Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Provokasyon hoşunuza gider miydi..?

Polis Genel Müdür Vekili Pervin Gürler, Meclis Ekonomi, Maliye, Bütçe ve Plan Komitesi’nin, Polis Genel Müdürlüğü bütçesi görüşmesine katıldığı sırada, törenlerde yaşanan olaylara da değinerek, “Bundan sonra günün anlam ve önemini belirten pankartlar dışında bir görüşe izin verilmeyecek” demesi kıyameti kopartmaya yetti…
Maalesef çoğunluk, serin kanlı düşünüp, olayın bir kamu güvenliği, kamu düzeni meselesi olduğunu aklına getirmedi. “Benim yaptığım bir gösteriye, karşı taraf pankartlarıyla dalarsa, ben bundan şikayet etmez miyim” demedi…
Gürler aleyhine olduğu bilinen CTP kanadı, bunu bir fırsat olarak değerlendirdi…
Sadece CTP değil, toplumun bir çok kesimi, duruma aklı selimle değil de, duygusal ve politik bakmayı tercih ettiler…
Son 15 Kasım törenlerinde gösterileri engellenen vicdani retçiler, 29 Ekim törenlerinde ‘Askerlik Namustur’ ve “Vicdani Redde Hayır” pankartları açılan gösteriye karşı çıktıklarını niye hatırlamadılar.
Hele daha çok kısa bir süre önce görevden ayrılan Yüksek Mahkeme Başkanı Nevvar Nolan’ın bu polemiğin içine dalmasına ne yalan söyleyeyim, çok şaşırdım…
Üstelik de Nolan, “Gürler bu yetkiyi kimden alıyor” dedi ya, işte o noktada şaşkınlığım bir kat daha arttı.
Biz Sayın Nolan, ya da Barolar kadar adli davaların içinde değiliz. Ancak araştırdık ve gördük ki, kolluk kuvvetlerinin bu yetkisi Anayasa’dan kaynaklanmakta… 
Anayasası’nın 32. Maddesi, “yurttaşların, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplanma veya gösteri yürüyüşü yapma hakkına sahip oldukları ve bu hakkın, kamu düzenini korumak için, yasa ile sınırlanabileceğini düzenler” diyor.
İşte bu konuda düzenlenen Yasa da, 51/1984 sayılı Polis Örgütü Yasası. Ve 8. Maddesi, tam da bu konuda polisin yetki ve görevini düzenliyor. Bakın nasıl başlıyor ilgili madde; 
“Kamu yararının gerektirdiği özel  durumlarda,  resmi törenlerde ve anma günlerinde, toplantı  ve  gösteri yürüyüşlerinde ve yasal her tür  toplantıda nizam ve  asayişi korumak….”
Yine Yasa’nın 85. maddesinde “Emniyet ve asayişi; kamu düzenini ve kamu güvenliğini;
kişi, tasarruf ve konut dokunulmazlığını;   yurttaşların can, mal ve namusunu korumak ve kamu   huzurunu, sulh ve sükunu sağlamak” deniyor.
Konu resmi tören meselesi değil. Resmi tören de aslında bir gösteri. Onu düzenleyenler, ona inanan gruplar. O gösterinin içine, tam da karşıt görüşleri savunanların pankartlarıyla girip slogan atmaları kamu düzenini bozar mı, bozmaz mı? O resmi törenin ya da gösterinin güvenliğini etkiler mi etkilemez mi?
Bence bu tam bir provokasyondur ve nasıl sonuçlanacağını kimse garanti edemez.
Aynı şekilde, sol bir gösterinin içine, sağ sloganlar ve pankartlarla dalanların olduğunu düşünün, aynı tehlike geçerli değil mi..?
Artık Kaymakamlık mı olur, polis mi olur, Bakanlar Kurulu mu olur, diğer gösteri için uygun bir yer gösterir, o gösterinin de huzur içinde yapılmasını sağlar…
Eğer Pervin hanım da bizim bu düşündüklerimiz gibi düşünmüşse haklıdır ve zaten görevi de budur. Yalnız, bence ağzından çıkanların nerelere çekileceğini düşünerek konuşmalıydı. Söylemi daha açık, anlaşılır olmalıydı. Yani her görüşten gösterinin güvenliğini düşündüklerini, onun için böyle bir tedbir alacaklarını, diğer göstericilere yer göstereceklerini söyleyebilirdi. Tabii bu noktada, 29 Ekim törenlerindeki ayni korsan gösterinin neden engellenmediği sorusu da akıllarda duruyor. 
Bu noktada en doğru söylemi CTP milletvekili Ömer Kalyoncu dile getirmiş.
Kalyoncu, polisin bir olaya müdahale ederken öngörülü olması gerektiğini, devlet töreninde bu tip pankartların açılmasına izin verilmemesi gerektiğini ya da fikirlere aynı şekilde önem verilmesi gerektiğini belirtmiş. İşte aklıselim bu…
Olay ne Pervin Gürler meselesi, ne de politik karşıt görüşlerdir. Olay, kamu düzenidir.
Bizim sorunumuz ise, her olaya siyasi kavgaların kıskacından bakmak…

YERİN KULAĞI VAR
KİM BU ADAY:
DP eski Genel Sekreteri ve eski İlçe Başkanları, “Bizler Anayasamızın çizdiği sınırlar içerisinde hareket etmeyi kabul edecek olan, müeyyidesi olmadığı için Anayasal sınırlar dışına çıkıp özellikle siyasi partilerin iç işlerine müdahale etmeyecek kişileri destekleyeceğimizi şimdiden beyan ederiz” açıklamasıyla kime oy vermeyeceklerini ima ettiler…. Anayasa’nın çizdiği sınırların dışına çıkan, özellikle de partilerin içini karıştıran aday kim olabilir acaba..?

