Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Rum gazla oynamaya devam ediyor! (Tehlikeli olan son numarası!)

 

Devenin sevmediği diken burnunda bitermiş! Türkiye, Güney Rum Yönetimi’nin bu sürprizini bekler miydi bilmiyorum. Fakat Rum’u koklaya koklaya değil, dövüşe savaşa ölürken tanıyan Kıbrıs Türk insanı için bu son tasarrufu sürpriz olmadı! Olay şu: Geçtiğimiz günlerde Güney Kıbrıs Enerji Bakanı Lakkotripis aniden Mısır’a uçtu ve oradaki yetkililerle 12. Parsel’deki Afrodit yatağından çıkartılacak gazın borularla direkt Mısır’a ulaştırılmasına yönelik anlaşmayı imzaladı!
Haberlerde, bu anlaşmanın Türkiye’nin tepkisinden çekinildiği için özellikle gizli tutulduğuna vurgulama yapıldı… Ben yazımı yazarken henüz TC’den bu anlaşmayla ilgili resmi bir açıklama yapılmadıydı.
OLAYI ÇOK ÖNEMSİYORUM. Aslında Mısır’la GKRY arasında Kahire’de Mısır Petrol Bakanı Şerif İsmail arasında imzalan bu anlaşma tam anlamı ile Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin baypas edilmesidir! Oysa daha bir süre önce bu sorun tartışılırken, ABD’nin de çıkartılacak gazın borularla Türkiye üzerinden geçmesi taraftarı olduğu değerlendirmeleri yapılıyor ve kimse böyle bir anlaşmayı beklemiyordu! Olayın önemine gelince:
Bir: Rum tarafının bu tasarrufu tabi ki Türkiye ile zaten gergin olan ilişkileri daha gerecektir!
İki: Doğal olarak müzakereleri olumsuz etkileyecektir
Üç: AB’nin “müzakereler başlarsa Doğu Akdeniz’deki enerjinin de masaya yatırılması” gerektiğine ilişkin önerileri geçersiz hale gelecektir çünkü TC devreden çıkartılmıştır!
Dört: Ankara’nın olaya sessiz kalmayacağı varsayımında Kuzey ile Güney ilişkileri de olumsuz etkilenecektir…
GÜNEY BUNU HEP YAPAR: Öteden beri Kuzey’i tırnak kadar dikkate almadan, “benim egemenlik hakkıma kimse müdahale edemez” diyerek siyasi dengelerle oynayan Rum tarafı bu kez baltayı taşa mı vurdu diyelim! Çünkü bu son imza olayı ayni zamanda Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs’ın egemenlik haklarının da ihlâlidir! Dolayısıyla Ankara’dan “oldubitti” demesini beklemek mümkün değildir!
BUNA KARŞIN: Keşke diyoruz! Türkiye Orta Doğu’da kazandığı o yıllar öncesi prestijini Erdoğan’lı ve Davutoğlu’lu “yanlış siyasetlerle” sıfırlamasaydı! O prestij ve siyasi erk işte şimdi Türkiye’ye lazım oldu ama çok geç! Tabi bundan sonrası için “bakalım ne olacak” diyoruz!

