Milliyet gazetesinde, tarım için Türkiye’den 50 milyon borç istendiği haberi var. Yine haberde, vaadedilen reformlar yapılmadığı için, bu talebe soğuk bakıldığı iddia ediliyor.
2013-2015 Ekonomik İşbirliği Protokolu’na ve uygulama raporlarına baktım. Neymiş yapılmayanlar görelim diye…
Protokolda tarım şu cümleyle ifade ediliyor;
“Üretimde etkin ve verimli tarım uygulamalarına sahip, pazar imkânlarını geliştiren, rekabetçi, gıda güvenirliğini artıran izlenebilir bir yapı ile kayıtlılığı esas alan etkin bir destekleme sisteminin oluşturulması temel amaçtır. Bu temel amaçla birlikte Türkiye’den boru ile getirilecek olan suyun etkin kullanımını da sağlamak üzere bir strateji belgesi ve master planı hazırlanacak ve uygulamaya konacaktır”.
Bizde böyle bir hareket yok ne yazık ki. Ne pazar imkanları geliştirilmiş, ne rekabetçi anlayış… Suyla birlikte yapılacak üretime dair bir plan ortada yok. Esas kilit ifade, kayıtlılığı da esas alan bir destekleme sistemine geçiş ki, bu hiç yok. Destekler, sübvansiyonlar, hibeler eski hamam eski tas devam etmekte. Geçen Eylül ayında iktidara gelen hükümet de programında benzer ifadelerle bir reformdan bahsetmiş olmasına karşın, hala bir gelişme yok. Aksine üreticiye, geçmiş yıllardan kalan borçları ödeme derdinde hükümet. Deyim yerindeyse, ‘ödeyeceğim’ diye boğulmakta…
Sadece 2015 için 25 milyon yüz bin Liralık 15 adet proje var. Bunlar, araştırma-geliştirmeden tutun da, laboratuvar, sulama sistemleri, zararlılarla mücadele gibi 15 konuda proje…
Biz Protokolun sadece hibe kısmını yerine getirmişiz. Daha doğrusu, hibeleri dağıtmaktayız. Bu konuda hiç bir eksiğimiz yok. 19 milyon 850 bin liralık bir hibe programı var. Buna ilaveten, geçmiş politikaların devamı olarak ihraç ürünleri arasında adı bile geçmeyen arpa-buğday ödemeleri var ki, devletin bir an önce bu yapıdan çıkması şart…
Bakın değerlendirme raporunda tahıl üretimiyle ilgili cümleye;
“En fazla üretilen ve en fazla devlet desteği sağlanan ürünler tahıl ürünleridir. Tahıl ürünleri ithalatı en fazla yapılan ürünler olup iklim koşulları nedeniyle Kuzey Kıbrıs tahılda kendine yeterli hale gelememiştir. Bu bağlamda 2013 yılında 19.163.595 TL doğrudan gelir desteği sağlanmış, buna karşılık yalnızca arpa ve buğdayın (tohumluk hariç) toplam ithalat miktarı 100.000 tona ulaşmış olup, değer olarak da 33 milyon doların üzerindedir. Yine aynı şekilde 2014 yılında 35 milyon TL doğrudan gelir desteği sağlanmasına rağmen, 65 milyon dolar değerinde 237 bin tona yakın tohumluk hariç arpa ve buğday ithalatı gerçekleştirilmiştir. Bunun dışında 2014 yılının çok kurak geçmesi nedeniyle KKTC’nde 56 bin ton arpa, buğday sapı ithal edilmiştir. Bunun parasal değeri ise 10.360.000 dolar civarındadır”.
Şimdi “bu akılla yola devam edelim” diyemezsiniz. Tarımın istihdam katkısı sadece şu anda % 4. Bunun da büyük kısmı, ikinci iş. İçinde memurlar bile var. Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’daki yeri de % 4,7…
Bu ekonomik aılla bağdaşmayan bir üretim şekli. Devlet bütçesini ve genelde ekonomiyi zora sokan bir durum…
Ekonomik çarkların doğru işleyebilmesi, kendi ayakları üstünde durabilmesi için bekleyen onca acil yatırım dururken, daha önceki hükümetler gibi davranmaya devam eden bir hükümet, reform hükümeti olamaz… Neden edemez, çünkü Türkiye, eski Türkiye değil…
Nitekim Tarım Bakanı Erkut Şahali de, KKTC’nin paradan önce reforma ihtiyacı olduğunu belirterek, “Böyle devam ederse, tarım sürdürülebilir durumda değildir” diyor. Ve ekliyor, “Bu ay sonunda tarım reformunu açıklayacağız”…
Biz de heyecanla bekliyor olacağız… Umarız popülizm değil, ekonomik akıl galip gelir. Ancak o zaman “Bizimdir, biz yöneteceğiz” diyebilirsiniz.
