Çok ivedi çözüm isteyenlerin Kıbrıs Türk halkına nasıl bir çözüm modeli biçtiklerini bilmiyoruz. Çünkü bugüne kadar “barışçı çözüm isteriz” söylemlerinden öteye gidemediler! O kadar ki “birleşik Kıbrıs”ı telaffuz ederlerken bile “iki bölgeli” demekten sarfınazar eylediler! Varıp “global düşüncelerine gölge düşürtüp yanlış anlaşılmasınlar” kuşkusundan dolayı!
Oysa ki bir süre önce sanki Türkiye’nin savaş gemileri Akdeniz’deki hidrokarbon platformlarını bombardıman etmiş de artık müzakerelerin devam etmesine olanak kalmamış gibi masadan kaçan Anastasiadis, ne istediğini anlatması söz konusu olduğunda, lafları bizimkiler gibi “yuvarlayıp” “barışçı çözüm” demekle yetinmedi!
YA NE DEDİ? “Zaten dedi, Eroğlu’nun masadaki tutumu nedeniyle bu müzakereler bir yerde askıya alınacaktı! (Niçin kendi tutumu nedeniyle değil de Eroğlu’nun tutumu nedeniyle olduğunu sormayın! Çünkü Anastasiadis masaya Kıbrıs’ın “mutlak sahibi, efendisi” olarak oturdu! Karşı taraftan da emirlerine itaat bekliyor ve gariptir dünya bu siyaset madrabazlığını görmek istemiyor!)
Pekala niçin Eroğlu Anastasiadis’in canını sıkıyor? Çünkü iki devletli çözümü savunurken ayni zamanda dönüşümlü Başkanlık istiyor. Siyasi eşitlik de hediyeniz olsun diyor! (Oysa Anastasiadis masaya “vermek için değil almak için oturduydu!) O zaman Anastasiadis için çözüm ne oluyor? Geçtiğimiz hafta Anastasiadis sorunla ilgili, “soru cevap” şeklinde gazetecileri bilgilendirirken, yeni bombasını şöyle patlattıydı: “1960 Anayasası öngörüleri iyi öğrenilmelidir! Zira iki kesimli, iki toplumlu federasyon ırkçı bir statüdür! Bunu işitmeye bile tahammülüm yoktur! Buna karşılık 1960 Anayasasındaki iki ayrı toplumla iki ayrı seçim öngörüleri ırkçı değildir!” (Vah vah! Artık adama İki Devletli Federasyonu öngören Annan Planına dönmek de yetmiyor ta 1960’a geri gidiyor. Ki unutmuş olacak: O Cumhuriyeti Türklerin kanlarını akıtarak yıkan Makarios’tu! Şimdi Anastasdiadis kuracak!
VE KURARSA BAKIN NE OLACAK? Yönetim kadrolarında kamu görevlerinde yüzde 70 Rum yüzde 30 Türk. (Belki şimdiki nüfus oranıyla ve ayıp olmasın diye yüzde çok yüzde 25 Türk yüzde 75 Rum temsiliyeti! Yani peşin peşin Kıbrıs’ı Anastasiadis yönetecek! Polis de aynı oranla merkezi hükümetin olacağından o da kendi aidiyetine girecek. Zaten eşitlikten sapılıp bu nüfus oranı gündeme geldi miydi tüm ötesi mal mülk ve akla gelen ne kadar sektörel yahut paylaşılması gereken doğal kaynaklar varsa hepsi de Rum tarafının hanesine yazılıp tekeline geçecek!)
SONUÇ: Hristofyas bile Anastasiadis kadar akıllı çıkmadıydı! Gitgide Anastasiadis’i sevmeye başladım. Hem öneri ve kaziyeleri ile Kıbrıs siyasi sorununu renklendirip şenlendiriyor hem de dünya aleme bir siyasi sorunun nasıl çözüleceğinin dersini veriyor! İşte şimdi müzakerelerin devam etmesini daha çok istiyorum!
**********
ERKEN SEÇİM Mİ? (S. DENKTAŞ, YORGANCIOĞLU VE EROĞLU CEPHESİ!)
Allah politikacılarımıza Eroğlu şansı versin! Daha dün gibi hatırlıyorum: 1976’da UBP’den milletvekili seçilmişti… Aynı yıl Eğitim Bakanı olmuş ne var ki yine kendi ifadesiyle Denktaş’ın, yerine getirilmesi için gönderdiği emirlerini içeren “pusulacıklarından” bıkıp usanınca, sadece bir yıl dayanabildiği Eğitim Bakanlığından istifa etmişti… Ne var ki: Bir gün eşi ile Salamis Bay Otel’in havuzunda tatilini yaparlarken, olanlar olmuştu. “Gel seni UBP’ye Mağusa İlçe Başkanı yapacağız” diyen arkadaşları tarafından kolundan ayağından sürüklenerek havuzdan çıkartılmıştı ki Eroğlu, “istememmm” diye feryat ederken, olaya karışan eşi de “kocamı rahat bırakın, ne politikası, istemiyoruz” tepkisi ile maceracılara rest çekmişti…
(İyi ki “politikacı” olmak istemiyordu! Ya maazallah isteseydi şimdi Cumhurbaşkanı oldu ya, kim bilir o zaman belki de padişah olurdu!)
