Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PRATİKTE KAYBEDİLEN AŞK VE AYAKTA KABUS GÖRME HALLERİ

1997 Temmuz’unda yazılan sayıklamalar…

***

Çok uzun zaman önceydi.
Bir akşam vakti sözleşmiştik Alagadi’de buluşmak için.
Gökyüzünde yusyuvarlak Ay’a denk düşürmüştük randevuyu.
Ay’ın yarattığı gelgit, sarsıntılı ruhlarımızla birlikte, denizi de dinginleyecekti.
Dalgalar, yeleleri rüzgarda savrulan, dörtnala kalkan vahşi bir at gibi değil, muazzam dinginlik veren bir senfoninin huzuruyla karşılayacaktı bizi.
Çıplak ayakla kumsalda yürüyecektik.
İrice bir kayanın üzerine oturup, geçmişzaman anılarından konuşacaktık.
Gökyüzünde bir kandil gibi asılı Ay, büyülü ışıltılarıyla aydınlatacaktı sahili.
Ellerimizi uzattığımızda yaşamın tüm güzelliklerine dokunacaktık.
Nedensiz ve sınırsız bir sevgi dolacaktı içimize.
Ve belki de adına hayat kavgası denilen maskeli balodan sıyrılıp bizi terk edip giden insan sıcaklığına bürünecektik birkaç saatliğine.
Buna o kadar çok ihtiyacımız vardı ki.

* * *

Ben o randevuya gitmedim.
Hayat denilen kavgada yüklendiğim önyargılarıma esir düştüm.

* * *

Tepemizde yükselen güneş, yağda kızaran patateslerden farksız bedenlerimizi yakıp kavururken, göçebe çadırlarını andıran yüzlerce çadır kurulmuşken kumsalda ve insanlar büyük bir hazla denizde serinlemeye çalışırken, sarı saçlı, mavi gözlü bir grup geçti yanımızdan.
Ellerinde uzun sopalar, kumsala dikilen yüzlerce işareti kontrol ettiler tek tek.
Hal ve tavırlarında büyük bir ciddiyet, usta bir kuyumcu titizliğiyle yapıyorlardı işlerini.
Isı gölgede 40 dereceydi.
Akdeniz en güzel yüzünü gösteriyordu Alagadi’de.
Ve Akdeniz’in serin kollarına atılmak varken, onlar kilometrelerce sahilde bir aşağı bir yukarı gidip gelerek işleriyle meşguldüler.
Kaplumbağa yumurtalarını, bizim gibi şehir kaçkınlarından koruyorlardı.
Binlerce kilometre uzaktan geliyorlardı tıpkı kaplumbağalar gibi.
Bu topraklara ve bizim kültürümüze ilişkin hiçbir öngörüleri yoktu.
Uğruna çile çektikleri sevginin karşılığını görmeyeceklerdi hiçbir zaman.
Çıkıp geldikleri gelişmişşehirlerde, dünya nimetlerinden yararlanmak için harcasalardı Alagadi’de harcadıkları zamanı, belki de daha mutlu olacaklardı.
Ama onlar burun kıvırmadılar dünyanın sorunlarına. Kutsal bir aşkı pratiğe dökmek için, haritada bile yerini göstermekte zorlandıkları bu adacığa geldiler.

* * *

Ben o randevuya gitmedim önyargılarıma esir düşüp.
Onlar tüm önyargılarından arınarak, yollara düştüler kutsal aşklarının peşi sıra.
Biz, hayat denilen kavgayı kazanmak için maskelerimizi takıp birbirimizi hırpalama uğruna işe koyuluyoruz her sabah.
Ama onlar yaşamın kendisini koruyorlar mütevazı bir tavırla.
Ve gün 24 saat aşkın pratiğini yaşayarak…

***
17 sene sonra…
O sarı saçlı, mavi gözlü çocuklar hala o kumsalda dolaşıyorlar kutsal aşklarının peşinde.
Bizse ölüm kusan bacaları çoğalttık, Alagadi ile birlikte bu ülkeye olan aşkımızı öldürmek için…
Bizimkisi uyanıkken kabus görme halleri…