Yavaştan yavaştan ülke tanımları da değişiyor! Öncelerin “geri kalmış, kalkınmakta olan, kalkınmış ülkeler” tanımları artık “radikal, muhafazakâr ve laik devletler olarak ifadelendiriliyorlar… Semavi dinler Haçlı Seferlerinden bu yanadır ilk defa bu kadar belirleyici oluyorlar! Üstelik “tek bir Allah” mefhumuna karşın! Tek Allah’a inancın birleştiriciliğine karşın!
ÇÜNKÜ: “Kalkınmışlıkla çağdaşlık – Geri kalmışlıkla ilkellik” arasında oluşturulan büyük uçurumu kimseler kapatamıyor! Çünkü o uçurumun nedenleri arasında “ilimin üstünlüğü ile cehaletin üstünlüğünün egemenlikleri vardır. Zaten Kant’a kadar “din” teologlar tarafından bilim olarak kullanılıyordu! Bu nedenle “dünya yuvarlıktır” diyen Galleo aforoz edilebiliyordu!
Bugün de geri kalmış ülkeleri yönetenler siyasi iktidar sahipleri değildir… İşte o Teologizmle hareket ederken kitleler halinde insanları peşlerinden sürükleyenlerdir…
Kısaca geri kalmışlık “cehaleti,” cehalet “dogmatizmi,” dogmatizm tutun ki “şiddeti” de getirdi! Kaldı ki söz konusu olan “Allah”tır ve “Allah yolunda” yaşarken Allah için ölmektir!”
Avrupa ile Amerika bu “cehaleti” çok akıllıca kullandılar! Mesela hep söylerler: “Almanya’yı Türk işçileri kalkındırdı” derler… Buna karşılık “Türkiye’de üniversiteler kuran, Ankara gibi bir kenti yaratan da 2. Dünya savaşında Almanya’dan kaçıp Türkiye’ye gelen Almanlardı!” Fakat orası Almanya işte!
Türkiye ise hâlâ kalkınmaya çalışan ülkelerdendir! Ve hâlâ “muhafazakâr ülkeler” sıralaması içindedir! Gerçekte ise tarikatların birbirleriyle zıtlaştıkları konumdadır!
FRANSA’DA YAŞANAN OLAY: Geri kalmış ülkelerle kalkınmış ülkelerin “din üzerinden hesaplaşmalarıdır! Terörle şekillense de kavga “Müslümanlıkla-Hıristiyanlık” çekişmesinden, “senin dinin, benim dinim” tartışmalarından da kaynaklıdır! Ki bu gün Hıristiyanlık dünyası için mesela “Hz. Muhammet, son peygamber Hz. İsa olduğundan “peygamber değildir!” (Bunları bizzat işittim. O kadar ki Hıristiyanlık dünyasının bir kısmı da Papa’dan nefret eder ve felâketlerin başıdır derler!)
Buna karşın Müslümanlar için Hz. İsa bir “peygamberdir…”
GELELİM FRANSA’DAKİ DERGİYE: Terör olaylarına neden olan “dergi” resmen “İslamiyet’le alay eden, Müslümanlık dünyasının inançlarına tüküren bir yayın politikası içindeydi! Tutun ki “geri kalmışlığın simgesi durumuna gelmiş “İslam aleminin peygamberini” kalkınmışlıkla çağdaşlığı yakalamış karikatüristlerin karikatürize ederek aşağılamalarıydı!
Ki çoktandır o Avrupa bunu yapıyor! Türkiye AB kapıları önünde bu nedenle bekletiliyor! Kıbrıs’ta Rum’un Türk halkına reva gördüğü zulme bunun için gözlerini kapatıyor! Filistinlilerin Yahudiler tarafından kıyılmasına bunun için ses çıkarmıyor!
Hadi sırası geldiği için “cübbe ile asa’nın, haç’la çan’ın mucizesini de yazalım:
BİLİR MİSİNİZ? Makarios’un tüm dünyada popüler bir siyaset adamı olmasının tek nedeni vardı. “Sırtındaki cübbesi ile elindeki asası!” Ki ellerini krallarla kraliçelere öptürürdü! Geçmişte çok dürtüklüyordum bu gerçeği… Ve diyordum ki “çekip alın Makarios’un sırtındaki cübbeyi, elindeki asasını, bırakın öylesine cascavlak, bakalım itibarı kaç para eder!”
KALDI Kİ: El Kaide’den İşid’e gelene kadar “Müslümanlık ve insanlık dünyasını tehdit eden terörizmin, yaşanan felâketlerin, dine dayalı ne kadar örgütsel ve illegal güçleri varsa, hepsinin de arkasında “kalkınmış ülkelerin desteği de vardır! Silah satışları da vardır, onları eğitip mesela Ortadoğu’ya terörist olarak salmaları da vardır!
Eh, zaman zaman tekerlek döner! İlahi adalettir! Bumerang gibi “tüm kötülükler” döner “yaratanı” ile sahibini bulur!”
YA KKTC’de NEDİR DİN? “Keşke azıcık olsaydı” dediğimiz çok oldu! Buna karşılık parmakla gösterilecek kadar nev’i şahsına münhasır bir “din ve dindarlık anlayışı vardır” Kuzey’de! Ecevit bile farkına vardıydı, diyordu ki “Rum halkının mücadelesi, Eoka’sı falan kiliseden kaynaklıdır! Türk halkı kendisine “mücahit” denmesine karşın “mücadelesini ne camiden ne de dinden kaynaklandırdı. Milliyetçilik üzerinden sürdürdü.” (Benzeri ifadeler.)
Buna karşın namazında niyazında olanlar, orucunu tutup Hacca gidenlerle, bayramdan bayrama camiye gitme geleneği sürdürenler, kısaca “dini bütünlerle” dinin d’sini bile bilmeyenler bu ülkede birbirlerine hiç karışmadılar…
OYSA HAYRET: Kimselerin dini imanı ile uğraşılmayan bu memlekette insanların “siyasi tutumları, izm’leri ile çok uğraşıldı! Mesela: Dr. Küçük’lü dönemlerde “Moskof uşakları” yakıştırması vardı! Hatta Rumcular! İngiliz sömürge Yönetimine yakın duranlara “İngilizciler” derlerdi!
Denktaş döneminde siyasi tutumlar da değişti. Bu kez solculara “Komünistler” dendi! Dolayısıyla sağda olanlar otomatik olarak “milliyetçiler” sınıfını teşkil etti! En büyük hamahumayı da bu kesim yaptı! Nasıl yapıldığını öğrendiklerinde “solcular” da iktidar oldulardı!
KISACA: Kıbrıs Türk halkı bünyesinde siyasetin envai türlüsü yapıldı ama “din” sadece Şeyh Nazım’la Dr. Küçük üzerinden çok kısa bir devre spekülasyon haline getirildi!
Yine sorulası sorudur ama? Mesela TC insanları “böylesi bir din anlayışını” kafalarına çok da sığdıramazlar! Onlar için din camidir, namazdır, oruçtur, Hacı olmaktır, tutun ki radikalleri için kadınların başlarını örtmeleridir, muhafazakârları için erkek kadın ayırımının olmasıdır falan…
Kuzey’de bunları görmek mümkün değildir… (Şimdilik diyelim!) Ve ekleyelim: Çok klasik laf da olsa gerçek gerçektir. “İnsanlık her devrede ektiğini biçti!” Kendini salyangoz kabuğuna hapsedip kurduğu saadet zinciri ile dünyaya ayar vermeye çalışan Avrupa da zamanı geldiğinde her belâdan nasibini alacaktır…

Sonraki Haber

























