Artık rahmetlik dediğimiz Süleyman Demirel’i hep tanıdıydık. Kendine özgü üslubu, kararlılığı, Bülent Ecevit’le inatlaşırken Türkiye’yi 12 Eylül’le götürmesi, Başbakanlığı dönemlerindeki Türkiye’ye kazandırdığı barajları, siyasi literatüre kazınmış ünlü olan sözleri, altı kez Başbakanlık’tan giderken yedinci kez gelip Cumhurbaşkanı olmasını, Cumhurbaşkanı olduktan sonra Başbakanlığı dönemlerinin tam aksine müthiş bir demokrasi tutkusunda bambaşka bir Demirel olmasını falan hep hatırlıyoruz.

Fakat bizim asıl hatırladığımız Demirel Kıbrıs sorunu ile ilgili Demirel’dir. Ve doğrusu işte o Demirel’i hatırlarlarken çok da “iyiydi” diyemiyoruz. Nitekim Kıbrıs sorununa hep bigâne kaldı! Devri iktidarında Türk donanması Kıbrıs’a çıkarma için bir iki kez Akdeniz’e açılmışken son anda başbakan Demirel’in emri ile geri döndü! İyi ki de öyle oldu çünkü hatırladığımız Demirel Amerikasız karar vermez, adım atmazdı! Oysa Ecevit “Amerika’ya rağmen” kararlar alırdı. Nitekim Barış Harekâtı’nı da Amerika’ya rağmen gerçekleştirdiydi!
Pekala bu iki devlet adamının siyasetin kader yollarında hiç mi birliktelikleri, ortak kararları, o kararlara yönelik eylemleri olmadı? Oldu! 1974 Barış Harekâtı nedeniyle…
DEMİREL’İN İTİRAZI: Makarios’a darbe yapıldığının ertesi günü 16 Temmuz 1974’tür. Ecevit sabahın erken saatlerinde siyasi parti liderlerini toplantıya davet eder. Katılanlar MGB’den Fahri Özdilek, Nihat Erim, AP Başkanı Süleyman Demirel, DP Genel Başkanı Ferruh Bozbeyli’dir. Hükümet tarafından ise Dışişlerine vekalet eden Hasan Işık katılır. Ecevit ilk sözü Hasan Işık’a verir. Işık Kıbrıs’ta Yunan cuntası ile Rum EOKA B’nin Makarios’a darbe yaptıklarını, durumun vahim olduğunu, resmen adada Enosis’i gerçekleştirmek üzere bulunduklarını anlatır…
Sözü tekrar Ecevit alır. Türkiye’nin müdahale edebileceği imasında bulunur. Demirel şöyle der: “Hükümetin, Yunanistan ne yaparsa biz de şunu yaparız diye sarih bir görüşü var mıdır? Kamuoyuna bir açıklamada bulunabilir misiniz?”
Ecevit “Nato’yu uyardıklarını” falan söyler. Demirel yine söz alır: “Rusya ile Amerika arasında bu konuda bir anlaşma var mı? Ben uluslararası forumlardan bir sonuç alınabileceğine inanmıyorum…”
Ecevit Demirel’in bu tip sorularla sorumluluk almak istemediğini anlar. “Demirel belki de Amerikan’ın baskılarına dayanamayacağımı tahmin edebilir” diye düşünür ve Demirel’e şu cevabı verir: “Amerika ile Rusya’nın Türkiye’ye karşı anlaşma olasılığından hareket edip hiçbir şey yapmamak olmaz.”
DEMİREL HAREKÂTA KARŞIYDI: Diğer liderler de Görüşlerini bildirirler… Bizse çok sonraları 1974 Harekâtı öncesi gelişmelerini türlü çeşitli kaynaklardan okurken öğreniriz ve anlarız ki Demirel Kıbrıs’a çıkarmaya karşıdır. Ecevit’in Refah Partisi’nden Koalisyon Ortağı Erbakan ise tam aksine neredeyse denize atlayıp yüzerek Kıbrıs’a çıkacak kadar iştiyaklı ve heyecanlıdır. Hatırlatayım. Çünkü İslam’da din uğruna “fütuhat” “şehit olmak” sevapların en büyüğü sayılmaktadır. Biz bu tarihi gelişmeleri öğrendikten sonra tabi ki Demirel’e kırılırız! Nitekim 18 Temmuz’da liderler yine toplanırlar.
