Köşeme aktaracağım hazin olayın “zamanı mıdır, hatırlatılması mı gerekir” bilemiyorum.. Ancak Mağusa Çanakkale mahallesinde beyaz eşya ve klimaların motorlarını onarıp bakımlarını yapan arkadaşım Ahmet, ajandasının sayfaları arasından, yıllar ötesinden kalmış bir gazete kupürünü çıkarıp, “okur musun” dediği günden beridir “kapkara felâketin” beynime çakılıp kalmış hikâyesiyle meşgulüm. Yazmak gerekir diye düşünüyorum çünkü şu anda Ortadoğu’da beterin beteri olaylar yaşanıyor ve ileride Kıbrıs’ta hatta Avrupa’da “yaşanmayacak” diyemeyeceğimiz ırkçı, mezhepçi, dini tırmanışlar büyüdükçe, beraberinde felâket olasılıklarının korkularını da getiriyor!
ETHEM DURAK ANLATIYOR: (Söz konusu “hazin” dediğim, hazin olduğu kadar canavarca da olan olayı refikim Ethem Durak 2009 yılında Halkın Sesi Gazetesindeki “köşesinde” anlattıydı. “Refikim” diyorum çünkü o yıllarda ben de Halkın Sesi gazetesinin köşecilerindendim.. Tabi Durak’ın yazıysını bütünüyle değil “olayın yaşandığı bölümüyle aktarıyorum ve yazarın affına sığınarak bazı bölümleri kısaltırken bazı bölümlere de kendi anlatımlarımı ekliyorum.)
“YIL 1964. Aylardan şubat. O yıllarda Lefkoşa’da “Volkan otobüsleri” var Limasol’a da seferler düzenliyor… Ailemi özlemiş Taşkent köyüne gitmeye karar vermiştim. Kararımı Mehmet Can’a anlattım o da uygun gördü… Eşyalarımı otobüse götürdüm, yer ayırttım. Şoförümüz rahmetli Cemal Hamuza’nın kardeşi Nidai dayı idi. Arabada 25 kişi vardı… (Olay 1963 Kanlı Noeliyle başlayan ve Türk toplumuna 4 yıl kan kusturan Rum saldırıları döneminde geçiyor. O meşum yıllardaTürk halkı 103 karma köyden göç etmek zorunda kalırken, bir yandan da Eokacıların ve Rum milis güçleriyle polislerinin kıyımına uğruyordu…) Durak’ı yazdıklarını aktarmaya devam ediyorum. Mağusa kapısında bir iki Rum polis vardı. Bir çavuş şoföre geç işareti yaptı. Durmadan yola devam ettik, Eğlence yolunu tuttuk. Anormal bir durum yoktu ama Atalasa’da önümüzü üç Rum polis kesti, şoför Nidai dayı “sakin olun telaşlanmayın” dedi.. Polisler Nidai dayının evraklarını, kimliğini kontrol ettiler. Her şey tamam çıkınca ve otobüs tam hareket edecekken Polislerden biri şoföre “dur” diye bağırdı. Sonra da “otobüsten teker teker inin” dedi.. İndik ve otobüs boyunca sıralandık.
GENÇ ÇİFTİN DİRENİŞİ: Ancak otobüsün en arkasında oturan genç bir çift vardı, onlar inmediler.. Genç kadın kocasına yapışmış gibi sıkı sıkıya sarılmıştı. Genç adam karısına inmesi için ısrar etmesine rağmen kadın koltuğa yapışıp kaldı. Bunun üzerine Rum polislerden biri bağırdı: “İn vraa aşşagı, ne belan var da çığlık atıyorsun!”
Kadın inmemekte direnince üç yıldızlı bir subayla beş Rum polis daha geldi karakoldan. Kadını ve adamı sürükleyerek arabadan indirdiler. Tekmeleyerek ite kaka karakola götürdüler!
Karakoldan kadının çığlığı duyuluyordu. Arada “bunu mu istiyordun be kaltak” sesleri işitiliyordu. Çığlıklar ağlamalar birbirine karışıyordu. Sonra bir sessizlik oldu. Ve ardından o sesliği yırtan bağırtıyı duyduk: “Atın be bunları içeri.” Olduğumuz yerde donup kalmıştık ki az sonra ayakları açık açık, dermansız ve sallana yürüyen genç çift geldi. Daha doğrusu ite kaka getirdiler. Zorlukla arabaya çıktılar. Boş kalan yere oturdular. Yüzleri gözleri şiş ve yara bere içindeydi. Erkeğin pantolonu düşük, kadının elbisesi paramparçaydı!
Bir süre sonra otobüs hareket etti ki kadın ayyuka çıkan çığlık çığlığa sesiyle bağırıp ağlamaya başladı.. Nidai dayı telaşlandı, “susun dedi sessiz olun…”
Çiftin yanına otobüsteki yaşlı bir kadın gitti. Bir süre sonra da otobüstekilere seslendi: “Hem kadın hem adamın kanaması var. Ama kadın daha çok kanar!”
Şöför bir an önce bölgeden uzaklaşmak için telaşla arabayı sürerken, “sakin olun, aha Lefkoşa’yı çıkıyoruz” diyerek etrafı sakinleştirmeye çalışıyordu.
Kadının yüzüne su serptiler kendine gelir gibi oldu. Ben oturduğum yerden atıldım, yaşlı kadına, “tampon yapın nine kanı durdurun, yaraya bez sarın” dedim.
Yaşlı kadın eteğini çekti, “cart” diye yırttığı bir parçayı aldı. Araba sallanıyordu. Bir süre sonra şoför tenha bir yerde durdu. Üç beş kadın arkaya geçti, bir paravan oluşturdular. Yaşlı kadın da bir başka kadının yardımıyla tamponu bastı… Araba yoluna devam etti. Kadın kadınların kucağına, adam da yaşlı bir dayının kucağına yattı..
SONRADAN ÖĞRENDİLER
Ethem Durak anlatımına devam ederken “sonradan öğrendik” diyor yazısında. Genç çift Yeni nikâhlı imiş. Her ikisi Rum polislerce zorla iğfal edilmiş. Arkalarına da kokakola şişesi sokulmuş! Yırtmışlar, kanatmışlar!.. Çok acele doktor gerekiyordu. En yakın doktor da Geçitkale’de.. Nidai dayı arabayı motorunu yakacak kadar son sürat delicesine sürüyordu.
VE HAZİN SON
Ethem Durak o “hazin sonu” şöyle anlatıyor: “Aradan en çok bir hafta geçmeden genç çiftlerin kendilerini birlikte asarak intihar ettiklerini duyduk. Ya acıya dayanamadılar veya başlarına gelenin utancına…”
“Yazısının sonunda “bilmem” diyor Durak, “bu olayı hatırlayanınız var mı?” Ve 2009 yılında Halkın Sesi gazetesindeki “Haykırış” logolu köşesindeki bu hazin olayın anlatımını şöyle bitiriyor: “Şimdi liderlik taslayanlar, ileride bu gibi olayların tekrarlanmasını önlemek için ne önlem alıyorlar, onu anlatsınlar. Mal konusuna sonra geçerler!”
































