Rum lider Anastasiadis’in Crans Montana’dan sonrası süreçte Kıbrıs siyasi sorununa yönelik politikası ile açıklamalarını ne kadar ciddiye almalıyız? Yada ciddiye almak gerekiyor mu?
Mesela Limasol’da bir “EOKA sığınağının” müze oluşu nedeniyle yaptığı konuşma müzakereler ve çözüm umudu lafzına ne kadar uygundur ne kadar yapıcıdır?
Diyordu ki nutuk atarken bu açılışta, “Milli onurumuz ve Kıbrıs Helenizminin varoluşu, garantilere, yabancı askerler içeren bir çözüme müsaade etmez!”
Geçtik! Fakat “müzakere masasına otururken Kıbrıs Türk halkı Güney’deki Rum halkı ile mi çözüm arıyordu yoksa “Kıbrıs Helenizmi ile mi?” Ki çok sık işitiriz “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” denildiğini Güney’den! Tutun ki adamlar kendilerini “Yunanistan’ın adadaki uzantısı görmektedir…”
O zaman müzakereler başlarken neden “tek federal devlet, tek uluslar arası temsiliyet ve iki kurucu devlete dayalı bir siyasi çözüm” esasında mutabakata varıldıydı eğer “Kıbrıs Helenizmi” ile görüşecekseydik?
DEVAM ediyor: “Hedefimiz diyor Kıbrıs Türk vatandaşlarımızın endişelerine tam saygı göstermek ancak Kıbrıs Helenizmini de kurtarmaktır!”
Sn. Akıncı’ya sormak isterdim. Bir yılı aşkın süre size de “ben bu masada Kıbrıs Helenizmini kurtarmak için müzakerelere devam ediyorum” dedi miydi Anastasiadis?”
Biz yıllardır bu adada Güney’deki Rum halkı ve liderliğiyle müzakerelere katılıyoruz sanırdık! Şimdi bakıyoruz önümüze “Kıbrıs Helenizmi” iddiasında yeni bir siyasi söylem konuyor! Eğer Anastasiadis bunu seçim propagandası için yapıyorsa “ya çok yoruldu” ağzından çıkanı kulağı duymuyor yahut bunca yıldır bizi aldatıyordu şimdi “işte ben bunları istiyorum” diyor!”
Kaldı ki Kıbrıs Türk halkına saygıdan bahsediyor! İnsan taş olsa çatlar!
ALTIN vuruşu da şöyle: “Biz nasıl onların endişelerini dikkate alıyorsak onlar da toprak iadesi dendiğinde anlamalıdırlar ki bize kendi haklarından verecek değillerdir. Toprak iadesi dediğimizde 1974’den beridir çiğnenen haklarımızdan söz ediyoruz!..”
İŞTE bütün mesele bu! “Olmak ya da olmamak!” Demek ki Türk tarafı olarak biz iki yıldır o müzakere masasında boş yere oturup zaman kaybetmişiz zaten “sonucu” ispatıdır!
Sen eğer 1960’lardan beridir benim hayat hakkımı gasp ederken… Beni Güney’den kovup göç yollarına sürer, geride kalan mülkümü talan ederken… Müzakerelerle beni oyalamaya çalışır ambargolar altında ezer yokluğa mahkûm ederken… 43 yılın baskı ve siyasi dışlanmışlığımızın faturasını ödetir, geleceğimle oynarken… NEDEN kaldırayım Türkiye’nin garantisini? Ve hâlâ 43 yılın kefareti ile insanlık dışı suçlarının ödemediğin cezası ile belası devam ederken ben sana nasıl güveneyim? Ki Tüm Rum liderleri divanı harbe gitmeden soruna çözüm aramak bile abese iştigaldir!
HAYIRLISIYLA OLUP BİTSE!
Eğer bu seçim bitmeden aklımızı sağ selim kurtarırsak hemen sonrasında Mağusa’da eskiden rahmetlik Makbule’nin hamamının hemen köşesindeki ta Venedikliden kalma “yatıra” gidip beş tane mum yakıp dua edecek sonra da adakta bulunacağım!
Bugüne kadar bilirdik ki UBP’nin “ben yaparım olur huyunun” üzerine kurulu bünyesine yapışıp hukuktan demokrasiye kadar kanını emen keneler vardı! Şimdi anlıyoruz ki beslene beslene o keneler koca bir vampire dönüştü!
Kısaca ne “delege sistemi” kaldı ne “parti meclisi” yetki ve sorumluluğu! Hepsini de bir gecede devralan Başbakan Özgürgün buyurdu ki “yola mevcut 22 vekille seçimsiz sepetsiz devam edecek!”
Geriye 28 vekil kalır onları da oluşturulacak bir komite saptayacak. Bu 28 milletvekili aday adayının isimlerini belirleyecek! Yüzde 30 yani 14 vekil kadın da kontejanla seçime katılacak…
İNSAN düşünür! Yani seçim sistemi vekillerin bile anlayamayacakları kadar karmaşıkken gelin de UBP’nin bu çok pratik, çok işlevsel, çok şipşak milletvekili adayları tespitine şaşıp kalmayın!
Peki parti meclisinin hiç mi yapacağı bir işi olmayacak? Olacak tabi seçime katılacak 50 adaya sıra numarası verecek!
SEÇİMLE ilgili yaşadığımız olayların izahı şudur: “Böyle başa böyle tıraş!” Sen kimselerin anlamadığı, çapımıza uygun olmayan seçim sistemleri ile oynarsan, ben de sana işte böyle “vekil saptama sistemi getiririm” ki dakka dukka olsun! Hoş geldin seçim!
KISACA TAKILDIKLARIM: (EKREM YEŞİLADA)
Bozkurt’da sonraları Halkın Sesi gazetesinde yazarken tanıdımdı rahmetlik Yeşilada’yı. Toplum bünyemizde müziğin duayeni olduğuna inanırdı. Bu inanç inatçılığa dönüştüğünde telefonu açar bana saatlerce çalışmaları konusunda bilgi verir notlar aldırırdı. Sanatçı yönünü takdir ettiğim çalışkan insanlardandı. Mümkün olduğunca söyleyip gönderdiği belgeleri sütunumda yayımlardım.. Sonra ne oldu bilmiyorum. Bıçak keser gibi kesti ilişkiydi. Sonradan anladımdı bir iki gönderisini es geçmiştim, gücüne gitmişti.. Kendisine Allah’tan rahmet dilerim. Değerli bir insanımızdı, ailesinin başı sağ olsun.
YAPMAYIN ATALAY BEYEFENDİ! Dedi ki beni çekemeyenler Fetöcüdür! Yalanlar iftiralarla beni yıpratmaya çalışıyorlar!..
Yapmayın Sn. Din İşleri Başkanımız. Bu memleketin insanlarına dinsiz imansız diyebilirsin ama sakın ola “Fetöcü” falan deme mümkün değil! Bu ülkede her kara, her çamur, her sıva tutar ama öyle Türkiye misali darbeci yahut alengirli işler, yer altı faaliyetleri falan tutmaz! Bu nedenle sığınacak liman arıyorsanız yanlış yere demir attınız! Ha bu arada soralım: “Nasıl gidiyor papazlar hahamlarla barış ve çözüm ilişkileri? Stilyanus Vakfından siz de ödül aldınız mı?
































