Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum siyasilerin anti-emperyalizm yalanları

Yeni bir müzakere dönemine girilirken, Rum siyasilerin beyanatlarına çok dikkat etmek gerekmektedir.

Rum siyasileri analiz ederken, dayandıkları sınıfları da mutlaka bilmeliyiz.
Rum halkının psikolojik ve siyasi durumlarını belirlemede, öncelikle kilisenin ideolojik duruşu ve sonra politikacıların ikiyüzlü tavırları belirleyici olmaktadır.
Orta sınıfın, Turgut Özal’ın söylemiyle, ORTA DİREK’in Kıbrıs konusundaki tavrı çok önemlidir.
Rum orta sınıfı, ta 1950’lerden beri, Kıbrıs Adası üzerinde TEK BAŞINA egemen olmak hayali içerisindedir.
1960’ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, Türklere tanınan % 30’luk ANAYASAL HAK, Rum milliyetçileri tarafından hiçbir zaman benimsenmemiş bir hak olarak kalmıştır.
Rum milliyetçilerinin % 30’luk hakkı yok etmek için yaptıkları mücadele, Kıbrıs Türk milliyetçilerinin de yangına körükle gitmesi sebebiyle ADA’nın BÖLÜNMESİNE yol açmıştır.
Özellikle Amerika, Kıbrıs Adası’nın, Sovyetler’in hakimiyetine girebileceği endişesiyle, her iki taraftaki milliyetçi kanatları destekleyerek, bölünmenin günümüze kadar gelmesine yol açmıştır.
Bu yazıda, önce, EDEK Onursal Başkanı Vassos Lissaridis üzerinde durmak gerekmektedir.
Kendisine Sosyalist diyen ve Sosyalist Enternasyonal’e üye olan EDEK, Kıbrıs sorununun kangren olmasının en büyük mimarlarındandır.
1960 Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra, Cumhurbaşkanı olan Makarios’un özel doktoru, EDEK lideri Lissaridis’ti.
Lissaridis’in Makarios üzerindeki etkisi, herkes tarafından bilinmekteydi.
1963-1968 döneminde Kıbrıs Türklerine yapılan saldırılar iki koldan yürütülmüştü. Birincisi, EOKA yanlılarının yürüttüğü saldırılar, ikincisi ise Kıbrıs Türkleri arasında pek bilinmese de, EDEK grupları tarafından yürütülen sözüm ona ANTİ-EMPERYALİST saldırılardı.
Özellikle 1964 Dillirga olaylarında, Pirgo köyündeki EDEK yanlısı grupların, Lissaridis’in bilgisi dahilinde yaptıkları saldırılar, Pirgolu ilerici Rumlar tarafından, bölgenin bu duruma düşürülme sebebi olarak, birçok kez bana ve arkadaşlarıma anlatılmıştı.
Lissaridis’in sık sık, Türk basınında yer alması ve Kıbrıslı çözümden bahsetmesi, KOCA BİR YALAN’dan başka bir şey değildir.
Kıbrıs’ın tümünün dış siyasetinin tamamıyla, GARANTÖR ÜLKELERİN ELİNDE olduğu unutulmadan, sözüm ona anti-emperyalizm söylemleri, milliyetçi yalanlardan başka bir şey değildir.
Adada bulunan İngiliz üsleri ve 40 bin civarındaki Türkiye askeri, çözüm olmadan hayatımızdan, nasıl çıkacaklardır.
Aşama aşama, normal bir ülke haline gelebilmek için, aklın, duyguların ve hayallerin önüne geçmesi gerekmektedir. Rum toplumunda, bu rolü oynayabilecek en önemli güç KİLİSE’dir.
Kilisenin, çözüm yönünde, ANASTASİADİS’i destekleyen beyanatları, Rum toplumu arasında yeni bir akım yaratabilir. Bu nedenle, KİLİSE’nin değişen bu tavrını çok önemsemeli ve buna zarar vermemek için, ÖZELLİKLE Türkiye çok dikkatli olmalıdır.
AKEL’e gelince: Kıbrıs, AB’nin bir parçası olarak, yarım da olsa, AB hukukunun içerisinde yer almaktadır. AKEL, geçmişte, bu süreci, Kıbrıs’ta çözüm şansını arttıracağı için desteklemişti.
AKEL, şimdi yeniden bir yol ayrımına gelmiştir. Bu yol ayrımı, milliyetçi ORTA SINIF’ın yanında yer alarak, çözümsüzlüğe güç vererek, 40 bin Türk askerinin adada kalmasını mı onaylayacak, yoksa, Batı’ya, AB’ye bütünüyle katılacak ve önemli sayıda Türk askerinin adadan gidişini kesinleştirecek bir çözüm antlaşmasına mı onay verecek.
Bu çözüm çalışmalarında, Türkiye’nin askerlerinin adadan çıkması durumunda, ABD’nin ve Batı’nın güvenlik örgütü olan NATO’nun, ada üzerinde belirli avantajlar elde etmek isteyeceği açıktır. Zaten, Kıbrıs sorununun özü de, bu değil miydi.
Zor olan, bir süreçten diğerine geçerken, hangi süreçte kalabileceğinin doğru analizidir. Adayı yeniden birleştirmenin siyasi bedelini ödeyebilecek miyiz? Bu konuda, şimdi, doğru incelemelerin ve analizlerin yapılması gerekmektedir.
Rum toplumu, bu GELECEK SİYASETLERİN analizinde daima sınıfta kalmıştı.
Umarım bu kez, AKEL Rum milliyetçilerinin kuru anti-emperyalizm çığlıklarına TESLİM OLMAZ.