Dünyada tek doğru yoksa tek “yanlış” da yoktur. Tanrı’nın yaratırken neyi hedeflediğini metafizikçilere bırakıyorum çünkü benim aklımla bilgim bu felsefeyi yapacak düzeyde değildir… Buna karşın sizin de benim de kesinlikle bildiğimiz bir “dünya gerçeği” vardır. Yok! Durmadan dönmesi yahut küre olması değil! Kesinlikle “doğru ve yanlıştan” doğarken “varlık” olan her şeyin kendi içinde “iki zıtlığı” birlikte barındırmasıdır. “Güzel ve çirkin!” “Akıllı ve deli!” “Büyük ve küçük!..” Saymakla bitmez çünkü dünyalar kadardırlar…
Bu zihin praktisini yapmamın nedenine gelince.
Geçtiğimiz gün Niyazi Kızılyürek’in, “Yorgos Vasiliu. Düne Ve Yarına Dair Düşünceler” adlı “soru cevap” tekniğinde yazılmış, öyle olduğu için okunup anlaşılması iyice kolaylaşmış kitabını aldıydım…
Böylesi kitaplar son zamanlarda çok popüler oluyorlar. Mesela İsmail Küçükkaya’nın sorup İlber Ortaylı’nın cevapları ile meydana gelen, “1923 Cumhuriyetin ilanı ile 2023’e” kadar uzanan bir tarihi kesiti anlatan kitap. Tam bir yüzyılı gözlerinizin önüne seriyor ki ciltler dolusu kitapları okusanız öğrenip anlayamayacaklarınızı size yetecek kadarı ile öğrenip anlıyorsunuz. Hem de analizi ve sentezi ile birlikte…
Niyazi Kızılyürek neden Rum liderleri arasından özellikle Vasiliu ile konuşup açıklamaları ile anlatılanları kitap haline getirdi? Önce eskiye dayanan fakat hikâyesi acı olan ortak anıları var. (Kitabı olduğu gibi aktaramayız, kısa kısa alıntılar yapacağız) Bu anısını Kızılyürek kitabın girişinde şöyle anlatıyor:
“…Yorgos Vasilu ile ilk defa 1988 yılının Nisan ayında karşılaştım. O gün bir panelde konuşmak için yurtdışından Kıbrıs’a gelmiştim… Tanıştık, Cumhurbaşkanlığı sarayına giderek Vasiliu ile buluştum… Kıbrıs’ta barış için elinden geleni yapacağını söylüyordu. Bir fotoğraf çektirip ayrıldık. O dönemlerde Londra’da yayımlanan haftalık “Toplum Postası” gazetesinde yazıyordum. Vasiliu ile kısa görüşmemizi haber yaptım ve Kıbrıslı Rum liderin barış mesajı ile birlikte çektirdiğimiz fotoğrafı Toplum Postası gazetesinde yayımladım. Kısa süre sonra ayrılıkçı rejimin gazeteleri bu fotoğrafı “alçaklığın fotoğrafı” başlığı altında manşetlere taşıdılar ve beni vatan hainliği ile suçladılar! İlginçtir bu iğrenç suçlamaya karşı gösterdikleri tek kanıt Vasiliu ile birlikte yer aldığımız fotoğraf karesiydi! Fotoğrafta ikimiz de gülümsüyorduk. (Vasiliu zaten her zaman gülümsüyordu.) Ben Türk düşmanı ile gülümseyerek el sıkışmıştım ve üstelik bu mutluluğu bir fotoğrafla belgelemiştim!”
(Oysa diyor Kızılyürek, Vasiliu’nun Türk düşmanı olmadığı bir yana, Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğine de saygılı bir liderdi…)

YAZIMA BAŞLARKEN VURGULADIĞIM ŞU “DOĞRU VE YANLIŞ OLAYI İŞTE! (İnşallah 1988’deki bu olaya ben de öylesi bir ırkçı görüşle yaklaşmamış, gazetedeki “Köşemden”e taşımamışsımdır! Doğrusu “beni” bilen “ben” olarak zannetmiyorum.) Ve Kızılyürek’e dönüyorum:
Belli ki Kızılyürek Vasiliu’nun barışçı tutumuna, samimiyet ve Türk halkına empati duymasına inanmış. Bunu da zaten Vasiliu ile yaptığı konuşmasını “kitaplaştırmakla” ispat ediyor.
