Çocukluğumuzda hatırlarız.
Özellikle yılbaşı geceleri bir pasta hazırlanır.
Pasta, geceye gelenlerin sayısı kadar bölünür.
Pasta dilimlerinin bir tanesine bir şilin konur.
Şilin kimin payına düşerse o şanslıdır.
Bütün yılı mutluluk içinde geçecek…
…
Bu pasta oyunu meğer çok eskilere dayanır.
Esasen Rumların adeti imiş.
1872 yılında adayı ziyaret eden ve anılarını yazan Avusturya Arşidükü Louis Salvatore, Rumların bu kek adetine işaret eder.
…
Birlikte yaşayan ayrı kültürlerde adet ve görenekler bulaşıcıdır.
Kültürler birbirlerinden pay alırlar.
Biz de ala ala pasta oyununu almışız!
Öte yandan ekonomik gelişme ve beceri gibi meselelerde bize bulaşmasın diye her türlü tertibatı almışız!
…
Bu yüzden midir bilinmez, oldum olası bize şilin verilmesini bekleriz.
Pastada parayı bulamayınca kıyametleri koparırız!..
…
Talat döneminde Kültürel Mirası Komitesi’nde görev almıştım.
Bir gün, Rum delegasyonundan bir arkadaşımız pasta getirdi.
Pasta herkese dağıtıldı.
Ama arkadaşımız önceden uyardı.
“Dilimlerin içinde para var, bakalım şanslı kim olacak?”
Para bana düştü.
O parayı saklıyorum.
Belki mutluluk bize de güler diye…
…
Bugün mutlu bir gün.
Hükümet yetkilileri TOMA konusunda ahali ile birlikte düşündüğünü bir kez daha açıkladı.
Cumhurbaşkanı da Kıbrıs sorununun artık bu yıl ya da önümüzdeki yıl halkın gündeminden kalkmasını istediğini duyurdu…
…
Böyle mutlu ortamlar azdır…
…
Bazı caddelerde çemberlerin gökkuşağı renklerine boyanması da ayrı bir mutluluk.
Türkiye’de başladı, buraya da bulaştı.
Demek, uzak diyarlardaki kültürlerden de etkilenmek mümkün.
Türkiye’de ne varsa bizde de olsun.
Oradaki devrimi, burada da isteyenler yok mu?
Peki, TOMA’sız mı?
…
Bizim ekonomik pastamıza şilin konmuyor mu?
Şilin değil ama TL.
Ahalinin bu parayı şimdiye kadar bulduğu görülmemiştir.
Kuru pastaya talim.
Parayı bulana kadar!..
…
Arşidük’ün Kıbrıs anıları çoktur.
Sadece pasta meselesini gözlemlememiş gezginci.
Gözü, çocukların pirili oyununa da takılmış.
Pirili oyununun bir duvar dibinde oynandığını yazar Arşidük Salvatore.
Doğrudur.
Bir duvar dibine avuç içi kadar çukur kazılır.
Oyuncular ellerinde bir avuç dolusu piriliyi belirli bir mesafeden çukura atarlar.
Hangisi daha çok piriliyi o çukura sokarsa kazançlı o çıkar…
…
Son çeyrek asırda (belki daha fazla) pirili oyunu çocukların gündeminden kalktı.
Sadece o değil.
“Saklambaç”, “bir ayak” gibi oyunlar da.
Saklambaç bir çocuğun zihnini geliştirir mi?
Sonuçta insan saklanıp duruyor!
Ne sayısal ne de sözel yanı var.
Çocuklar, sanal dünyada bin bir çeşit oyunla meşgul.
Zihinleri alabildiğine gelişmekte.
Minik ellerin yabancı dilde klavye kullanması bile başlı başına zihinsel bir olay.
Ama olsun, saklambaç oyunu yine de güzel.
Hele de ağacın arkasına saklanan ilk aşkınızsa…
…
Pasta geleneği de yok.
İyi ki yok.
Bu da çocuklara zor elde edebileceği bir zenginliği pompalamaktan başka bir işe yaramıyor.
Parayı bulamayan çocuk, düşlerini sürekli olarak ertelemiyor mu?
Milli Piyango umudu gibi.
Artık, kim pastasına para koymayı düşünür ki?
Cep dururken!..
…
Pastaya konan şilinin hangi dilimde olduğunu önceden kestirmenin mümkünü yoktu.
Ama şimdi ekonomik pastalara konan paraların hangi dilimden cebe indirilebileceğini önceden kestirmek mümkün…
