YERİN KULAĞI VAR
TUTANAKLAR FARKLI MI:
DPUG milletvekili Arabacıoğlu, “Görüşme tutanakları ile Anastasiadis’in söylemleri arasında yüz seksen derece farklılıklar var. Keşke Güney Kıbrıs’taki tutanakları da görebilseydik” ifadelerini kullandı… Acaba diyorum Anastasiadis, kendi partilerine farklı tutanaklar mı sunuyor. Çünkü iki liderin söylemleri arasında o kadar çok farklılılık ve anlam karmaşası var ki, zaman zaman bizler bile, hangisinin doğru olduğundan şüphe duyuyoruz…
SORUN BELLİ AMA:
Saatte 8 bin ton su boşu boşuna denize akıyormuş. Tarım Bakanı ise, su konusunda Türkiye’den kendilerine yönelik tehdit veya baskı olmadığını, su konusunda Türkiye ile görüşmelerin iyi gittiğini de söylüyor. Peki o zaman, bu kriz niye çözülmüyor, tıkanıklığın nedeni nedir? Sorun yoksa eğer, aylardır niye hiçbir adım atılmadı, vatandaş bunu merak ediyor…
SU AKAR….:
Her işimiz tam bir komedi. Dünyada ilk olan bir proje ile ülke suya boğulmaya hazır ama, üretici son yılların en kurak yılını yaşadığımızdan şikayetçi. Ülkenin tüm ihtiyacını karşılamaya hazır su, gürül gürül akıyor ama, bir inat yüzünden hem vatandaşlar, hem de üreticiler suya hasret yaşıyoruz…
KEŞKE TEK O OLSA:
Gençlerin göç nedeninin askerlik olduğunu belirten TDP milletvekili Zeki Çeler, seferberliğin de en kısa sürede kaldırılması için çalışacağını belirtti. Göç nedenini askerliğe bağlamak ne derece doğru bilmiyorum ama, Güney’de askerlik ve seferberlik bize göre çok daha katı ve uzun yapılıyor. Keşke dünyada askere ihityaç duyulmasa ama, bunu başka yerlere çekmenin de anlamı yok…
ÖNCE REFORM:
KKTC hükümeti tarımda yaşanan kaynak sorunu için, “2016 yılı içerisinde geri ödemek şartıyla” 50 milyon TL borç istedi. Ankara ise bu talebe, öncelikle gerekli reformların yapılması şartını koydu. Şimdi hangisi haklı. Siz gereken adımları atmaz ve sıkıntıya düşerseniz, geri ödemeli bile olsa ben de bu parayı vermem. Teşvikti, kuraklıktı derken, bu paralar hep dipsiz bir kuyuya gidiyor…
BİR ACAYİP ÜLKE:
Dünkü gazetelerden iki haber. Birisi, yabancı araçlar park etmesin diye evinin önüne sarı çizgi çeken bir vatandaşla ilgili. Diğer haber ise tam tersi, vatandaş evinin önüne park edebilmek için kaldırımın önüne toprak döküp, kendince sorunu halletmiş. Eleştirdiğimizde kızıyorlar ama, ülkede otorite yoksa, herkes kafasına göre kendi kanunlarını uyguluyor. Bir acayip ülke olduk çıktık…
ZİRVEDEKİLER
Birikim Özgür: Maliye Bakanı Özgür, gerçekleri gören ve söyleme cesaretini gösteren bir politikacı. 2016 bütçesini hazırlarken 373 milyon TL’lik bir açıkla karşı karşıya olunduğunu birkez daha gördüklerini; yeni protokol imzalanmazsa bütçe açığının 1,5 milyar TL olacağını belirtti ve “Biz bu devleti yönetip halkın kaynaklarını en doğru şekilde kullanmakla mükellefiz, çarçur etme lüksümüz yoktur. Yerel gelirlerimizi en iyi şekilde değerlendirme zorunluluğumuz vardır” dedi.
DİPTEKİLER
BES: Uçan kuşa borcu olan Lefkoşa Belediyesi’nde örgütlü sendika, çalışanlar için yeni yılda 5 milyonluk maaş artışı talebinde bulundu. Bayram ödeneği, aile yardımı, doğum yardımı, kıyafet yardımı ve nice haklarla yetinmeyip mevcut gelirlerine 5 milyon artış talep etmesi, hangi akıla sığar. Talep edilen bu artış, sonuçta Lefkoşalının cebinden çıkacak. Ne hizmet veriyorlar ki, bu taleplerinin kabul görmesini istiyorlar…
































