Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum niçin çözüm istemez? (Kulağını çekip kopartmaktan başka çare yoktur!)

Müzakereler neden bu kadar uzadı? Neden sonuca bile varılamadan şu veya bu bahane ile kesilmekte? Neden müzakerelerin yeniden başlatılması için geçen süreler uzamakta? Çünkü Rum tarafının hâlâ çözüme ihtiyacı yoktur! Eğer BM’yle AB önümüzdeki yeni müzakere döneminde “politika değişikliğine” gitmezlerse görüşmelerden çözüm beklemek yine vuslata kalacaktır! Çünkü: Müzakere masasında Türk tarafı ile Türkiye sürekli töhmet altında tutulup ödün vermesi gereken taraf olarak baskı altına alınırken, Rum tarafı tüm “hatalardan” azade tutulduğu için çözüme yardımcı olmak yerine çözümsüzlüğü baki kılmaktır!

Çünkü: Müzakere masasına oturan Türk tarafını “işgalci ve Rum’un hakkını yiyen güç” olarak kabul ederlerken, Rum tarafını “mazlum halk” nitelemesine sokmakta bu tutum da çözüme değil çözümsüzlüğe katkıda bulunmaktadır!
Çünkü: Rum tarafını devlet, Türk tarafını “Türkiye’nin emrindeki işgalci halk” olarak siyaset sahnesine taşırlarken tabi ki Rum’a cesaret, Türk’e de sadece eziyet yapmaktadırlar!
MÜZAKERELER BÖYLE BAŞLADI BÖYLE DEVAM EDİYOR! Ve kesinlikle sorulasıdır? “Gerçekten bu koşullarda Rum’un çözüme ihtiyacı var mıdır? Olsaydı:
Bir: 1977-79 BM Doruk Anlaşmalarını ret etmezdi!
İki: Gali Fikirler Dizisi ile çözüm planını ret etmezdi!
Üç: Annan planını ret etmezdi!
Dört: Ve Gambari süreci ile başlayarak şimdilerde Ban Ki-moon’la elan devam eden müzakerelerde maskaralık yapıp süreci berhava etmezdi!
O ZAMAN KIBRIS’TA POLİTİKA DEĞİŞİKLİĞİNE İHTİYAÇ VARDIR. AB ile BM, Türk tarafını sıkboğaz etmekten vazgeçip Güney’e yönelmelidirler! Türkiye’yi suçlayıp töhmet altında tutmaktan vazgeçip yarım asırdır Rum tarafının Türk tarafına reva gördüğü her türlü mezalim ve insanlık dışı tutumlarının hesabını sormalı, kefaretini ödemesi istenmelidirler! “Siyasi eşitlik konusunu” çözümün “vazgeçilmezi” olarak Rum tarafına dayatmalıdırlar…
YOKSA: O AB ve BM “misyonu” sittin sene daha Rum tarafının propagandaları ile sarmalanıp emirlerine amade kılınan “avantalarla” zevk’ü sefa sürerlerken ne Kıbrıs sorununu çözebilirler ne de adaya barışı getirebilirler! Rum’un kulağını çekip koparmadan bu çözüm olmaz!

**********      

Üretim çok oluyor dert, az oluyor dert! (Çare kooperatifleşmektir!)

