Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PERDE GERİSİ

Bugüne kadar Kıbrıs siyasi sorununa hep “çözüm” odaklı objektiften baktık. Değerlendirmelerimiz de bu fasit daire içinde dönüverdi. “Anastasiadis’le Akıncı ne dedi, ne konuştu, nerede uzlaştı, nerelerde ayrıldı…” Derken, Sorunla ilgili BM’ler ve AB kodamanlarını da gündeme alan bir süreci izledik.

Oysa Kıbrıs siyasi sorununun bir de “kulisi” vardır. Ki Volkan Vural ne diyordu? “Kıbrıs sorunu nedeniyle binlerce kişi nemalanmaktadır.” Hem Kıbrıs’ta hem de AB çevrelerinde! Ki Annan planı döneminde bu perde gerisi “kulisin” içine dalan AB’nin diplomat olmayan TC temsilcisi Karen Fogg dediğimiz hatun, bilgisayardan indirdiği sırları yayması ile ünlendiydi! Sonradan bu yayılanlar kitap da olduydu ki o günlerin en heyecanlı filmiydi!

Tabi ileride bugünlerin perde arkasını aralayacak bir Fogg da çıkacaktır, olanları yazıp anlatacak birileri de! O zaman öğrendiklerimiz karşısında yine şaşıracağız da bu kaçıncı şaşkınlık!

ÇÜNKÜ: Bugün de sorunun çözümü için müzakereler devam ederken “masada” Akıncı ile ekibi varsa, bir “ordu” da dışarıda ve dışlarında vardır! Bunlar “Sivil Toplum Örgütü” namıyla oluşmuş irili ufaklı “lobilerdir!” Bu insanların bir ayakları Güney’dedir bir ayakları Kuzey’de! Rum tarafının Kuzey’deki acentalığını yaparlarken tabi ki güçleri ile faaliyetlerini de hem Güney’deki Rum yandaşlarından hem de Rum yandaşı AB görevlilerinden almaktadırlar.

İlk akla gelecek “kaç para karşılığında” lafını söylemiyorum. Çünkü bu “insanlarımızın” iddialarına göre “ne yapıyorlarsa Kıbrıs Türk halkının yüce çıkarları için yapıyorlar! Zaten kendilerine verilen görev de “Barışçı çözüme katkıda bulunmalarıymış!”

Sanırsınız Kıbrıs Türk halkının bağrından çıkmış Rum tarafında at koşturan öncü akıncılardırlar! Tek farkları, kılıç yahut okları ile değil, mücadelelerini “fikri ve hissi” Türk-Rum kardeşliği duyguları ile yaptıklarını yutturmalarıdır!

Bu insanlarımız için de evvel emirde Türk-Rum yoktur, “Kıbrıslı” vardır! Güney-Kuzey yoktur, “tek vatan Kıbrıs vardır!” Eh zaten bu durumda dinin imanın olmaması gerektiğinden, onu da “muhterem Din İşleri görevlimiz barış havarisi Atalay Beyefendi’ye havale ettiler ki zaman zaman koluna taktığı Hrisostomos ve öteki dini liderlerle birlikte “barışçı çözüm” için çalışmaktadır.

PERDENİN ARKASI. Bir gün elbet bu adada çözüm uğruna ne dolaplar döndüğünü de öğreneceğiz. Şimdilik bildiğimiz masadaki Akıncı’nın bile “bunların” Rum yandaşları ile başardıkları uzlaşıların tırnağını başaramadığıdır! Ki yetki verseniz, yarın federasyonu kurarlar! “Nasıl’ını” ise sormayın!

 

 

DAHA HÜKÜMET KURULMADI! (NEDİR BU CELALLENME BU SALDIRILAR!)

“Hafıza’i beşer nisyan ile malüldür” derler ama benim öyle bir “unutkanlığım”” yoktur! Nitekim hem CTP-DPUG hem de CTP-UBP koalisyon hükümetlerini hatırlıyorum: Nedense ne İsa’ya yaranabildilerdi ne de Musa’ya!

