Kıbrıs’ı bazı kafadarların kafalarındaki hayalhanelerine uyguluğunca bir “kobay” haline getirme uğraşlarının yabancısı değiliz! Üç yüz bin kişilik Türk halkı ile sekiz yüz bin kişilik Rum halkını dil, din, gelenek, görenek farklılıklarını dikkate almadan bir federal sistem çatısı altında ve “birleşik” dedikleri Kıbrıs’ta nasıl “birlikte” yaşatabiliriz ütopyasına takılıp kalan akıllar, bu konuda arayışlarını çok da kolay sürdürüyorlar! Çünkü 1974 bu adaya Rumların iddia ettiği gibi “felâketi” değil, “barışı” getirdi. Şimdi eğer bir müzakere masasında iki halkın iki lideri bir çözüm için ve çok da rahatlıkla görüşebiliyorlarsa bu ortamı “kendi siyasi iradeleri” değil, Türkiye’nin ada üzerine serdiği güvencesi ile yarattığı barışçı ortam sağladı! Bu gerçeğe karşın yine de soralım:
NEDİR BU ÇÖZÜMDEN UMUT EDİLEN BNEKLENTİ? Çok kolay bir cevabı var: Bir: “Nev’i şahsına münhasır çözümsüzlüğü müzakere masasında çözüm haline getirmek…” İki: Türk ve Rum halklarının hakçasına elde edecekleri bir “paylaşımı” gerçekleştirmek… Üç: Ve tabi birlikte yaşayabilme alışkanlığını “barışçı bir kültür” haline getirmek!
Başarılırsa dünya aleme verilecek mesaj şu olacak. “İşte bir asra yaklaşık süredir üzerinden iki dünya savaşı geçmiş, milenyumu görürken 2 binli yıllara adım atmış Türk ve Rum halkları imkânsızı başararak “Kıbrıslılık” kimlikleri ile bir federal devlet şemsiyesi altında barışçı çözümü sağladılar.”
Gerçekten şu anda müzakereleri süren Kıbrıs siyasi sorununun çözümünden beklenen bu yargıyla çerçevelenmiş resim midir? Onca lafımıza karşın işte bunu bilemiyoruz! Çünkü:
GÜVEN DUYGUSU GELİŞMEDİ: Hâlâ Türk ve Rum halkları ile Türkiye ile Yunanistan birbirlerine güvenmiyorlar! Üstelik bu konuda haklılık yanları da çoktur.
Mesela: Rum liderliği ile kilisesinin soruna yönelik bakışı ile Türk halkının yaklaşımı” arasındaki büyük fark hâlâ izale edilemedi. Mesela: Rum halkının Türk halkı ile örneğin bir Annan planı modelinde yahut bugün tartışılan modelle bir çözüm mü gözettiği kanaati hâlâ açıklık kazanmadı! Mesela: Rum tarafının iki kurucu devlete dayalı, siyasi eşitliği olan, azınlık çoğunluk ilkesinde bir çözüme gerçekten inandığına yönelik belirgin bir emare hâlâ görülmedi!
Mesela: Türk halkının olası bir çözümde Rum halkının çoğunluk sultası altına girmeden, ekonominin acımazsızlığında kulu kölesi durumuna gelmeden, kendi özünden kopmadan kopartılmadan, bu adayı Rum halkı ile ortak idealde paylaşabileceği siyasetine dayanan büyük düşünce hâlâ olgunlaşmadı!
“TARİH VE SİYASET:” Şüphelerde gelişirken cevabı verilemeyen yığınla soru beyinleri burgu gibi delerken geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığına bağlı bir “Eğitim Teknik Komitesi” kuruldu ki paraleli de Güney’de oluştu.. Amacı da çok özetle “Federal kültüre uyumlu, barış kültürüne ve ortak yurt bilincine sahip bireyler yetiştirilmesi” olarak açıklandı.