Nedir kooperatifçilik bilir misiniz? “Kendi kendini yönetmek becerisidir!”
İnsanların bir araya gelip aynı iş kolunda örgütlenmeleridir!
Kendi yönetim kurullarını oluşturmaları, kendi muhasebelerini kendilerinin yapmalarıdır!
Ürettiklerinin fiyatlarını kendilerinin saptamaları, pazarlara kendilerinin sevk etmeleridir.
Kooperatifçilik “kolektif bilincin” şahikasına ulaştığı, insan emeğinin en çok değer bulduğu sistemdir…
ÇOK DENENDİ TUTMADI! Mesela 1981’lerde Kooperatifçilik rüzgârları yeniden esmeye başladıydı. İlki 1968’lerde rahmetlik İsmet Kotak ile oluşturulduydu.
Devrin Tarım Bakanı Nazif Borman gecesini gündüzüne katarak her yörede bir kooperatif kurmayı başardıydı. Heyecan büyüktü. Köylü, üretici ürettiğinin sahibi olacak, ürettiklerini kendi pazarlayacak, aracıların tefecilerin elinden ya beleş aldığı ürünleri nedeniyle sömürülmekten kurtulacaktı…
Üretici dayanamadı! Aracılarla Tefecilerin “sat ürününü, hemen paranı al” diyerek üreticinin gözlerinin içine soktuğu sıcak paraya çiftçi köylü bir kez daha yenik düştü! Ürününü kooperatif sisteminde pazarlarken ödemelerdeki gecikme yerine, hemen parasını cebine koymanın tadını bir kez daha yaladı! Sonra ne oldu? Kooperatifler bir bir iflas ederlerken, eskiden olduğu gibi yerlerine yeniden “aracılar tefeciler” kondu! Ürünleri yok pahasına aldılar baskın pahaya sattılar! El an çarklar öyle dönüyor çünkü memlekette hâlâ Kooperatifçilik bilinci gelişmiş değildir.
DOLAYISIYLA. Dünkü Havadis Gazetesi’nin “Ürün çok politika yok” serzenişi ile manşetine çıkan habere şaşmadım! Köylü, çiftçi, narenciyeci, patates üreticisi hâlâ “devletin himmette bulunmasını” ürünlerini satın alıp bedellerini ödemesini bekliyorlar! Teşvik bekliyorlar! Kuraklık olmuşsa primini bekliyorlar! Hastalıklar vurmuşsa, tazmin edilmelerini bekliyorlar!
Sanırsınız ki “Devletin hazinesine muhtaç kamu görevlileridirler!” “Biz ekelim biçelim Devlet elimizden satın alsın ne isterse yapsın” zihniyeti! Oysa bizatihi devletin kendisi muhtac’ı dide!
SONUÇ: Birlikler, dernekler, sendikalar falan var da tek bir amaç için oluşmuşlar: Zamanı kıvamı geldi miydi devletin yakasına yapışıp emeğin, üretimin karşılığını istemek! Neden devletten önce “Kooperatifleşip o emekle üretime sahip çıkılmasın ama?” Hani sistemsizliklerden söz ediliyor ya! Koop. sistem değil midir dedirtiyorlar insana! Yeter ki üretici uygulasın.

**********     

Kısaca takıldığım: (Siyasete kurban edilen 42 yılın emeği ile hakları!)

Galiba 2 bin yılıydı! Yaşım doldu, emekliye çıkacağım… Okulların tatil olduğu aya denk getirip bir tarih yazmışım, çünkü arabam hurdaya çıkmış çok acele yenisine ihtiyacım var! Eğitim Bakanlığının ilgili birimlerine göndermişim emeklilik dilekçemi. Hemen ertesi gün bir telefon: “Eşref bey sizi uyarmak gereğini duydum. Eğer iki ay daha beklerseniz emekliye şu kadar yıldan çıkacak dolayısıyla daha fazla emeklilik ikramiyesi alacaksınız… Tarihi değiştireyim mi?”
Ne kadar memnun olduğumu söylemeye hiç gerek yoktur. Helal süt emmiş hiç tanımadığım bir memur “bana ne” dememiş, sırf hakkım olan “maaşı” kaybetmemem için beni uyarmış… İnsan minnettar olur değil mi? Ki bir ömür, tam 35 yıl çalışmışım!
BİR DE ŞU OLAYA BAKIN: 42 yıl önce göreve bir kadın polis eri olarak başlamış.. Polis camiasında 42 yıl çalışmak kolay değil… Dünyanın en yıpratıcı mesleği! Bu uzun yıllar itibarı ile hakçasına terfilerini almış… O yarım asırlık görevinin sonunda da tutun ki beş ay sonra yaş haddinden emekliye çıkacak!
Emniyet Genel Müdürlüğü’nden, hani Başbakan Yorgancıoğlu’nun “atamasını imzalamaması” nedeniyle vekâleten sürdüren Pervin Gürler’den söz ediyorum. Başbakan son açıklamasında “Gürler benim adayım değildir” dediydi! İşte bu kesin ifade var ya! 42 yıldır bu devlete çalışan bir kadın polis mensubunu, “emekliliğinin mahkûmu” yapıyor! Ve tabii bu nedenle hatırıma geliyor.
Bir yanda hiç tanımadığım bir memur “emeklilik maaşımı hakçasına almam için beni uyarırken” öte yandan devletin Başbakanı emekliliğine an kalmış 42 yıllık kendi Emniyet Genel Müdürü’nü “hakkından mahrum” bırakıyor! Neymiş efendim? “Siyasi mülâhazalar!” “Sen ben” hikâyeleri! Fakat en önemlisi bu memlekette hiç bitmeyen o menhus duygularda insanların sevgisizliklerinde büyüyen “partizanca kıyımlar!”
BAZI OLAYLAR HUKUKU AŞAR: Vicdan meselesi olur! Devlete 42 yıl hizmet vermiş “polis camiasının” en tepesindeki Polis Genel Müdürü zaten emekliye çıkarken görevini devredecek.. Ve bekleyecek ki o 42 yılının karşılığını görsün. Oysa? Ötesini yazmaya hiç gerek yok! Sadece şunu hatırlatalım. Bazan insani duygular, titreyen vicdanlar hukukun bile yerine geçerler!