**********      
Sendikalar sosyal ve ekonomik adaleti mi oluşturmak istiyorlar?

Tabii ki “tepedeki yönetimin” Kıbrıs Türk halkına nasıl ve hangi vizyonla baktığını bilmiyorum. Hatta sendikaların “sendikal işlev ve hakları” gibi görülen eylem ve muhalif çıkışlarını hangi toplumsal çıkarlar düşüncelerinde gerçekleştirdiklerini de bilmiyorum…
Mesela vakti zamanının İngiliz sömürge yönetimi Kıbrıs’taki Türk ve Rum ahaliyi dört kişilik bir ailenin aylık parasal harcamaları hesaplarında değerlendirirdi! Bu hesap sonucunda da memurların, polislerin, işçilerin aylık maaşlarını ayalardı! Tabi Sömürge Yönetimi olduğu için kimselerin bu maaşları sorgulamaya hakkı yoktu!
Mesela 1963 Kanlı Noel’inden sonra bizler de iki üç kadar uzun bir süre Başbakanından tüm devlet çalışanlarına kadar otuz TL ayda aldıktı. Tabi bu da seferberlik toplumu oluşumuzun kaçınılmazlığından kaynaklanan bir zorunluluktu!
SORUNLAR 1974’TEN SONRA ÇOĞALDI. Kısaca devlet olduktu! Devlet olmak zor zanaat olduğu için de tutun ki “İngiliz sömürge dönemi maaş paylaşımı” ile “1963 maaş paylaşımları” arası formüllerle yeni bir “maaş paylaşımları” tablosu yaptıktı! Tabii Türkiye’nin gönderdiği veya gönderebileceği paraya göre!
İtiraf edelim. TC’den pompalanan paranın hesabını yapan da toplum katlarına dağıtan da gelirler giderler dengelerinin hesaplarını tutanlar da ayni zamanda parayı emir komutalarında ve ellerinde tutan “Yürütme” erkindeki Yönetimle üst kademe bürokratlarıydı! Dolayısıyla ve her zaman o paranın aslan payı “tepeden başlayarak kendilerinin olurken, artan da tabana doğru pay edilirdi!”
BU DÜZEN GÜNÜMÜZE KADAR GELDİ. Fakat tahammül ve sistemi zorlayarak! Ki bir daha itiraf edelim: “Öyle geldi böyle gitmez” denildiği için 2011’de Tek Sosyal Güvenlik Yasası çıkartıldı! Çünkü ticari kesimlerin de söylediğince yirmi bin kişilik “devlet çalışanları” zümresine karşı seksen binlerdeki özel sektör çalışanları arasında parasal ve yaşamsal yönlerden büyük farklar oluştu. Her halde buna da “sosyal adalet” denemezdi. Hatta biz çoktan “rezilliktir” dedikti!
ANLAYAMADIĞIMIZ ŞUDUR: Şimdilerde sendikalar yeni “sosyal güvenlik sistemi ile istihdam edilenlerin yeniden düzenlenen maaşları” ve “kaldırılan eşelmobil” nedeniyle eylemlere başladılar. Anlayamadığımız şudur: Sendikalar mesleki kesimler arasında var olan bu büyük toplumsal anomaliye çare üretmek amacıyla mı eylem kararı aldılar?           Yoksa öteden beri özel sektörle kamu çalışanları arasında süregelen maaş farklarının korunmasını savunmak için mi eylem yapmaktalar?”
KISACA: Amaç tek sosyal güvenlik sistemini işlevi ile çalıştırmak mı yoksa tu kakadır diyerek lağvetmek mi? Çünkü unutmayalım ne paramızın sahibiyiz ne de devlet gelirlerimizin!               
**********
Kısaca takıldığım: (Azıcık ucundan bile verseniz yeter!)

Gel de kızma! Biz önümüze gelenle takışıp “hayır Türkiye bizi esir” almadı diye avaz avaz bağırırken bakın ne oluyor?
Dün Başaran Düzgün dayanamayıp köşesinde ayazlatınca hatırladım: Daha 1974’ten önce bile benzer sorunlar vardı! Dün de şikâyet ve serzenişleriyle Başaran Düzgün hatırlattı: Çok kısaca olay KKTC’deki “TC” amblemli irili ufaklı ticari, sanayi ve turizmle uğraşan kurum ve kuruluşların, sanki ayda imişler gibi KKTC medyasına reklam vermek gereğini duymamaları! Başaran Düzgün bu sorunu Bülent Arınç’ın basın toplantısında neşterlerken, TC’deki esas “ana müesseselerinin” ora medyasına nasıl sayfalar dolusu reklamlar verdiklerini, sponsorluk görevi yaptıklarını hatırlattığını aktarıyor ve Havadis gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni olarak “çektiğimizi biz biliriz” haklılığında yakınırken şöyle diyordu: “Ne yani sıcak suya atılmış kurbağalar gibi yavaş yavaş yok olmaya rıza mı göstereceğiz?” Tabi Başaran Düzgün İş Bankası’ndan AKSA’ya, THY’ye kadar o TC kökenli müesseseleri işaretliyor ve göreve davet ediyordu…
KISACA: Kıbrıs Türk halkının ambargolar altında canı çıkıyor! Yetmiyor bir de TC’nin Mersin Gümrüğü’nü aşamıyor, tarımsal ürünleri ya elinde kalıyor veya vapurlar dolusu geri gönderiliyor.
KKTC’de Barış Harekâtı’ndan yıllar önce kurulan TC kökenli bankalar sonrası müesseseler batıp giden futbolumuz ve öteki tüm spor dallarımız vizilerlerken ne sponsorluk geliyor akıllarına ne de yardım!
Kıbrıs Türk medyasına azıcık soluk aldırmak için bile reklam vermek gereğini duymuyorlar!
Kültürel olayların dışında kalıyorlar, sanatı ve sanatçıyı destekleyecek pek az etkinlik yapıyorlar!
Ve insanı isyan ettiriyorlar: Yahu KKTC’de varsanız, ticari ekonomik faaliyetlerinizi sürdürüyorsanız, kazanıp kâr yapıyorsanız, artı adınız şanınız KKTC ile değil TC ile anılıyorsa, çok değil “azıcık ucundan!” Kıbrıs Türkü’ne yeter de artar bile!