Böylesi “iki toplumlu teknik komitenin” kurulmasındaki düşünce ise “geçtiğimiz Kasım ayında Kıbrıslı Türklerin arabalarına saldırıp zarar veren bazı Rum gençlerinin fanatik davranışları” olarak gösterildi. Ve bir liderler toplantısında bu konuda her iki yakada da “teknik komitelerin” kurulmasına karar verildi..
HEDEF NEYMİŞ? Geçtiğimiz günlerde eğitimci üyeleri de açıklanan Teknik Komitenin eşbaşkanı Meltem Onurkan Samani hedefi şöyle ifade etti: “Değerler eğitimi içerisinden ayırımcılığın, ırkçılığın, düşmanlaştıran unsurların ötekileştirici ifadelerin, aşırı milliyetçiliğin temizlenmesi.. Bunun yanı sıra öğrencilerin düşünsel becerilerinin geliştirilmesi, demokratik, çağdaş, federal kültüre uyumlu bireyler olarak yetişmeleri de öncelikli hedefimizdir…”
HER HALDE DİYORUZ! Türkiye de dahil “bizim gibi eğitimle oynayan çok az ulus vardır!” Ki bu memlekette ardı ardına dünya kadar “eğitim şurası” yapıldı ama çoğu uygulanma fırsatı bile bulamadan kadük hale geldi.
En vahimi de “mücadele tarihimizi” barış arayışları için aşırı milliyetçi bulan bazı politikacıların gayretleri sonucunda müfredatlarda yapılan değişiklikler oldu! Bazı işgüzarlar tarihimizin üzerini “örterlerken,” bazıları da “gözden kaçırma” metotları ile basite indirgediler!
Bu kez Cumhurbaşkanlığı destekli, adına “federal kültür” kulpu takılmış yeni bir “eğitim senaryosu” başlatıldı. (Tabi hemen yazalım. Bu çalışmalar parasız yani bedava ve gönüllü olmaz! Bizim devlet istese de böylesi “örgütsel çalışmalara”parasal destek verecek takatta değildir. Geriye kalıyor AB’nin “çözüm kampanyası için tahsis ettiği 36 milyon euro. Yani demek istedik ki çalışmalar için hem o tarafta hem bu tarafta para hazırdır!)
KONUYA DÖNELİM. “Ulusal bir eğitim politikası” oluşturmak her zaman “ideolojik farklılıklardan” dolayı zor olmuştur! Çünkü “izm”lerle sarmalanmış görüşlerin ortak paydada buluşturulması bile zordur! Ancak Rum tarafı için kolaydır çünkü kafasında ve gönlünde yaşattığı “federal birleşik Kıbrıs” değil, “Helenizmin ruhudur!” (Denecek ki işte o zihniyeti de değiştirme amacında oluşturuldu “Teknik Eğitim Komitesi!) Söyleyeceğimiz tam da budur işte! “Ulusları yaşatan unutturulup üzerleri örtülen yahut gözlerden kaçırtılan tarihleri değildir. İyi veya kötü, şanlı veya karalı, gururlu veya utançlı da olsa öğrenilen, öğrenilirken tartışılan ve gerektiğinde ders alınan tarihleridir! Hayatta “sıfır” bir işe yaramaz ama matematik onsuz olmaz! Yetişmekte olan çocuklarımızı gençlerimizi tarihlerinden kaçırmak değil, aksine tarihleri ile yoğurmak gerekir. Nitekim her şeye karşın ne diyor Samani: “Öğrencilerin düşünsel becerilerinin geliştirilmesi için…” Düşünsel beceriler “düşündürülürlerse” kazanımlar haline gelirler. “Ulusal tarihi” öğrencinden kaçırır, nereden niçin geldiğinizi saklarsanız dolayısıyle geleceklere yürürken arkanızda “karanlıklar” bırakırsanız! İşte sizi o karanlıklar içinde vururlar! Çünkü “yaşanan tarihi kırpıp yontmak, saklayıp okunmalarından tartışılmalarından kaçırmak tek kelimeyle gaflettir! Bu nedenle diyoruz, Barış için uğraşın ama “Kıbrıs Türk mücadele tarihine” bu barış arayışı için kıymayınız!.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