KİMSE İNANMADI:
Bağımsız Cumhurbaşkanı adayı Kudret Özersay kendisinin “halkın adayı” olduğunu iddia ederek, Eroğlu ile Akıncı’nın tarafsız ve bağımsız aday olduğuna inanmadığını söyledi. Zaten onların bağımsız olduğuna inanan yok. Birisi UBP-DP, diğeri ise TDP-BKP ortak adayı. Zaten kendileri de inkar etmiyor. Siz bakmayın biz “bağımsız adayız” dediklerine…

AYRILIK MI:
Dikkat edin; şu söylemler hepsi bir kaç gün içinde dile getirildi; BM Genel Sekreteri’nin Danışmanı Eide’nin, “Ben son danışmanım… Çözümsüzlük siyasi kültür haline geldi” sözleri, The Economist dergisinin “iki ayrı devlet” yani taksim’in konuşulmaya başlandığı yorumu ve en son olarak da KKTC Cumhurbaşkanı’nın Müzakerecisi Ergün Olgun’un “Herkes çözümsüzlüğe hazırlanmalı” demesi… Kaynakları farklı, içeriği aynı olan bu değerlendirmelerin aynı günlerde söylenmiş olması sizce de ilginç değil mi?

GÖZLER MECLİS’TE:
Tam 4 kezdir ertelenen ve gençleri ilgilendiren yeni “Askerlik Yasası” bugün yeniden Meclis gündemine gelecek.  Muhalefetin ısrarına rağmen hükümetin işi yavaştan alması, dedikoduları da beraberinde getiriyor. Ancak sonuç ne olursa olsun, öyle veya böyle,  çıkacak yasa da aynı şekilde yeni tartışmaları da beraberinde getirecek… Umarız, yine popülizm uğruna yanlış yapılmaz.

ADRES YANLIŞ:
Emekli derneklerinin geçen hafta Meclis önünde yaptıkları eylemde, “Şimdi bir kez daha istiyoruz, veriniz. Olmazsa sizinle de sandıkta görüşeceğiz” sözleri hayli ilginçti. O sıralarda Meclis kürsüsünde olan Maliye eski Bakanı Tatar ise, “biz kadük olduk, siz ödeyin” diyerek, gayet pişkin bir şekilde hükümeti eleştiriyordu. Sen, tam iki yıl mahkemedeki sözüne rağmen ödemeyeceksin, şimdi de çıkıp alay edercesine “biz kadük olduk siz ödeyin” diye bağıracaksın. Paralarını talep eden emeklilerin yürüyeceği adres ise UBP binası olmalıydı aslında…

GÜNDEM 13. MAAŞ:
Hemen her yıl bugünlerde ne olursa olsun toplumun gündemine 13. maaşlar oturur. Cumhurbaşkanlığı seçimleriymiş, müzakere süreciymiş kimsenin umurunda olmaz. Herkes ödenecek mi, ödenmeyecek mi tartışmasını yapar. Her ne kadar Bakan, maaşların sorunsuz ödeneceğini açıklasa da, özellikle de dairelerde konuşulan tek konu 13. maaşlar olur, ta ki ödendiği güne kadar. Ondan sonra ülke normal gündemine döner. Onun için yıllardır Aralık ayı, tek gündemin 13. maaşlar olduğu aydır…  Dünya yıkılsa, bu gündemin önüne geçemez.

 

ZİRVEDEKİLER
Sadiye Destur: Doğduğu günden beri Ayluga bölgesinde ve aynı evde yaşayan Destur, “Beraber kahve içtiğim eskilerden tek bir komşum kaldı… Kapımın önüne artık feslikan veya gül damlası değil, koparmamaları için kaktüs ekiyorum” sözleriyle ifade etti Lefkoşa’nın değişen yüzünü. “Ama bunun sorumlusu devlet, gelen/giden değil; evlerini satarak kaçanlardır… Kocaman bir köye dönüşen Lefkoşa bu nesli hiç affetmeyecek…”. Bu sözler hepimize kapak olsun…

 

DİPTEKİLER
Hasan Nihat Erduran: Geçtiğimiz günlerde meydana gelen ve emekli bir polis müdürünün yaşamını kaybettiği kazada en önemli etkenin yolun aydınlatılmaması olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine Karayolları Dairesi Müdürü, anayolların aydınlatılmasının zorunlu olmadığını söyledi. Zorunlu olur veya olmaz, bu sadece yasaların güncellenmemesinden kaynaklanan bir durum. Ya aydınlatma için yapılan onca masraf, Boşuna mıydı? Ya da gereksiz miydi? Bunu mu demek istiyor..? Daire yapılan yatırımın sürdürülebilirliğini sağlamak zorunda değil miydi..? En iyi yaptığımız şey, işin içinden sıyrılma kolaycılığı…