Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PROTOKOLÜ ANLAMAYA ÇALIŞIRKEN…

Geçen hafta, yıllardır reçetesi ile ilaçları Ankara’da hazırlanıp KKTC’de kanayan “iktisadi ve mali sorunların” üzerine bir plaster gibi yapıştırılırken  adına “İktisadi ve Mali İşbirliği protokolü” denilen yeni bir anlaşma daha imzalandı!

YALNIZ bu defa imzalanan Protokolün” farklı bir önemi vardı: KKTC hem “iktisadi”  hem de  “Mali” yönden iflas etmişti!  Bitikti ve eğer kan nakli  yapılmazsa mevtası kaldırılacaktı!

YALNIZ Aristo mantığına göre ortada bir terslik vardı. Şöyle ki 1974’den beridir TC ile KKTC arasında hemen her hükümet değişimi ile tekrar tekrar bir “yenisi” diyerek oluşturulup karşılıklı imzalardan sonra hamaset dolu iyi niyet temenni ve konuşmalara karşın bugüne kadar hiçbir plan ve program başarıya ulaşma, bekleneni verme şansına nail olamamıştı!

DOLAYISI İLE ne diyordu “mantık?” Eğer bugüne kadar  karşılıklı imzalarla yürürlüğe sokulan protokoller” KKTC’yi mali ve ekonomik yönden beklenen ve istenen düzeye getirememişse son imzalanan protokol da getirmeyecektir!

***

PEKİ AMA NEDEN? Biraz uzunca anlatım olacak ama yazmak zorundayım.         Şöyle ki:                                                        BU “nedenlerden” biri fakat en önemlisi  geçen hafta altında Sn. Sucuoğlu ile Koordinatörümüz Sn. Fuat Oktay’ın  imzaları olan yeni “Protokolün” adeta   adını teşkil eden o tek kelimenin protokolde yer almasıdır.  “Popülizm!”

POPÜLİZM Kelimesinin bu Protokolde bir “emrivaki” oluşturmasının doğruluğu ile  yanlışı tabi ki Sn. Oktay’a aittir!                                                                                              FAKAT kabul etmeliyiz ki  Sn. Oktay’ın özellikle seçerek Protokole soktuğu bu kelimenin önemi ve doğruluğu şu olmuştur:                                                                                               “Kelime” bu güne kadar  KKTC’de göreve gelmiş   Yönetim ve Yöneticilerinin, iktidara gelip giden olanca siyasi parti Hükümetlerinin  yüzlerinde  şamar gibi patlamıştır!                                                                                   NİTEKİM bugüne kadar  hayır yüzü görmememizin nedenlerinden en büyüğü Devlet kademelerinde “popülizmin”   en harcıalem politikalarda konfetiler gibi uçurulmalarıdır!

Nihayet sabırları taşırttığı   ve dayanılamayacak uygulamalarda vicdanları da titrettiği   son bağlamda  ne dedi  Sn. Oktay? “KKTC Hükümetinden beklentimiz popülist yaklaşımlardan  uzak, yapısal ve sürdürülebilir politikaları hayata geçirmeleridir…”                                                                                                           ***                                                 DİKKATTİNİZİ ÇEKERİM: Kaba başlıkları ile  okuma olanağı bulduğumuz “Protokolde” KKTC’e yönelik tek “uyarı”  “Popülizmden vaz geçilmesi üzerinedir…

ÖTEKİ tüm yapılması, gerçekleştirilmesi tasarlanan “mali ve İktisadi içerikli maddelerin son cümlesi “getirilecek,  geçilecek, olacak, genişletilecek, öngörülecek, iyileştirilecek…” Gibi          fiillerle sonlanmaktadır.

FAKAT “popülizm” kelimesi bu kez  protokolün satır aralarına sıkıştırılma gereği duyulmadan Fuat Oktay tarafından “beklentilerimiz” olarak ifade edilmiştir..

VE EVET o popülizm belasıdır ki Ankara’da “batmışlığımızla   mahfolmuşluğumuza çareler aranırken burada Sucuoğlu Hükümeti  kaşla göz arasında yeni istihdamlara imza atıyordu!                                                        Ki medya manşetlerinde sivil toplum örgütlerindeki tepkilerde “hani da para yoktu. Eğer yoksa bu yeni istihdamlar neyin nesi” feryatları yükseliyordu!! Ki imzalanan  protokolde “popülizm olmayacak” uyarısına karşın!

***

TABİ Kİ bugüne kadar imzalanan “Protokollerin” başarıya ulaşamama nedeni  sadece “partizanlık, eş dost kayırmaları, iktidara gelebilmek uğruna toplumun her kademesinde  sürdürülüp götürülen popülizm… Yada müşavirler, yeni atamalarla sürekli  şişirilen bürokrasi falan da değildir!

NİTEKİM bu ülkede mesela Asil Nadir döneminde Mağusa limanı rıhtımına  demirleyen  gemilerin biri gider ikisi üçü gelirken aylar süren “mayna mayna, vira vira”  seslerinde çalışan işçiler de mesut ve mutluydular taşımacılar da narenciye işçileri de tüccarı taşeronu da hatta..                                                                                    PANDEMİ öncesi tatsız olsa da ada ekonomisinde yeri olan casinolar, sürekli artan turist sayısı, peş peşe inşa edilen lüks oteller TC’den gelen şarkıcılar türkücüler derken tutun ki KKTC ekonomisi ivme kazanırken, en azından gençler Güney’deki otellere iş yerlerine aş iş uğruna taşınma gereğini duymazlardı..

HIYARIN domatesin fiyatı dört beş lirayı geçmezdi! Elektrik akaryakıt canlar yakmazdı! İnsanlar “yandık anam, battık anam” diye feryat etmezlerdi!

TUTUN Kİ “hizmet sektörü” ülke ekonomisinin tekerliğini döndürürken o sektörün ihtiyacı olan zirai, sanayi ve ticari ürünler de alınıp satılma gibi ekonominin en basit fakat vazgeçilmez kurallarında KKTC’nin çarklarının dönmesine yardımcı olurdu.. Karpuz bile ihraç ederdik!

***

GENE YETMEZ AMA: O günlere geri dönsek bu kez dünya koşulları farklı.. Ukrayna Rusya savaşı var olumsuz etkisi dünyasal!

HER halde “ekonomi” dediğimiz her devrin koşullarına adapte olabilme becerisini de gerektirir..

Bunu bir avuç nüfusla yapamazsınız ama. Ki nüfusumuz 4 yüz bin kişi bile değil.. Bu nüfusla “ekonominin” ne içte ne dışında çarklarını döndüremezsiniz.. (Yarınki yazımda da  bu çok önemli olması gereken  nüfus sorununa bakacağım…)