Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Pazar Sobetimdir: (Yıllar Geçiyor!..)

Türkiye’nin 20 Temmuz’u vardı. Şimdi 15 Temmuz’u da var. Biri 43 yıllık oluyor. Diğeri ilk yılını anarken kutlanıyor. Eskisiyle yenisi, her ikisinin de ortak özellikleri “istikrarsızlıklarıyla çözümsüzlükleri!”

Ki öteden beridir politik beceriyi siyasi sorunları çözebilme kabiliyetine dönüştüremiyoruz nedense!

       Bu lafın ispatıdır Kıbrıs siyasi sorunu!  Tanınmamış, dünyadan tecrit edilmiş devlet olmaz.. Olursa “bizim kadar olur!”

Nitekim aradan şu kadar yıl geçtikten sonra dönüp bakarken geriye, gördüğüm şu oluyor sadece: Evlendim, çocuklarım, torunlarım oldu!

Fakat onlara hayal ettiğim bir Kıbrıs hediye edemedim! Düşündüğüm bir Kuzey coğrafyası veremedim! Geleceklerinin yollarını aydınlatıp gösteremedim! İşte yarınlarınız budur diyemedim!

Bu çileli ömrü ile Kıbrıs Türk halkı çok talihsiz ama çok talihsiz olmalı! Ki 1974’de doğan çocuklarımıza Ecevit adını da koyardı bu çileli toplum. Kaç Ecevit’imiz vardır  şimdi 43 yaşında bilmiyorum ama onlar da çocuklarına torunlarına bir gelecek vaat edemiyorlar hâlâ!

DEĞERLERİMİZ: Buna karşın hayat devam ediyor diyorlar! Doğrudur! Her sabah ilmik ilmik türlü çeşitli renklerle örülür hayat. Önce çıkan ortaya, sensin! Sonra ailen ve gitgide büyürken nesil, toplum  işte!…

       Ne var ki o ilmiklerden bir teki kopsa, rengi atsa, deforme olsa “hayatınızın bütünselliği” yiter!  Aileniz de değişir dolayısıyle toplum da!

İşte biz de öyleyiz Kıbrıs’ta! İlmik ilmik oluşturduğumuz hayatlarımızda hep siyasi kopukluklar var! Koptukça ilmikler daha çok yitmekte bütünselliğimizle ulusal değerler!

Goethe’nin uzunca bir şiiri vardır gençlere yönelik: “Gelecek saklarken içinde kederi ve sevinci/Mükemmele asılırız/ Hiçlik besler yıldırmak için bizi/İlerleriz atılırız/ Düsturumuz ileri!

       İşte budur sorun! Okullarından  mezun olurken çocuklarımızı gençlerimizi, böylesi bir şiirle ödüllendirebilir misiniz sonuna “ileri” kelimesini koyarak?

Ve Goethe gibi bakıp da gençlere şöyle diyebilir misiniz?

Önünüzde bütün bir hayat serili/ Korkudan uzak/ Çalışınız/ Cesur olarak/ Yeise yer vermeden çalışınız/ Ödül sizi bekliyor!

Öte Yandan ne zaman “ne olacaksın” diye soracak olsam, üniversiteli torunum omuzlarını kaldırır, boş gözleriyle bakarken uzaklara “ne bileyim, işte bilemiyorum” der!”

Bilin ki torunlarımız ve torunum siyasi çözümsüzlük kurbanıdırlar! Onlara “geleceklere güvenle, aşkla, şevkle yürüyecekleri bir devlet sunamadık!”

Galiba dedem de babama, babam da bana armağan edemediydi öylesi güvenli bir yarını! Nitekim hep eksik ve aksak büyüdük!

       Ya nedir şimdi değerlerimiz? Kim  cevap verebilir ki sorumuzun duvarlara çarpan yankısıyla dönüp, “ya nedir şimdi değerlerimiz” diye kulaklarımızda çınlarken ayni sesler…

Anlarsınız ki İbrahim’in Allah’a adayıp kurban ettiği oğlu gibi kurbanı olduğumuz siyaset, onları da aldı götürdü hayatımızdan!

DÜŞÜNMEK İSTERİM.  Eğer bu adada Türklerle Rumlar geçinemiyorlarsa, tabi ki birbirlerinden ayırmakla iki toplumu bu geçimsizliği önleyemezsiniz!

Fakat gerçeğin de  üstünü örtemezsiniz! Çünkü iki toplum tahammül edememişlerse birbirlerine, hâlâ devam ediyorsa husumet; nedeni Türk halkının kendini Rum halkına karşı koruma içgüdüsüdür, Türkiye’ye yaslanıp, güvencesini Türkiye’den alırken..                Fakat, asıl Rum halkıdır  Türk halkını aradan çıkartırken, ada egemenliği hedefleyen!

Barış için dokunan  ilmikler bu nedenle tutmamakta!  Bu nedenle renkleri atmakta! Ve bu nedenle çözüm oluşamamakta!

BM’ler, AB, ABD, Rusya anladığı gün bunu iki devletli çözüm de olur, barış da!