Plebisit mi demiştik yıllar önce?
Anımsadınız mı?
Plebisit…
Annan Planı döneminde, planın ismi kadar kullandığımız bir cümleydi “referandum…”
Bir de “plebisit” girmişti lügatimize…
Merhum Özker Özgür dile getirmişti plebisit kelimesini…
Plebisit ile referandum arasında ince bir çizgi var Anayasa hukukçularına göre…
Prof. Dr. Faruk Bilir, iki kelime arasındaki “ince ayrımı” şöyle dile getirir:
“Anayasa hukukunda plebisit, vatandaşların, belirli esaslar çerçevesinde kendi adlarına kullanmak üzere egemenliği bir kişiye verme veya o kişinin yapmış olduğu ve yapacağı icraat hakkında iradesini beyan etmek üzere oy vermeleridir.
Referandum, bir yasama işlemi hakkında vatandaşların oyuna başvurulması işlemidir(1). Referandumlar doğrudan demokrasinin uygulanmasındaki güçlük sebebiyle ortaya çıkan temsili demokrasinin sakıncalarını gidermek ve doğrudan demokrasi sistemine yaklaşmak için benimsenmiş bir yarı doğrudan demokrasi aracıdır.”
Biz referanduma gidiyoruz
Şimdi yeniden “hep birlikte karar vereceğimiz” bir noktadayız…
Gözler Cumhurbaşkanı’nda…
Süreç öyle işleyecek…
Yasal süre, 29 Haziran’da genel seçim ile birlikte “halkoylamasına” gitmeye müsait…
Çifte heyecan yaşanacak anlayacağınız…
Bir tarafta, “her partinin ayrı ayrı gösterdiği” adaylara oy vereceğiz…
Bir tarafta da tüm partilerin üzerinde anlaştığı Anayasa değişikliğine…
Dediğim gibi…
Yetmez…
Ama evet…
***
Partiler kriter koymalı
Eğer bir belediye başkanı, 4 yıl boyunca beldesine hizmet edememişse…
Devraldığı kötü mirası düzeltememişse…
İyi mirası kötüye çevirmişse…
Belediyeyi borç batağına sokmuşsa…
Çalışan huzursuzsa…
Belde halkı mutsuzsa…
“Tüm eski başkanlar yeniden aday olacak…” safsatasına son verilmesi gerekir.
Buna son verecek olan da siyasi partilerin kendisidir…
Neden mi?
Seçim propaganda dönemi başladı.
Sloganlar havada uçuşuyor…
Vaatler…
Şehirlere düşen yıldızlar…
Şehirlerin çağırdığı adaylar…
Hak ettiğiniz kentlerde hak ettiğiniz hizmetler…
Neden bunların tümü?
Tabii ki belediyeleri kazanmak için…
Peki neden?
Çünkü, siyasi partiler için belediyeler vazgeçilmezdir…
Örgütlenme orada…
İstihdam orada…
Kaynak orada…
Yerel yönetimlerdeki başarı, partiyi de iktidara taşır…
O zaman, ne kadar çok belediye, o kadar iyi parti…
Halka karşı sorumlusunuz
Lafı dolandırmaya gerek yok…
Parti genel merkezleri tabanlarına güvenir önce…
Sonra da aday çıkarır…
O adayın da getirdiği oylarla, yerel yönetici belirlenmiş olur…
Bu noktada, kentlerin, beldelerin başına gelen isimleri siyasi partiler belirler…
“Parti kazansın diye” belirlenen adaylar vardır…
Parti kazanır ama belde, kent kaybeder…
Bunun çok örneği var…
Ama “gene kazanalım” diye parti ısrar ederse, sorun orada başlar…
Bedelini çalışan öder…
O kent öder…
Genel merkezler, yerel yönetimlerle ilgili bir kriter belirlemeli…
Buna uymayan, bu kriterlere ısrarla uzak duran isimleri de yeniden aday yapmamalı…
Partileri “musibetleri” kentlerin başına bela ediyor…
Sonra da “bir şey yokmuş” gibi yeniden oy istiyor…
































