Bazıları, ısrarla Kıbrıs Türk halkını “salak” zennediyor.
Ya da moda deyimle, “zekamızla dalga geçiyor”…
Siyasetten bahsediyorum.
Daha doğrusu siyaset matrabazlarından.
Yahu bir ülke her hükümet dönemi mi aynı şeyi yaşar?
Kimisi etnik kökeni hortlatır…
Kimisi bölgeciliği…
Neden?
Hükümet yeni kuruldu ya…
“Rant” kapacaklar…
“Makam” kapacaklar…
Neyle tehdit ediliyor siyaset?
“İstifa” ile…
“Yeni parti kurma” ile…
Siyasette lider olsam derim ki: Cehenneme dingil dingil…
Bal gibi de rantçısınız…
“Bizim köyden müdür atamadılar” diyen istifaya sarılıyor…
“Karadenizli ataması yapılmadı” diyen, parti kurmak istiyor…
İsteyen isteyene…
Siyasetçi “fırıldak” da tabanı sanki mısmıl…
Böyle tabana, böyle siyaset…
Diyeceğim o ki…
Biz bu filmleri çok gördük.
Makam ve mevki sevdalıları, her seçim ve hükümet dönemi ortaya çıkar.
Siyasetçiyi “istifayla”, “başka partiye geçmekle”, “başka parti kurmakla” tehdit eder.
“Domuzdan bir gıl da ben koparayım” mantığı…
40 dervişiz birbirimizi bilmişiz…
Şu su meselesi…
Geldiydi, gelecekti…
Aktıydı, akacaktı derken…
Su barajda…
Billur gibi su arıtmadan çıkıyor…
Biz gene Hamitköy’de “köpürmeyen duzlu su” ile cebelleşiyoruz.
Tarıma falan hiç girmeyeceğim.
Şimdi hükümet değişti.
Gene gündemde…
Nazım Çavuşoğlu, bugün Türkiye yolcusu.
Yarın “süper bakan” Veysel Eroğlu ile görüşecek.
Son pürüzler giderilecek…
Çavuşoğlu “fiyatı da belirleyeceğiz” diyor…
Bu arada şartname de Türkiye ile ortak yazılacak…
Fiyat da Türkiye ile belirlenecek.
O kadar uzadı ki bu tartışma…
Hep beraber bıkıp usandık.
Basit bir “icraatı” yapamayacak kadar kötü bir kamu düzenine kavuştuk.
Kamu düzenimiz “bir bardak suda boğulalı” çok oldu da…
Bakalım deniz altından gelecek milyonlarca metreküp su başımıza daha ne işler açacak…
Ne kaldı ki?

Müzakerelerde Akıncı- Anastasiades bir yılı geride bıraktı.
Da…
Süreç 50 yılı geride bıraktı.
Ne kaldı konuşulmayn?
Toprakta…
Mülkiyette…
Vatandaşlıkta…
Yönetimde…
Güç paylaşımında…
Hatta garantilerde…

Bilinmeyen, tartışılmayan ne kaldı…
Denktaş- Klerides…
Denktaş- Vasiliu…
Gene Denktaş- Klerides…
Denktaş Papadopulos…
Talat- Papadopulos…
Talat- Hristofyas…
Eroğlu- Hristofyas…
Eroğlu- Anastasiades…
Akıncı- Anastasiades…
1968’den beri…
Her şey görüşüldü… her şey kayıt altında…
“Bölgesel dengeler…”
“Garantörlerin değişen çıkarları…”
Başka?
Ötesi de kalmadı…
Diyor ki Akıncı:
“Görüşmeleri hızlandıralım. Direk topraktan başlayalım. Garantörleri de toplayalım, referandumun önünü açalım…”
Aslında bu kadar basit.
Annan Planı’ndan bugüne aslında bu kadar basit…
Ömrümüzü yedi bu “mesele…”
Belli ki yemeye de devam edecek.
Meseleden beslenen o kadar çok insan var ki…
Neden “mutlu son” olsun ki…
Yoksa…
Görüşülmeyen tek bir konu dahi kalmadı…
































