Seçimin adı ortaya atıldığından beri, partizanlıklar acaip hız kazanmış durumda.
UBP’den içerikli birinin avukat olan kızkardeşine sanayi arsası verilmiş, o da derhal başka birine iyi bir paraya devretmiş….
Başka bir vaka…
Kamu malında kiracı olan biri, buradan çıkmak için başka bir tahsis mal istemiş, vermişler…
Devletin sırtından yapılan kıyaklara bakar mısınız…
Sonra partinin gençlik kollarından biri Tarım Sigorta Fonu Yönetim Kurulu’na atanmış. Konuyla alakası yok. Malum daha öncekiler kurumu borca sokmak istemedikleri için görevden alındılar. Bu defa, emir eri aramışlar…
Tarım reformunu niye yapmazlar? Ya kamu reformunu? Saatleri bile değiştiremediler korkudan…
Hala bu ülkede demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, devletin kalkınmasından, vatandaşın refahından falan bahsedilebilir mi..?
Göstere göstere yapılan bu partizanlıklarla olsa olsa krallık olur.
Bunlar da senden benden kesilen vergileri maşallah kral gibi harcıyorlar…
Nasıl olmasa vatandaş oyunu kullanırken bunların hiç birini hatırlamıyor…
Şaka bir yana, bugünlerde kiminle konuştuysam, “gidecekler, hem de çok kötü” diyor…
Bu ölçüde bir pervasızlığı daha önce hiç yaşamamıştık…
Türkiye’nin para musluklarını kısması bile durdurmadı hızlarını…
Korku dağları bürümüş, seçime kadar da böyle gidecek, yapacak bir şey yok…
NE OLACAK ŞİMDİ..?
Bugünlerde sokak mutlu değil. Çıkın dışarı ve insanların yüzlerine bakın, memleketin halini okuyabilirsiniz. Hani bir umutla, aylardır Kıbrıs sorununa çözüm bulunacağı hayaliyle yaşadılar. Sanki adada bir anlaşma olursa tüm sorunları çözülecekmiş gibi.
Tüccarı, işadamı ve sivil toplum örgütleri ‘acaba hayatımız daha mı güzel olacak’ diye sarıldılar çözüme… Ama geldiğimiz noktada gördük ki, geçen elli yıldan sonra yine zor. Hani bir söz var, “tilkinin dönüp dolaşaşıp geleceği yer kürkçü dükkanıdır” diye. İşte kısa süren umutlardan sonra yine kendimizle yüz yüze kaldık kürkçü dükkanında…
Belki birileri masanın dağılmasından mutlu bile olmuştur ama içteki durumlar, müzakere masasından farklı değil. Vatandaş sefilleri oynuyor. Sendikalar, örgütler ayakta. Yönetenlerden sorunların çözümü için icraat bekleniyor ama, iktidarın öyle bir takvimi yok…
Bugüne kadar yaptıklarıyla tam bir yap-boz hükümeti oldular.
Herşeyin dövize bağlı olduğu ülkemizde verilen artışlar, anında döviz karşısında eriyip gidiyor. Toplum günden güne daha da fakirleşirken, ekonomide yaşanan sıkıntı ve iflaslar her kesimi derinden etkiliyor. Tamam dövizdeki yükseliş bizim dışımızda gelişen bir olay ve müdahale etme şansımız yok. İyi de, iğneden ipliğe gelen zamlar için de mi yapacak birşeyiniz yok. Hele toplumdan gelen tepkiler üzerine “yeniden değerlendireceğiz” açıklamalarıyla toplumla resmen dalga geçtiler…
Şimdi masa da çöktü, bundan güzel bir haber olur mu onlar için. Ganimet ve talan üzerine kurulan sistem korkusuzca devam edebilir… Nasıl olmasa hesap soran yok, yapanın yanına kar kalıyor…
“Ruma peşkeş yok” derken, kendileri aynı peşkeşi başkaları için “yatırım” kisvesi altında yapmaktan çekinmiyorlar…
Ama bunun böyle gitmeyeceğini onlar da çok iyi biliyorlar. O hesap da yakında kesilecek…
YERİN KULAĞI VAR
END GAME:
Haftalar önce Havadis gazetesinin manşetiydi bu sözler. Bugün artık gerçek oldu sanırım. Liderler görüşmesinin ardından Akıncı’nın yaptığı açıklamalar da bunu doğrular nitelikteydi.