Pekala kimdir Vasiliu? Yine Kızılyürek’ten fakat çok kısaca aktarayım: “20 Mayıs 1931 günü Maraş’ta o zaman Varoşa yahut Varoşi denirdi) doğdu. Babası göz doktoru annesi diş hekimi idi. 1931 İsyanı ile aile Atina’ya gider.. O dönemde Yunanistan’da diktatör Metaksas iktidarı vardır. Vasiliu genç bir solcudur… 1941’de Baf’a gelirler. 1943 sonuna kadar Baf’ta kalırlar. Babası Akel’in Polit Bürosunda üst kademelerde görevlidir. Müttefiklerden yana İkinci Dünya Savaşına katılma yanlısıdır… Daha sonra Vasiliu eğitim için önce Cenevre’ye sonra Viyana’ya gider. Çok zor günler geçirir… 19 yaşındadır. 1950’lerde Macaristan’dadır ve Komünist Partisinde fiilen çalışmaktadır. Macaristan’daki devrim olaylarını yaşar…”
Vasilu her zaman “elbette Marksistim” demiştir… Kızılyürek ise Vasiliu’nun kişiliği ile özleştirdiği bu “Komünist” oluş itirafını kitapta şöyle yansıtır: “Marksist düşünceden yararlanarak toplumları anlamaya çalışmak başka, komünist olmak başkadır.” (Beğendiğim bir tanım olduğu için araya sıkıştırmak gereğini duydum çünkü yıllarca bu iki kavram arasında gidip gelirken sudan çıkmış tavuğa döndüğümü hatırlarım!)
Vasiliu daha sonra iş aramaya koyulur: Ancak Doğu Avrupa’da okuduğu için iş bulmakta çok zorlanır… Ve ilahi…

KISACA: Çok maceralı ve inişli ve çıkışlı bir hayatın insanıdır Vasiliu. 1974 Harekâtı gerçekleştiğinde işi gereği Tahran’daydı. Şoka uğradığını söylüyor. İran’da Şah’a karşı darbe olunca da her şeylerini kaybederler!
Vasiliu ancak 1960 yıllarda siyasetle ilgilenmeye başlar. 1988’de artık Rum toplumunun çok iyi tanıdığı bir siyasetçidir. 1987’de adaylığını açıklar ve Cumhurbaşkanı seçilir…
YORGOS VASILIU’DAN KISA DEĞERLENDİRMELER: (Söyleyip anlattıklarının tümü önemli olsa da ancak bir iki örnekle yetineceğim)
Niyazi Kızılyürek soruyor: “1963 ile 1967 arasında yüzlerce Kıbrıslı Türk öldürüldü. Sizce bundan ötürü özür dilenmesi gerekmiyor mu?” Vasiliu şu cevabı verir: “Elbette özür dilenmelidir. Fakat özür dilemek belli olaylarla sınırlı tutulmamalıdır. 1974 yılında daha fazla Rum öldürüldü. Söylemek istediğim şudur ki mesele kimin kaç kişiyi öldürdüğü meselesi değildir… 1963’de Kıbrıslı Türklerin çalıştıkları devlet dairelerinden ayrılmak zorunda kalarak kapandıkları kapalı bölgelerde yaşadıkları acılar vardır. Öte yandan işgalin ve devam eden istilanın (1974’te) genel sonuçları ve 150 bin göçmenin yaşadığı dram çok daha büyüktü. (1974’te Kuzey’den Güney’e göç eden Rumlardan söz ediyor.)
(VE YİNE EN BAŞA DÖNÜYORUM. Ve yine aynı şeyi söylüyorum. “Dünyada ne tek “doğru” vardır ne de tek “yanlış!” Buna karşın eğer uluslar veya insanlar arası doğrularla yanlışlar “indi” dediğimiz “ulusal tutum” veya “kişisel” çıkarlar anlayışlarında “tek yanlı değer yargısı” haline gelirse, işte Kıbrıs’ta olduğu gibi bir “özür” bile sorun olur! Dikkatinizi çekerim. Vasiliu diyor ki “bizden şu kadar sizden bu kadar insanın ölmesi değil. Bu her ikimizin de öldürdüğü anlamına gelir…” ne kadar güzel dediğiniz anda ise şunu ekler:
“Fakat biz yani Rumlar sizden daha çok öldük, daha çok acı çektik, üstelik 150 bin kişiyle de göç ettik!”
