Geçmişte insanların nasıl yaşadığını çok iyi biliyoruz. Fakat gelecekte hangi koşullarda yaşamak zorunda kalacaklarını bilemiyor, ancak “tahmin” edebiliyoruz.
Bu “tahminlerimiz” ayni zamanda “bilim kurgu” da olsalar.. Geleceklere bakarken şunu da görüyoruz: İnsan için çok önemli addedilen “kişi hak ve özgürlükler” geçmişte savaşarak kazanılırken; bundan sonra “teknolojik üstünlükler” oranında ve toplumları sınıflara ayrılarak kazanılacaktır!
FAKAT bu ayırım ve sınıflama insanların ırklarına, dillerine, dinlerine göre değil. “Teknolojik gelişmişliklerine” göre 1. Sınıf, 2. Sınıf, 3. Sınıf… İnsan toplulukları kategorileri oluşturularak gerçekleştirilecek, gerekli olan özgürlük ve egemenlik haklarını da “beyin fonksiyonlarının üstünlüğü” oranında kazanacaklardır!

***
BUGÜN ekonomiyi ve tabi henüz kıyısında köşesinde olunmasına karşın “dijital dünyayı” yaratan Amerika gibi ülkeler, yarın da eğer o teknolojinin liderleri olmaya devam ederlerse, mesela öteki tüm dünya ülkeleri “direnmek” gereğini bile duymadan “büyüklerin” altındaki 2. 3. 4… Sınıf ülkeler olarak yerlerini alacaklar…
ANCAK “devlet” oluşun nitelik ve hukukunda değil! 1. 2. derece sınıflara ayrılırlarken oluşturdukları “Kolonileriyle!”
Ve yarının dünyası böylesi “kolonizasyonlar sistemiyle” sarmalanacak…
HAYIR! Ne benzer konularda yazılan bilimkurgu romanlarından çektiğim kopyalarla senaryolaştırıyorum o “gelecekleri” ne de çekilen sinema filmlerinden esinleniyorum! Ne var ki insan ancak bildiği kelimelerle bilgisi oranında düşünüp hayal edebilir yine de..
NİTEKİM şimdi de ne düşüncelerimin ufkunu delip uzayın kara deliklerden geçecek bir trans halindeyim ne de halüsinasyona kapılmışım… Sonuçta elan yaşadığımla gelecekte yaşanabilinecekleri hayal ediyorum.
***
RAHMETLİ olmuş Ozanköy’lü büyük şairimiz, Nobel’e bile aday gösterilen Osman Türkay’a “uzay şairi” de diyorlardı. Çünkü şiirlerinde kâinatı, ay’ı, atomları, kromozomları, uyduları koyardı dizelerine. Onları konuşturur onlara şiirsel anlamlar katardı.
LAF lafı açtı hadi az biraz sözünü edeyim Osman Türkay’ın.. 1927 Ozanköy doğumludur. 1955’lerde Londra’da gazetecilik ve felsefe okudu.İngiliz şiirini inceledi.
Lefkoşa’ya döndüğünde Beşparmak adlı dergiyi yayınladı. Bir ara Bozkurt gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.
BİRBİRİMİZİ tanıma fırsatı bulmadığımız halde iki yıl kadar ve periyodik aralıklarla, o Londra’dan ben Mağusa’dan mektuplaştıktı. Durgun gibi gözüken Türkay’ın, tutun ki ruhunda her an indifa etmeye hazır bir yanardağı vardı! Nitekim o yanardağ önceleri İngilizce yazdığı şiirlerinde “kâinatı” seslendiren dizeleriyle patladı.. O kadar şiddetli geçti ki sonrası bu patlamalar, pek çok uluslararası ödüller yanında Albert Einstein’in özel Barış ödülünü” de aldı. Şiirleri 30 dan fazla dile çevrildi. Asıl büyük başarısı ise 1988 ve 1990’larda edebiyat dalında Nobel Barış ödülüne aday gösterilmesiydi..
OSMAN Türkay’ı bir kez daha rahmet ve saygı ile anarken bir iki dizesini aktarayım.
Bu gece düşüme girdi/ Her sabah yeni doğan güneş/ Bu gece güneşten koptu bir ayrı dünya/ Uzaya fırlatıldı ilk yapay uydu! Küçücük bir ay…/ Bu gece evrende bir başka hız var/ Toprakta uzayıp uzayda ateş/ Ateşte yıldız var/ Bu gece dünyamızın yörüngesinde uydular uçar…
***
OSMAN Türkay bu şiirlerini yazdığı yıllarda bilgisayar, akıllı telefonlar yoktu! İnsansız hava araçları yapılmadı, kıtalar arası füzeler bugünkü kadar korkunç gelişmediydi..
Keza elektrikli arabalar da yoktu, okyanuslarda küçük adalar kadar büyük, içlerinde şehir hayatı yaşanan kruvaziyerler de yoktu.. Ay, Mars, ötesi yıldızlardan dünyamıza sinyaller gönderen uzay harikası cihazlar da icat edilmemişti! Jumbo uçaklar yoktu! En önemlisi “teknoloji ve dijital gelişmeler bu kadar baş döndürücü değillerdi…
Türkay bugünü hayal ederken gördüydü ama..
İŞTE yaşadığımız bu günler ve gelişmelerdir ki geleceğin dünyasını şekillendirip insanlara yeni hayat koşulları hazırlayacaktır. Zaten daha şimdiden patronaj sistemi yerleşti bile…
Yarın “kolonizasyonlar sistemlerinde” sınıflarımıza göre yerlerimizi alırken “istediğimiz” gibi değil; “istedikleri” hayatı yaşamak zorunda kalacağız!
***
SİYASİ irademiz olmayacak! Fakat bizi yönetenler siyasi irademizi de ellerinde tutanlar olacaklar!
Soyoekonomik irade ve gailemiz de olmayacak. Bizi yönetenlerin plan programlarını uygulayacağız sadece..
Belki “yeni ve üstün bir nesil” yaratmak için 2. Dünya savaşında Hitler rejiminin denediği gibi “insan haraları” oluşacak..
Belki “yat kalk” borularıyla yatıp kalkacak, yeyip içecek, çalışıp dinleneceğiz..
KISACA ya 1. sınıf beyin olacağız, üstün yaşayıp üstün sınıf olacağız… Yada gitgide “altlara” düşen 2. 3 sınıf insanlar…
Merak bu ya. Acaba biz ne olacağız, sınıfsallık saptamasında ve iddiasında komşumuz Rum halkı ile yarıştırılırken, o geleceğin Kıbrıs’ında?
































