Bütün dikkatler Cenevre’ye odaklandı. Her halde vardır bir sihri ile kerameti. Medyada doğasıyla ilgili fotoğraflarını gördükçe, “işte diyorum, asude bir bahar ülkesi!” Pardon, “Baharı” çok geldi çünkü yazda bile buz gibiymiş iklimi! Fakat hangi ülkenin başı siyasi sorunla derde girse Cenevre yolunu tutar.. Çünkü “barış ve istikrarı” simgeleyen bir bölge! CENEVRE: İsviçre’de ikinci büyük kent. Belediye sınırları içindeki nüfusu, Allah kaderini bize benzetmesin ama bizim KKTC’deki kadar.. 194 bin falan…
Cenevre’ye “küresel kent” diyorlar. Kendi küçük ama uluslar arası ünü büyük. Üstelik Dünya Sağlık Teşkilatı WHO orada.. CREN (Yüksek Enerji Fiziği ve deneylerin yapıldığı ünlü tüneli) orada.. Kızılhaç’ın merkezi orada..
HATIRLARIM. Kıbrıs Cumhuriyetinin başına henüz Makarios kazasının gelmediği yıllardı.. Demek ki 1960’larla 1963 arası. Amerikan büyük elçisi Baf’ı ziyaretinde medyada da yansıyan bazı açıklamalar yapmıştı. Demişti ki “siz iki toplum isterseniz bu adayı bir dünya cenneti yaparsınız… Bir kültür merkezi, uluslar arası toplantıların yer aldığı bir ada durumuna getirirsiniz…”
Yani daha o dönemlerde bile Kıbrıs’a baktılar mı Türk Rum halkları ile oluşturulacak bir kalıcı barışla adanın bir dünya devleti olabileceğini görüyorlardı.
Olduk tabi! Yarım asırdır her iki halkın da başına musallat olmuş derdi belası bitmeyen çözümsüzlükle çözüm çilesi! Ki Cenevre eğer cennetse, Kıbrıs’a layık tanım da olsa olsa “cehennem” olur!
KARAR VERDİLER: Kıbrıs siyasi sorununu çözüp adayı ikinci bir Cenevre yapacaklar! 1960 KC’i ile denedilerdi, olmadı! 2004’de yeniden denedilerdi, yine olmadı! Şimdi bir kez daha deneyecekler.. Cenevre’ye bu nedenle taşınıyorlar ki belki o cennetmekânındaki “barış kokulu havası” müzakerecilere de bulaşır! (Böylesi bir mucize yaşansa da referanduma gidecek Türk ve Rum halkları o havayı soluyup “barış” hastalığına bulaşamayacaklarından, büyük olasılıkla referandum sandıklarına “hayır” atacaklar! Pekala çare? Türk’ünü Rum’unu vapurlara uçaklara doldurup Cenevre’ye taşımak… Hem Akıncı ile Anastasidis masada konuşurlarken moral da verirler..
MESELA: Müzakereciler masaya oturmuş, hararetli ve şiddetli pazarlık yapıyorlar, Sn. Akıncı Anastasiadis’i mandepsiye bastırdı Rum kalesine tam golü sokacak… O da ne? Ban çaldığı düdükle durdurmasın mı maçı! Türk tarafı Tribünlerde Ban’a bağırıyor tabi: “Hakeme de bir renga… Yuhhh, Seni gidi Çinli seni gidi…”
Yahut mesela Anastasiadis topu kaptı Türk tarafının kalesine doğru koşuyor. Bu kez Rum tarafı kalkacak ayağa, “Kıbrıs Helen’dir Helen kalacaktır… At Anastasidis, sok Anastasidisss” bağırtılarında..
PARDON: Aldık ya çözümün kokusunu, heyecanlandık işte! Farkına varmadan kulvar değiştirip müzakerelerden futbola kaymışız! Neyse Cenevre’ye dönüyorum.
BÜYÜK TOPLANTI: Heyetler toplantı odasında oval masa etrafında oturmuşlar. Birinci gün masanın bir ucunda Ban ki Moon, Solunda Sn. Akıncı Sağında Anastasiadis. Moon uzun bir sunum yapar.. Ardından Anastasiadis bardağından bir yudum çeker gözlerini devirirken Sn. Akıncı’ya diker.. “Bak der sana bir sorum var bilirsen Omorfo sizde kalacak, bilemezsen bize iade edeceksin.” Tamam der Sn. Akıncı varım, sor. Ve Anastasiadis sorar:
“Niye tek gözümüz kapalıyken daha kolay nişan alırız?”
Akıncı’nın yüzü karışır, karnından bir şeyler mırıldanır ama kimse Türkçe bilmediği için ne söylediğini anlamaz!
Sakinleştikten sonra bu kez Sn. Akıncı bakar Anastasidis’in gözlerine. “Bak girye Anastasiadis der. Soruna cevap veremedim Omorfo senin. Ancak bir şartım var. Ben de sana soracağım bilmezsen Omorfo’yu iade edeceksin.” Sor der Anastasiadis…
Ne var ki Ban devreye girer, “oyun bozancılık yok, Omorfo Güney’in” der…
Gene pardon. Kıbrıs sorununa kapıldın mı ne rota kalır akılda ne işe yarar pusula!
Her neyse hele varılsın Cenevre’ye hele başlasınlar müzakerelere, Allah kerimdir.
“
































