1883 Lübnan doğumlu ünlü şair ve yazar Kahir Gibran bir şiirinde şöyle der:
Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil/ Yaşamın kendisini özleyişinin, kız ve erkek evlatlarıdır/ Sizin aracılığınızla dünyaya geldiler ama sizden gelmediler/ Yanınızda olmalarına karşın sizin malınız değil onlar/Onlara sevginizi verebilir oysa düşüncelerinizi veremezsiniz, çünkü kendi düşünceleri var/ Eviniz onların bedenlerine barınak olabilir/ Ama ruhlarının barınağı olamaz/ çünkü onların ruhları yarının evinde yaşar/ Ve siz bu evlere konuk olamazsınız düşlerinizde bile/ Onlar gibi olmak için büyük çaba harcayabilirsiniz/ Fakat onların sizin gibi olmasını istemeyin/ Çünkü yaşam ne geriye gider ne de oyalanır dünün olaylarıyla.
ÇOCUKTUK: Çok acele ediyorduk büyümek için. Oysa zamanın hiç acelesi yoktu, bu nedenle geçip gitmiyordu, hep büyümemizi bekliyordu..
Ve biz çok sonra anladıktı koşu bandı misali zamanda yürürken; gerçekte ne kadar durağan olduğumuzu. Anladıktı ki zaman akıp gitmiyor, akıp giden biziz zamandan!
Nitekim çocuktuk büyüdük… Oysa zaman hep ayni zamandı. Yine mevsimler vardı. Yine gece ile gündüz. Yine güneşin etrafında dönüyordu dünya. Zamandan kayıp çocukluktan yetişkinliğe geçen bizdik kısaca…
_______________________________________________________________________________
AMA NASIL? Tabi ki bir makastan çıkmış modeller değildik! Değişirken mi büyüdüktü yoksa büyüdüğümüz için mi değiştikti? Bilmiyorduk! Ama geriye dönüp baktığımızda onca özlemimize karşın, çok zamansız büyüdüğümüzü anladıktı çünkü çok ağırdı omuzlarımızdaki hayat yükü!
Yetkili yetkisiz, sorumlu sorumsuz insanlar arasında büyüdük. Ezildik, galiba ezdik de! Sevdik sevildik, galiba ihanete uğradık, ihanette bulunduğumuzca… İyilik yaptık kötülük yaptık, yalan söyledik, hep olduğumuzdan farklı ve üstün göstermek istedik kendimizi!
Bazan kuyrukları olduk ekabirin, siyasilerin bazan kuyruklarımız oldu bizim de.. Kibirden çatladık geberdik!
Zaman aktı gitti işte!
_______________________________________________________________________________
YAŞLILIK: Nedir diye sorsalar, “zaman içinde yürürken kemale eren insanın geçmişi ile hesaplaştığı dönemidir” derim…
Geriye dönüp baktıkça pişmanlıklarla sıkışırken sızlayan kalbimden anlarım. Utançla kızarır yüzüm ve yüzünüz! Başınızı öne eğersiniz!
“Keşke”li dönemlerdir yaşadığınız. “Neleri yitirdiğinizi neleri kazandığınızı, sevgileri aşkları, yitip giden fırsatları, “keşke olmasaydı” dediğiniz olayları ve hiç kimseye hâlâ anlatamadığınız, paylaşamadığınız, sizinle birlikte son yolculuğuna çıkacak sırlarınızı…
Anlata anlata bitiremediğiniz maceralarınızı! Karşınızdakinin, “meğer sen neymişsin” demesini beklerken, tadına varamadığınız hatıralarınızı… Olmayan kahramanlıklarınızı, yaşamadığınız aşkları, başaramadığınız işleri söyle anlata bitiremediğiniz geçmişinizi!
Ve anlarsınız ki “onların ruhları yarının evlerinde yaşar!” Sizsiniz onlar, avlatlarınız, yarının büyükleri sahipleri…
_______________________________________________________________________________
DÜŞÜNDÜK: Bunları neden düşündüğümüzü bilmiyoruz. Bu Kıbrıs çok yıldırdı bizi. Televizyona ilk çıkışım Rahmetlik Denktaş’laydı. Biz bir iki gazeteci sorular soracak o da cevaplayacaktı. Ne istediklerimi sorabildiydim ne istediğim cevapları alabildiydim tek bir soru dışında: “Yani Sn. Cumhurbaşkanım” dediydim çocuklarımızı da mı mevzilere sokacağız?” Gözlerini aça aça saldırmıştı rahmetlik bana: “Gerekirse evet” diyerek…
Oysa ne diyor Kahil Gibran şiirinde: “Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil…/ Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler…/Çünkü kendi düşünceleri var, kendi evlerinde yaşarlar, onlar sizin gibi olamazlar…”
Öylesi dönemler yaşıyoruz işte şimdilerde.. Sınıflar arası değil kuşaklar arası çatışmalardır yaşadığımız.. Biz mi onları anlayamıyoruz yoksa onlar mı bizi? Fakat kuşaklar arası çatışmadır sürdürdüğümüz… Kendi geleceğimi görüyorum elbet, işte şurada! Fakat yetiştirdiklerimizin asla! Çünkü biz hiç onlar gibi olmak istemedik, onların bizim gibi olmasını istedik.. Yoksa bu nedenle mi göremiyoruz geleceği?
