(İşte o yargı diyoruz! Vasiliu gibi “siyasi eşitlikten yana, Cumhurbaşkanlığı yapmış solcu kurt bile “söz konusu çözüm olduğunda önce iki halktan hangisinin daha suçlu ve kıyıcı olduğunu ortaya koymaktan kendini alamazsa, çözüm aşamasına gelindiğinde “suçluyu ayağa kaldırıp mahkûm etsinler diye işaretlemekten de kendini alamaz!)
KİTABIN DIŞINA ÇIKTIK AFFOLA: (Devam etmeden önce şunu tavsiye edeceğim. Kitabı alıp okuyun. Son yıllarda Kıbrıs sorunu ile ilgili çok kitaplar yazılmış, Güney’deki yazarların kitapları Türkçeye tercüme edilmiş, bazılarını okuma fırsatı buldum… Ve şunu anladım: “Aslında aklı başında insanlar hep şunu söyleyip yazıyorlar. “Eğer bu adayı paylaşmak zorunda kalan iki halk durumundaysak anlaşmak ve birlikte yaşamak zorundayız.”)
(Ne var ki Kitabı okudukça anlayacaksınız ki “Vasiliu da iki devlete inanmıyor. Hatta Annan planındaki İki ayrı devlet’in aslında yumuşak Federasyon olduğunu iddia ediyor… Tabii Denktaş’ı da “katı ve uzlaşmaz tutumu ile” suçlarken Makarios’la yan yana koyuyor ki “çözümsüzlüğün günahkârları” olarak tarihteki yerleri daha bir pekişin!)
FAKAT: Gerçekten adadaki çözümsüzlüğün nedenleri midir bunlar? Mesela Niyazi Kızılyürek Vasiliu’ya kitabın sonunda şöyle diyor: “Belli ki Kıbrıs sorununu çözmeye mahkûmuz.”
Vasiliuu bu görüşe şöyle yaklaşıyor: Mahkûmuz demiyeceğim ama çözüm yolu yürüyebileceğimiz tek yoldur. Çözüme ulaşmazsak yarın bize başka bir çözüm formülü dayatılacaktır. Kesin olan şudur ki zaman geçtikçe Kıbrıslı Rumlar açısından çözüm daha kötü olacaktır…”
UZLAŞMA VE AFFETME: Vasiliu çözüme nasıl ulaşılacağını şu iki sihirli kelime ile ifade ediyor: “Uzlaşma ve affetme.”
“AYRI KALIRSAK BATARIZ, BİRLİKTE OLURSAK KURTULURUZ: Vasiliu çözüm için çaba sarf edilmesini isterken, geçmişte Ekonomist Dergisi’nde yayımlanan Kıbrıs’la ilgili bir makalenin kendisini çok heyecanlandırdığını söylüyor. Çünkü o makalede” “ayrı kalırsak batarız, birlikte olursak kurtuluruz denmekte ve İki tarafın da uzlaşıp günümüzün taleplerine yanıt veren bir çözüm bulmaları tavsiye edilmektedir.”
(SONUÇTA: Niyazi Kızılyürek’le ayrı ve zıt kulvarların insanlarıyız! Buna karşın röportaj teknikli bu kitap, tutun ki son dönemlerde okuduğum en akıllı uslu anlatımlarla barışçı yanları ağır basan bir kitap. Eğer dikkatlice okunursa, Kıbrıs sorununun çözümüne bile katkısı olacak nitelikte. Çünkü kitap hem “Kıbrıs Helendir Helen kalacaktır” hem de “Türktür Türk kalacaktır” gibi sorunu ırkçılıkla kilitleyip çözüme kapatan değil, her ikisini de dışa itip insanca yaşam ve paylaşımlardan söz etmektedir… “Uzlaş ve affet!” “Affet ve uzlaş!”) Hadi bu kitabın tanıtımı nedeniyle geriye attığım naturamı ayazlatayım. Güney’den bunu yapmasını hep bekleyeceğiz!
