“Rum Lider bizi dinlemek yerine önceden hazırladığı 5 sayfalık metinle geldi. 20 Temmuz’dan 15 Kasım’a kadar birçok gerekçe iletti ve ardından söylecek birşeyim yoktur diyerek kapıyı sert bir şekilde vurup kaçtı.” Bundan sonra bir mucize olur mu derseniz, sanmıyorum… Olsa da inandırıcı olmaz…
NİKO’NUN ŞIMARIKLIĞI İLK DEĞİL:
Anastasiadis’in masayı terk etmesi ilk değil. Daha önce Türkiye’nin, gaz sondajını izlemek için gemi göndermesini protesto edip müzakereleri dondurmuştu. Mont Pelerin’de bir kez daha aynısını yaptı. Hatta Eroğlu ile görüşme sırasında yine bugünkü gibi kontrolunu kaybetmiş, masayı yumruklamış, kapalı ortamda sigara yakmış ve “sadece benim kabul edeceğim konular görüşülmeli” diyerek heyetini bırakıp gitmişti… Ne oldu? Görüşmeler bir süre sonra kaldığı yerden devam etti. Cumhurbaşkanı’nın dediği gibi, buna artık müsamaha edilemez. Üzerinde ciddi ciddi düşünmemiz gerekiyor…
DERTLERİ ÇÖZÜM DEĞİL DE ONDAN:
Kıbrıs konusunda 50 yıldır yapılan her şey ne kadar göstermelik… İşte daha geçen Kasım’da bir Eğitim Komitesi kuruldu. İki tarafta ayrı ayrı kurulan komiteler, birlikte çalışacaklardı. “Çözüm kültürü… Barış Dersi… Çözüm Çabası Okula Gidiyor” başlıkları atılmıştı. Oysa ta başından Rum tarafı, tarih konularına girilmemesi şartı koymuştu. Nitekim, dün Cumhurbaşkanı Akıncı da bu Komite’ye atıf yapmış. Ama nafile… Olmuyor işte… Siz yıllar önce tarih kitaplarınızı değiştiriyorsunuz, onlar bunu asla yapmadıkları gibi, daha da fanatizm ilave ediyorlar… Herşey göstermelik…
AKILLARI VARSA:
Adada br anlaşma isteyen Rumlar artık külahı önüne koyup, kendilerini sorgulamalı. Aynen DİKO’nun iki üyesinin yaptığı gibi. Bu fanatizm başlarına neler getiriyor, her seferinde çözüm umutlarını nasıl berhava ediyor… Bakın işte, halihazırda okullarında okutulan enosisi bir de karar diye geçirdikleri anda, Türk tarafının güvensizliğini körüklediler. Bununla da kalmayacak. Bakın Özgürgün anında “KKTC’nin hiçbir noktası da bir tarafa verilecek değildir” dedi. Bunun arkası da gelecek, beklesinler… Bu muydu istedikleri? Akılları varsa düşünsünler…
ZİL TAKIP OYNAYIN:
Görüşme masasının çökme noktasına gelmesine sevinenler o kadar mutlu oldular ki, utanmasalar zil takıp oynayacaklar. Hani haksız da değiller, kazara bir anlaşma olsa, yıllardır haksız yere ellerinde tuttukları dönümlerce araziler, evler, arsalar bir bir ellerinden gidecekti. Böyle bir durumda, sürecin çökmesine sevinmeyip de ne yapsınlar…
UMUDU OLAN VAR MI?:
Yaklaşık 10 aylık ikitdarları döneminde Türkiye ile imzalanan 81 maddelik protoklun sadece 3 maddesini hayata geçirmeyi başarabilen bu hükümetten umudu olan var mı? “Türkiye ile en iyi biz anlaşırız” dememişler miydi? Bakın, icraatsızlıklarıyla Türkiye’yi bile usandırdılar. Tek yaptıkları, memleketin her karış toprağını “yatırım” bahenesiyle birilerine peşkeş çekmek oldu…
ZİRVEDEKİLER
Güney’den Şaşırtıcı Tepkiler: Eski Rum Dışişleri Bakanı ve halihazırda müzakere heyetinin bir üyesi olan Erato Kozaku Markulli, “Kıbrıs Türk liderin tepkide bulunacağını önceden tahmin ettim ve Akıncı bu kez yüzde 100 haklı” dedi… Daha da ilginci, çözümün her dönem karşısında olan EDEK’in eski başkanı Yannakis Omirou, kendi partisini ELAM’ı izlemekle suçladı ve “Neo-faşist ve Neo-Nazist Hrisi Avgi’nin sütkardeşi olan, hoşgörüsüz bir oluşumun yasa girişimi, siyasi açıdan meşru kılındı” dedi. Zaman geçmeden kafa kafaya verip kendi siyasi ortamlarının geleceği hakkında biraz düşünseler iyi olacak…
DİPTEKİLER
Saat Karmaşası: Aylardır bu ülke saatler yüzünden neler çekmedi ki. Gece karanlığında okula ve işe gidildi, bu yüzden hayatını kaybedenler oldu. Tam işler düzeldi derken, hükümetin çalışma saatleriyle ilgili yeni düzenlemesi geldi derken, sendikalar bastırdı, hükümet her zaman olduğu gibi yine geri adım attı. Aldığınız kararın doğru olduğuna inanıyorsanız arkasında duracaksınız. Ama görüyorum ki, sizin de kafanız karışık…
































