Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Polis “düşkün” olursa… Adaleti beklemek hayal…

Polis teşkilatı, gözbebeğimiz…

Neden?
Çünkü yargının en önemli parçasıdır.
Adaletin tecelli etmesi için ,en önemli halka, polis teşkilatıdır.
Hukuk sistemi içerisinde, tahkikatı yürüten ve sonuçlandıran polis teşkilatıdır.
Polis görevini ne kadar eksiksiz yaparsa, adalet de o kadar erken tecelli eder.
Geçmişte yaşadıklarımız, gördüklerimiz var…
Suçlu yakını polislerin tahkikat yürüttüğü süreçleri de gördük…
“Polis müdürüne sormadan iş yapmam” diyen suçluları da…
Tepede ya da dipte…
Hangi kademede olursa olsun, polis içerisinde zaaf gösterenler varsa…
Bununla mücadele edecek tek nokta, yine polis teşkilatının kendisidir.
Bakınız…
Son yaşadığımız olaylar da gösteriyor ki, eğer polis sokaktan çekilir, adaleti birileri kendisi sağlamaya soyunursa…
Orada “namusluların mağduriyeti” başlar…
Polis zaaf gösterdikçe, sokak da boş kalır…
Korku da ilerler…
Namuslular, namussuzlar kadar cesaret gösteremez.
Gösteremez çünkü, kendisini koruyacak biri yoksa…
“Canımı al ama ben bildiğim yolda ilerlerim” diyecek dürüst bulmak zordur.

Polis nasıl zaafiyet gösterebilir?
Maalesef, polis içerisinde mali durumu nedeniyle çok sıkıntılı günler geçiren insan sayısı çoktur.
Bana “refah içerisinde yaşayan bir memur” gösterin, inanmam.
Kaldı ki polis…
Bordrolu çalışanlar, ancak da ayı tammlar…
Maalesef polis içerisinde de, “gece kulübü- kumarhane- mafya” ayağına hizmet edenlerin sayısının giderek arttığı söyleniyor.
Neden?
Tamamının altında yatan neden maddiyatdır.
“Denetim” adı altında gece kulübünde sabahlayan polisler vardır.
Kumarhane denetimlerini “kumarhane sahiplerine ihbar etmekle görevli” polisler vardır.
Bunların tümü yaşanarak öğrendiğimiz şeylerdir.
“İsim ver, tüm polis teşkilatı zan altında kalıyor” derseniz…
“Son yaşanan adli olaylara bakın, çek- senet davalarına bakın… tefecilerden borçlananlara bakın… mahkeme kararlarına bakın… bet ofislerini inceleyin. Zaten bu isimlerin tamamının ismi, Polis Genel Müdürünün masasında var” derim ben de…

***
Masamda bir mahkeme kağıdı

14 Şubat tarihli bir mahkeme kararı.
Kararı veren Yrgıç Alev Ulunay…
Davacı kim?
Bir “bet ofisi” işletmecisi…
Davalı kim?
Bir polis memuru… M.G… İsmine hiç gerek yok…
“Bet ofisinde oynadığı oyunların parasını ödememiş…”
5 bin TL borcu var.
Bet Ofisi sahibi de mahkemeye gitmiş…
Borç 4 bin TL…
Yüzde 14 faiz öngörmüş mahkeme…
450 TL taksitler halinde “bet ofisi borcuna karşılık” ödeyecek…
Polis bet ofise olan borcunu ödemezse “icra başlayacak…”
Bakınız…
Bu sadece bir tanesi…
Borcunu öder mi, ödemez mi ben bilemem.
Ama bir “polisin bet ofisine beş bin TL borç takması” normal mi?
Bir başkasının “gece kulübünde sabahlaması, olay çıkarması ne kadar normalsa…”

***
Güvenmek istiyorum, istiyoruz…

Ben polisimi “dipçik” gibi isterim…
Kime güveneceğiz biz…
Polis içerisinde, sürekli zaafları örten birilerinin olmasını kim ister?
Önemli tahkikatların, mahkemeye gitmeden bitmesini kim ister?
Hızlı hareket eden…
Korkmayan…
Zaaf yaşamayan bir teşkilata ihtiyacımız var.
Ben yukarıdaki örneği neden verdim?
Neden, “Bir bet ofisine polisin borcu olamaz” dedim.
İşte zaaf bu noktada başlar…
Borcunu- harcını ödeyemeyecek noktaya taşıyan her polis problem değildir.
Elbette sıkıntılar yaşanır.
Ama, geri dönülmeyen yollara sapanların, polis genel müdürlüğünce bulunması ve ayıklanması kaçınılmazdır.
Gün gelir polis “mafyanın, kara paranın ayakçısı” olur, o zaman hiç başedemezsiniz.
Bu örnek masum bir örnektir.
Ama yabana atılacak bir örnek değildir.
Polis teşkilatı  bu halkın güveneceği en önemli halkadır.
Duyduklarımdan- gördüklerimden usandım, bunaldım.
Görev, teşkilatın mevcut yönetiminindir…
Zaaflara müsaade edilmemesi  gerekir.
“Parasal” zaafları olanların, “üç kuruşa” hukuksuzluğa” yönelenlerin, polis teşkilatı içerisinde yeri yoktur.
“Mafyanın, hukuk dışı insanların” bekçiliğini, korumalığını yapmak da bir tercihtir.
Ama bunun yeri, “polis teşkilatının içi” değildir.