2013’ün Haziran ayında kurulan geçici Siber Hükümetini saymazsak, hemen ardından kurulan Yorgancıoğlu hükümeti de Kalyoncu hükümeti de bizzat CTP’lilerin katıldığı şikâyetler furyasında mahkûm edildilerdi! Hayret ama: Her halde “geçici” olduğu için “gidici” olduğu mu düşünüldü ne, Siber hükümeti bayağı takdir topladıydı. Hatta giderken “keşke dediydim, kalsalardı!”

SADEDE GELELİM: Toplum tarafından ortak düşünce ve politik görüş paydalarında “başarısızdılar” damgasını yiyen her iki CTP ağırlıklı koalisyon hükümetinden sonra şu anda kurulması beklenen yeni hükümete medya ve kamu oyunun nasıl yaklaşmasını beklerdiniz? En azından şu temennide bulunmaz mıydınız?  “İnşallah bu yeni hükümet başarılı olur!”

Hayır öyle olmuyor! Sanki UBP-DPUG koalisyon hükümeti kurulmuş. Kurulmuş da göreve başlamış, göreve başlamış da icraatlarla reformlar yerine duvara toslamış, duvara toslamış da hem kendi başını hem de memleketin başını yarmış gibi olası hükümete  “tu kaka” denilerek, en koyusundan muhalefet yapılıyor! Yetmiyor, henüz Bakanlarının bile kim olacağı bilinmeyen “sanal bir hükümete” “siber saldırılar” yapılıyor!

Eee İNSAF AMA! Sol’daki CTP ağırlıklı hükümet gelir, memleket bir baştan bir başa “battık” naralarında yollara düşer, eylem üzerine eylem derken hay haşiminan götürürler, götürürlerken de arkasından teneke çalarlar!

Yenisi gelir ayni! Bir yenisi daha gelir bu kez de “size iki sağ partiyi kim söyledi hükümet yapasınız” diyerek karalar bağlanır, “gitti müzakereler, gitti memleket” ağıtları yakılır!

Eski Kıbrıslılar böylesi şaşkınlıklara “Yok anam derlerdi. Bunlar ne yaptıklarını bilmezler!”

YOKSA BİLİRLER Mİ? Çünkü hükümet kurulmadan olagelen olumsuz tepkilerin yaptığı çağrışım bu. Dolayısıyle “yoksa” diyoruz.

Yoksa KKTC’yi erken seçime hazırlayacak bir geçici hükümet kurmak efkârı mı vardı?

Yoksa Müzakereler süresince “masaya” müdahale edemeyecek bir siyasi iktidar yapılaşması mı ön görülüyordu?

Yoksa: Ankara’nın protokolle dayattığı reformları dondurmaya yönelik bir zaman kazanma düşüncesi mi denklem olduydu?

Yoksa bir yeni hükümetin kurulması tüm bu hesapları mı bozdu?

Bir süre geçsin öğreneceğiz elbet.

 

KISACA TAKILDIĞIM: (GIDA DENETİMLERİ ÜZERİNE)

Hükümet var ama “topal ördek!” Memleketin hangi sorununu yazalım ki (sanki hükümetler varken çok dikkate alınırmış gibi) çözümlensin! O zaman “belediyelere” bakalım. Ki bir görevleri de (her ne kadar bazı hallerde Ticaret Bakanlığı ile yetki paylaşımlarında devre dışı kalıyorlarsa da) “gıda denetimleridir!” Nitekim bir süre önce bazı kentlerimizdeki fırınlar ayni zaman dilimi içinde denetlenmiş ve tuz oranları ile nem oranları tespit edilerek açıklanmıştı. Bir iki fırın dışında hiç biri yasal limitlerde çıkmamıştı! Ki yıllardır yazdığım bir sorundur bu. “Bas tuzu sat ekmeği!” Sonra “yüksek tansiyondan git!” Sebze meyve olayı da öyle. İlaçladıktan iki gün sonra piyasaya sürüyorlar! Sonra bekle ki Kanser illetinden kurtulalım! Sınırlardan gümrüklerden dönmeleri de cabası!

Bir gün AB’ye üye olacağız. Artık bu sorunları aşmalıyız değil mi?