Son dönemlerde Türkiye’de heyecan verici bir olay yaşanıyor. Doğan Holding Yönetim kurulu Başkanı Begümhan Doğan Faralyalı bir yıldır üzerinde çalıştıkları “Türkiye’nin Ortak Değerleri-Müştereklerimizi Keşfedelim Geleceğe Birlikte Yürüyelim” kampanyasını açıkladı. Hemen her kesimden meslek grubundan büyük ilgi gören “kampanya” anında medyanın da gündemine oturdu.
Kampanyanın içeriği ile bir yıldır üzerinde çalışılanların neler olduğunu teferruatı ile bilmiyorum. Ancak açıklamanın sadece “başlığından” bile etkilendiğimi söyleyebilirim çünkü KKTC’de de böylesi çalışmalara, arayışlara ihtiyacımız vardır. Hem toplumu ulusal değerler yönünden yeniden belirlemek hem de tarihi ve kültürel açıdan yeniden kategorize edebilmek için.
Çünkü bu ülkede pek çok kitap, araştırma, röportajlar yayınlanmış, pek çok konferanslar paneller yer almış, fakat onca üniversitemize karşın henüz Kıbrıs Türk halkının “sosyolojisi” ile “psikolojik karakteristiğini” belirleyen araştırmalar yapılmamıştır. Hatta kendimize özgü “Kıbrıs Türkçemize” karşılık bu dilin “etimoloji” yönünden bilimsel çalışmaları da yapılmamıştır. Sadece İngiliz’in adaya geldiği yıllarda yine bazı meraklı İngilizler tarafından Kıbrıs halkının yaşam gelenek göreneklerini anlatan, bazılarını benim de okuduğum kitaplar yayımlanmış fakat bu kitaplarda Rum halkının yaşamı detaylı şekilde anlatılırken Türk halkı ya hiç anlatılmamış yahut yeterince anlatılmamıştır. (Tabi Nazım Beratlı ve öteki tarihçilerimizi tenzih ederim çünkü onlar Osmanlı döneminden bugünlere kadar tarihi süreç içinde Türk halkının yaşamına ilişkin araştırmalarını olanakları nisbetinde kitaplaştırmışlardır.)
OLAY NEDİR? Begümhan Doğan Faralyalı’nın başını çektiği kampanya Türk halkının kendine dönüşü, kendini tanıması ve hangi ortak görüşlerde birleşip hangilerinde ayrıldıklarının yapısallığını meydana çıkarmak arayışı olmalıdır..
Mesela Türkiye’deki Türk halkı Atatürk’ten sonra büyüklü küçüklü askeri darbeler yaşadı. Fakat FETÖ adlı son kalkınmada, öncesi darbelere gösterdiği tevekkülü göstermeyerek kaderine razı olmadı.. Hatta “darbeye karşı isyanını sokağa dökerek bilfiil ispat etti. Öncesinde de benzer halk hareketi” Taksim’deki “gezi olayında” da görüldü. Halkın tepkilerinde ardı ardına oluşan bu“karşı çıkışların” elbette değişim ve gelişimle ifade edilen devrimsel devinim olması gerekir. Sosyolojik ve siyasi anlamı da Türk halkının ortak değerlerde bütünleşerek artık kabul edemeyeceği askeri, otokratik veya teokratik darbelerle baskılara karşı tek yürek olarak karşı çıkışıdır.. Yaşanan olaylar Cumhuriyetin bu döneminde Türk halkının yansıyan “yeni karakteri” ve “demokrasi tercihiyle” birlikte ortaya çıkan “ortak müştereğidir.”
KKTC’YE GELELİM: (Başlarken biz bize benzeriz diyelim!) Mesela Kıbrıs Türk halkının “Yemek Alışkanlığı” başlığı altına bazı yiyecekleri “ortak tercihlerimiz” diye koyabilir miyiz? Mesela Molohiya, şişkebabı, şeftali kebabı, babutsa, çörek, börek mi?
Bir toplulukta veya misafirlikte hep birlikte üstelik bağıra çağıra konuştuğumuz, “karakteristik davranışlarımız” başlığı altında araştırması yapılacak ortak özelliğimiz değil mi?
Yahut “siyaset dünyamız” başlığının altını “ortak değerlerimiz” açısından nasıl doldurursunuz? “1963’lerdeki o “mücahit ve mücadele ruhu” ile demiş olsak! Fakat 2016’larda o ruh yitip giderken nasıl bir “ortak değer” saptamak gerekecek ki? Değişirken gelişen toplum mu yoksa gelişirken özünün ruhunu 1963’lerde bırakan toplum mu?
Veya kendimizi ne kadar “Atatürkçü” hissediyoruz? Türkiye’ye ne kadar bağlıyız? “Garantörlüğüne gerek yoktur” derken, yerine Güney Rum Yönetimi ile “birleşik Kıbrıs”ı kuracak bir siyasi tutum kadar mı? O zaman “siyaset” başlığı altına Kıbrıs Türk halkının hangi ortak değerini yazarsınız?
BİLİYORUZ: Yukarıda kısa vurgulamalarla ve “işte yapısallığımıza ilişkin tipik davranışlarımız” diyerek örneklediklerimiz, Faralyalı ve ekibinin bir yıldır üzerinde çalıştıkları “Bir Ulusun Ortak Değerleri İle Müştereklerinin” Türkiye çaplı büyüklüğü yanında ancak bir fıkra yazısına sığan ukalalıkla lafazanlıktır! Hem de “bilmeden!” Demek ki Kıbrıs Türk halkının bir özelliği de “bilmeden, anlamadan, söyleyip yazmasıdır ve bilmemek hasletimizdir!”
NİTEKİM. Orangutanların nesli tükenirken nasılsa bir dişi kalıvermiş ama dölleyecek sperm yok! Bilim adamları toplanmışlar çare arıyorlar. Aralarında bir de Türk var. “Bakın demiş benim tanıdığım bir İsmet dayı var ayni orangutan! Gidelim ona 100 de dolar verelim bu işi halledelim.
Gitmişler İsmet dayıya anlatmışlar. İsmet dayı kabul etmiş ama üç de şartım var demiş. Orangutanı öpmem! Doğacak çocuğa babamın adını vereceksiniz! 100 dolar değil 50 dolar veririm!
