DEMİREL’İN KUŞKULARI: Kıbrıs’a çıkarma kesinleşmiş gibidir. Demirel söz alır ve şunları söyler:
“Müdahale edelim mantığı hareket noktası olamaz. Bazen bela üzerimize gelirse o zaman da kaçınılmaz olur. Jonson “savaşın sonu söylenmez, savaş yapılır” diyor. 1967’de de önce Bakanlar müdahale kararı aldı askerlere tebliğ edildi. Komutanlardan biri “hedef nedir” diye sordu! Müdahale yapalım diye yola çıkılmaz. Biz cihan devleti değiliz ki. Üstelik yalnız başımıza da yapamıyoruz. Hükümetler ne olursa olsun diye iş yapmazlar… Makarios’u geri getirmek için savaşa girilmez… Neyin takipçisidir Türkiye… Biz neyin garantörüyüz? Her halde Makarios’un değil…
Kısaca Demirel bu minval üzere itirazlarını ortaya koyar ve sonunda şöyle der: “Bugün Kıbrıs’ta 4 bin mücahit bulunmaktadır. İnönü bu kaynağın gereğinde kullanılmasını isterdi… Bugünkü darbe idaresinin Makarios’tan farkı nedir? Sanki Makarios iyiydi de bunlar mı kötü? Anlaşmalar da artık kâğıt üzerinde kalmıştır. Bugüne kadar yaratılmış olan Türk halkının hakları önemlidir asıl… Amerika size ne istiyorsunuz diye soruyor. Ne söyleyeceğimizi bilmeliyiz…”
Oysa Rahmetlik Ecevit sadece ne söyleyeceğini bilmekle kalmıyor dünyaya da anlatıyordu… Lafın kısası Demirel Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesine karşıydı…
Fakat öyledir diye Demirel’i sevmemezlik de etmedik. Aksine ve özellikle Cumhurbaşkanlığı dönemlerindeki demokratik tutumunu çok takdir ettik.
DEMİREL’İ KÖŞKTE ZİYARET ETTİYDİK: Şimdi yılını unuttum ama 1993’lerden sonra Demirel Cumhurbaşkanı iken bir grup gazeteci kendisini Köşkte ziyaret ettikti.
Bizi Ankara’ya davet eden kendini Kıbrıs siyasi sorununa adamış Mehmet Arif Demirer’di. Aylık Forum dergisinin yayın kurulundaydı. Ecevit Başbakan’dı ve anladığımca Demirer’le yakın ilişkileri vardı. Ecevit bizi Bakanlar Kurulu Toplantısı’nın yapıldığı salonda ağırlamış, konuşmuş, bazı arkadaşlarımız da görüşlerini kısa ifadelerle anlatmışlardı.
Demirel ise bizi Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’ndeki ziyaretçileri kabul ettiği salonda karşılamıştı. Bize bir ayak üstüne ve ezberinden üstelik rakamları ile KKTC’nin ekonomisini, nüfus yapısını, sorunlarını anlatmıştı. En çok da su sorunumuz üzerine durmuş ve ilk kez borularla su olayını orada işitmiştik. Onca bilgiyi, onca rakamları nasıl aklında tuttuğuna şaşırdığımı hatırlarım. Üstelik hep ezberinden konuşuyordu. Doğrusu o gün ben bu “zekâya” şaşırmıştım ki şaşırmamak mümkün değildi. Sonra hep birlikte şimdi “”Köşemdeki” fotoğraf çekildiydi. Bu Fotoğraftaki bazı gazeteci refiklerimin adlarını Soldan başlayarak hatırladığımca yazayım: En soldaki Mehmet Arif Demirer, İsmet Kotak, Akay Cemal, en sağda önde çömeli olan Mustafa Doğrusöz, yanında çömeli olan Eşref Çetinel… Yukarıda ayakta İsmail Bozkurt, Ahmet Tolgay, (hanımlar da bizi davet eden Kıbrıs sevdalısı insanların aileleri.) En yukarıda geride Başaran Düzgün, Ersin Tatar, Özcanhan, Doğan Harman, Sabahattin İsmail, Ahmet Gazioğlu… Hanımların arasındaki da tabii ki Demirel… Bir eski hatıra işte. Süleyman Demirel’e Allah’tan rahmet dilerim.
































