler.
Tabi bu “ısrarlı isteklerinin” kaynağı ile akıl hocaları Güney’den değil, KKTC’den neşet ettiler! Müzakere masasında sağlanamayan çözüme karşılık, “iki halk arasında Güven Yaratıcı önlemlerle oluşturulacak sempati ve empatiden geçen bir sürecin her iki halkı da çözüme motive edeceğini varsaydılar ve bu savlarını da çözümün mihenk taşı yapmaya çalıştılar! Mesela Maraş’ın iadesini istediler! Mağusa Limanı AB denetimde açılsın gibilerinden önerilerde bulundular! Kuzey’deki kiliselerle, Güney’de camileri iki halkın ibadetine açarlarken dolayısıyla ikili etkinliklerle Türkler ve Rumlar arasındaki buzların erimesi hedeflediler…
FAKAT: Bu ve ötesi iki toplum etkinlikleri ile GYÖ’lerin hiç birisi “kapsamlı çözüm arayışı için kurulan masadaki müzakerelerin yerine geçemedi!” Aksine Anastasiadis’li Rum tarafı anında Türk tarafındaki STÖ’leri tarafından geliştirip oluşturulan bu GYÖ’leri tepe tepe kullanıp AB ile Amerika’yı da kendi safına çekerken, hem müzakerelerin endazesini kaçırdı hem de Türk tarafının beklentilerinin dışına çıkarak ve de KKTC halkını tedirgin ederek masadaki “müzakerecilerin” elini zayıflattı!…
Bu gerçekleri görmek istemeyenler, hâlâ sürdüklerince “ekonomik yarar ve KOP gibi olayları” da gündemlerine alarak GYÖ’lerin kapsamını genişletmeye devam ediyorlar. Bununla da hem “kapsamlı müzakereleri” kadük hale sokuyorlar hem de Rum tarafına istismar edeceği yeni bir siyaset oyuncağı bahşediyorlar!
DİKKAT: Müzakereler yeniden başlayacak. Dün “masaya oturacak Türk tarafının da artık “kırmızı çizgileri olmalıdır” dedikti. Eğer kırk yıl sonra bu kadarcık hakkımız bile olmayacak ve o masada hâlâ Anastasiadis’in gevezelikleri ile zaman yitirmeye devam edeceksek, çekiverin çözümün kuyruğunu diyoruz!
**********
“KKTC’deki lider” kısırlığı! (Mehmet Ali Talat’ın dönüşü!)
Rahmetlik Denktaş’tan beridir KKTC “lidersizdir!” Hiç mahzuru olmaması gerekirdi eğer Kıbrıs Türk halkının demokratik teamüller içindeki siyasi kültüründe “kolektif bilinç” oluşabilseydi. Oysa artık “kadro hareketleri” bile görülmüyor!
Nitekim UBP’ye, CTP’ye DP’ye bakın! Bu partiler, partilerine “lider” olamayan “Başkanları” tarafından haşat edildiler! Gerçekleştirdikleri her Kurultayın ardından yeni bir klik yarattılar, sonra da bu ayrı gayrı ve kavgalı şaibeli oluşumları halka lanse ederken, “cici demokrasinin” gereğidir diye yutturdular! Bu arbede arasında nasılsa bir kadın politikacı, tabuları da kırarak KKTC’nin siyasi hayatına etkin ve yetkin olarak katıldıydı:
SİBEL SİBER: KKTC siyasi partilerinin değer kaybına uğrayıp iflas ettiği bu son yıllarda gözümün ucuyla iki üç politikacıyı izlerken ayni zamanda onları anlamaya çalıştım! Bunlardan birisi “liderleri insanlar ve siyasi koşullar yaratır” lafına nazire Sibel Siber oldu! İnsanların ve koşulların kendisine bahşettiği “yetki ve sorumlulukları” harcamadı! Aksine “hepsine de layık politikacı olduğunun imajını” çaka çaka sonunda hem de bir kadın olarak Cumhurbaşkanlığı adaylığına kadar yükseliverdi. KKTC’nin siyasi sürecinde bir dönüm noktası yarattı…
TALAT’A DÖNELİM. Tutun ki gözümün diğer ucuyla da Talat’ı izliyordum. Beş yıl boyunca kendine özgü bir siyasi performans sergiledi. Görüşlerini hemen her gün imzası ile medyada yansıttı, önerilerde bulundu… Fakat Sağ’ın yakıştırma deyimi ile bir devrelerin “CTP’nin ruhani lideri” olan Talat bu uzun yıllar içinde ne “Partisinin içinde oldu ne dışında kaldı!” Tutun ki “iki cami arasında kalmış bînamaz rolünü oynadı!”
“ZAMANI GELDİ” Mİ DİYOR? Bilemiyorum! Bildiğim şudur ama: Son yıllarda Yorgancıoğlu Başkanlığında ortağı Serdar Denktaş’lı DP ile iyi yürümeyen KKTC’nin çoktan silkinip kendine gelmesi gerekirdi! Ne var ki bu silkiniş için yukarıda da yazdık ne güven verici ne de partiyi derleyip toparlayıcı bir “lider” bulunamadı! Üstelik CTP de “birbirlerini işitip görmek istemeden” sürekli ortalara konuşan “bir de yeni jenerasyon türedi!” Zaten Sibel Siber’in seçimleri kaybetmesinin bir nedeni de partinin içine düştüğü bu karmaşayla yitip giden parti disipliniydi! Talat CTP’nin böylesi sallan yuvarlan olduğu bir dönemde koyuyor Parti Başkanlığına adaylığını. Üstelik yarın açılımını yapmaya çalışacağım “manifestosu” ile birlikte! Ki bu “değişim” içerikli manifesto öyle zannediyorum ki CTP’nin çoktandır ihtiyacı olan “taze kanı” da parti bünyesine enjekte edecektir…
**********
Kısaca takıldığım (Kayıp aranmaktadır! Varsa görenle bilen haber versin!)
Cumhurbaşkanlığı seçimleriydi, sandıktan Akıncı çıktıydı, Erdoğan’la istenmeyen dalaş yaşandıydı, Eide kolları sıvadıydı… Derken memleket rölantiye yattı!
Kısaca Devlet durdu! Pazar günleri artık köylerin vaz geçilmezleri olan “panayırlarla festivaller” de olmasa bu halk ne yapardı? Oysa:
Doların yükselişi durmuyor dolayısıyla çarşı pazar paha üzerine paha dikiyor, döviz borcu olanlar ayvayı yemeye devam ediyor!
Trafik kazaları dinmiyor! Ölümler peş peşine devam ediyor!
Koalisyon hükümeti tarafından vaat edilen ne varsa hepsi de alelacele toplanıp bohçalanıp rafa kaldırıldı! Oysa rafa kaldırmakla sorunlar bitmiyor!
Kanser ve hastaları için tek çare bırakıldı, ölümleri çünkü memlekette bir onkoloji uzmanı bile yok!
Kredi kartı borçları ile alacak verecek davaları gitgide devasa boyutlara ulaşıyor, uçuyorlar!
Eğitim, sağlık, alkol ve uyuşturucu bağımlılarının vaziyetleri hiç değil, toplumda yaraları kanamaya devam ediyor buna karşılık hiçbir ilçede “bağımlı insanlar için oluşturulmuş “Merkezler” bulunmuyor! Vesaaire!
“İLÂN” ÇOK ACİLDİR: “Kayıp Hükümet aranmaktadır! Varsa bir bilenle gören, lütfen ve insanlık adına şu telefonla adrese haber versin!”
