FAKAT: Doğru’ya doğru! Eroğlu kısa sürede Mağusa İlçe Başkanı da olduydu Başbakan da… Günü geldiğinde tek fiskelik bir darbeyle rahmetlik Denktaş’ı bile yiyip “makamına” el koyan Sn. Eroğlu’nun politik sabır ve sebatının takdirkârlarındanım…
Bu yolda süregelen otuz sekiz yıllık “siyaset kimliği.” “Doğru ve yanlış politikalarını” içeren karnesinden söz etmiyorum! Onlar ayrı konulardır. Benim efkârım, Denktaş’ın “rahle’i tedrisinden” geçerken günü geldiğinde “hocası” olmasına aldırmadan, “Denktaş benim gurguramda kalır” deyip sonunda Cumhurbaşkanı makamına çıkacak kadar inatçı ve sebatkâr bir politikacı oluşunu hatırlatmaktır. Ki bu mealde söylemem gerekirse, “CTP’li Yorgancıoğlu hay hayda gurgurasında kalır!”
BU NEDENLE: Eğer Eroğlu “tüm siyasi partilere seçime hazır olun diye tekmil vermişse, sakın “boş vermeyin!” (Özellikle de iktidar muhalefet ilişkilerinde “birbirlerini küçümseme babında sakın bu sözleri küçümsemeyin biraz da laf dinleyin!)
ÇÜNKÜ EĞER TALAT ÇIKAR VE DERSE Kİ: CTP’de kardeşler birbirini boğazlıyorlar” artık Eroğlu’na bile gerek yoktur, takkeyi önüne koyup bir defa değil bin defa düşünmesi gereken Yorgancıoğlu’dur! Ki başından beridir zaten sallan yuvarlan gidiyordu! Hükümet icraatları da bazı Bakanların kişisel kabiliyetleri ile oluşuyor, çoğunun takdir gören başarıları da Hükümete değil, başarının sahibi olan Bakanın hanesine kaydediliyordu! GERÇEKTE VE GERÇEKTEN ERKEN SEÇİM OLMALI MIDIR? Evet! Çünkü işler gitgide sarpa sarıyor: Mesela Serdar Denktaş cephesine bakalım: S. Denktaş Timurlenk’in fili gibi çarşıya dalmış etrafı darmaduman ederken, iktidarın bütün nimet ve ikballerini, koltuk değneği yaptığı UG’nin ensesinden kaparozluyor! Hızını alamıyor Ahmet Kaşif’i KKTC’ye gelmesini de beklemeden yurt dışında tatilde iken kıyıyor! Arabacıoğlu’na sahip çıkamıyor! DAÜ ile dalaşıyor! Partisinin beyni olan Şonya’yı harcıyor! Haberi yok hapiste olan bir kişiyi Devlet tiyatroları müdürü yapıyor, yaptığı gafın haberini de ertesi gün Havadis gazetesinde okuyor!
Eeee! Şimdi Eroğlu erken seçime hazırlanın çünkü memlekette kıyamet kopuyor demişse hata mı yapmış oluyor!
BUNLARA KARŞIN EROĞLU CEPHESİNE DÖNECEK OLURSAK: Daha önce de yazdıktı. 38 yıldır politikanın içinde üstelik çok da büyük yenilgilere uğramadan yoluna devam eden Eroğlu, elbette önce seçim havasını koklayacak, sonra da tartsınlar diyerek kendini halkın değerlendirme kantarına havale edecekti. Zaten önce bunları yaptı. “Adaylığımı açıklamam için henüz zaman erkendir” dedi ve der demez, partisi UBP’den “sen bizim tek adayımızsın” “kükremesi” işitildi! Eroğlu daha çok nazlanamazdı baktı ki adaylığı kıvamda, o da hazırım dedi! Ki bir zamanlar ayni taktiği Denktaş da yaptıydı…
Ha Eroğlu kazanır mı? Acele etmeyin. Seçime daha dokuz ay vardır. Bugün hamile kalanlar ancak dokuz ay sonra doğururlar. Hele bir süreç başlasın…
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (TRAFİK POLİSLERİ HEM ÇOK KONUŞUYORLAR HEM DE OLMAMALARI GEREKEN YERLERDE OLUYORLAR!)
Çok iyi bir arkadaşım anlattıydı. Kaç zamandır yazacaktım fırsat olmadı. Ne var ki zaman zaman ben de tanık olduğumdan yazmaktan sarfınazar edemedim. Yollarda trafik polislerine takılan ve durdurulup evrakları istenen yahut el radarlarına yakalanan sürücüler, trafik polislerinin daha, “beyefendi evrakların” demesine kalmadan türlü çeşitli yakınma ve vesilelerle cezadan sıyrılmak için dil dökmeye başlarlar ya… Bu davranışlar gitgide iki taraf arasında “ciddiyetle görev anlayışı yozlaşmasını” yarattı! Kısaca karşılıklı laubaliliğe dönüştü! Ve nereye vardı yazayım: “Trafik polisi bizim arkadaşı durdurmuş. Aralarında eften püften konuşma geçmiş. Ama evraklar tamam, polis ceza yazacak bir kanuni eksiklik bulamamış. Buna karşılık o laubali konuşmalar sonucunda olsa gerek görevli polis sürücüye şöyle demiş: “Nereye gitsen gelsen bir gün seni kıstıracağım!”
İŞTE ZURNANIN ZIRLADIĞI DELİK! Eğer polis yoldaki yurttaşı böylesi tehdit edecek kadar feleğini şaşırmış, kendini adeta “kanun da benim, nizam da cezalandırıcı da” yerine koymuş ve artık yurttaşın ensesinde bitecek bir “kıyıcı” rolüne soyunmuşsa, varda! Bu memlekette, (zaten yoktur ama) olan huzur da gider, kanunlara karşı duyulan güven de yiter! Trafik polisleri ne yurttaşa nasihat etmek ne de tehdit etmek hakkında değillerdir! Zaten kimselerin de trafik polislerinden ders almaya ihtiyaçları yoktur!
































