Partili bağımsızlar…

18 Aralık 2017 Pazartesi | 12:00
Köş, Moreket
Kıbrıs Town Houses

Neyi, kimleri kast ettiğimi anladınız sanırım. Bazı partilerin içerisinde, yine bazı adayların partiye değil de, kendilerine çalıştıkları dikkat çekiyor.

Bakın sosyal medyaya, bunların kimler olduğunu hemen göreceksiniz. Resmen tek başlarına parti gibiler. Hatta bazıları, beraberinde götürdükleri yandaşlarıyla kendi akıllarınca ufak çaplı mitingler bile düzenliyorlar. Bu toplantılarda da “bu söylediklerim partinin değil, kendi şahsi fikirlerimdir” demekten çekinmiyorlar. İyi güzel de partilerinin ekonomik ve sosyal konularda yıllardır savunduğu bir fikir var, hiç olmazsa çıkıp bunları savunabilirler ama, galiba manifestoları bir türlü çıkmadığından, ellerinde anlatacakları ortak bir program yok…

Özellikle UBP’de dikkat çeken bir durum bu. Herkes kendi bildiğini okuyor. Zaten Genel Başkanın son günlerde bu işlere ayıracak ne gücü, ne de motivasyonu kalmadı. Buna bir de belli kişiler tarafından sandıkta bırakılması için yapılan propagandayı eklersek, Özgürgün’ün bu günlerde partiden çok kendi geleceğini düşünmesi normal sayılmalı…  Ama dediğim gibi, diğer bazı partilerde de var bu durum.

Bu kadar da bireycilik olmaz ki…

Ama galiba milletin de partilerin programlarını beklediği falan yok.

Otorite eksikliği, disiplinsizlik ve karma oy işi devam ettiği sürece, “ben”cilik de giderek artacak…

Sanırım bu seçimlere damga vuracak ve akıllarda kalacak olan da bu “ben”cilik olacak…

 


TOPLUMSAL BİLİNCİ KAYBETTİK, BÖYLE OLDU…

Sosyolojide “toplum” tarifi şöyle…

tarihsel gelişme içinde, aynı toprak parçası üzerinde birlikte yaşayan ve ortak bir uygarlığı olan, yaşamlarını sürdürmek, birçok temel çıkarlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapan insanların tümü.

Halk ise, “aynı soydan gelen insanlar topluluğu”…

Demek ki, toplumun ortak bir hedefi var.

Ama halkın olmayabilir.

Üstelik halk denilen topluluk, başka başka ülkelerde de yaşıyor olabilir. İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkler halkın bir parçasıdır ama, toplumun değil.

Peki o zaman durun bir bakalım.

Kıbrıs adasının Kuzey’inde yaşayan, burada karnını doyuran, burada çoğalan insanların ortak bir gelecek için işbirliği yaptığı söylenebilir mi?

O işbirliğini sağlayan araç, demokrasi. Birlikte, ortak paydada buluşanların kurdukları parti denilen örgütlenmelerle, geleceklerinde söz sahibi olmaları gerekir.

Geleceğe dönük, bir daha iyi olalım bilinç gerekir. Partilerin ancak yöntemleri, ideolojileri farklı olabilir. Seçimlerde de bu fikirler yarışır…

Ama bakıyorum, burada o birleşme, ortak çıkar yok.

Parti bazında bile mikro seviyeye düşmüş. Haydi ideolojiden geçtim, bir dil birliği bile yok.

Yerini tamamen bireycilik, bencillik almış. Gemisini kurtaran kaptan.

Lütfen şu partilerin adaylarına bir bakın. Her biri, teknolojinin ellerine verdiği kameraları kullanarak, tamamen kendi reklamlarının peşinde. İyi niyetli olanlar bile, kendi hedeflerini anlatıyor.

Bir tek, geleneksel disiplinini geri getiren CTP’nin dışında, darmadağın.

Bu demokrasi midir şimdi? Bu özgürlük müdür? Tek tek kişileri kurtarmanın topluma ne yararı olabilir ki? Siyasi arenadaki bu dağınıklık, aslında toplumsal bir ortak gelecek kaygısının yani toplumsal bilinç yokluğunun göstergesi.

Bu durumdaki partiler toplumdan kopuk değil aslında. Maalesef onlar, bizim vitrindeki görüntümüz….


YERİN KULAĞI VAR

ARALARINA KARA KEDİ GİRDİ:

YDP’de Genel Başkan Erhan Arıklı ile Genel Sekreter Bertan Zaroğlu’nun arasının iyi olmadığı yönünde iddialar geliyor kulağımıza. Biri Lefkoşa, diğeri Mağusa’dan aday olan bu ikilinin son zamanlarda aralarına kara kedi girdiği ve bunun da parti içinde huzursuzluğa neden olduğu iddia ediliyor. Tam da seçim üstü ikili arasında yaşananlar vatandaşın gözünden kaçmıyor…

 

ATAKAN VE TATAR ÖNDE:

Güzelyurt bölgesinde UBP’nin iki adayı Savaş Atakan ve Ersin Tatar’ın bölge milletvekili adaylarından daha çok desteğe sahip oldukları ve bölgeden en çok oyu alacakları konuşuluyor. Bu durum bölge adayları arasında huzursuzluk yaratsa da, yükselişlerini önlemek bu saatten sonra pek mümkün görünmüyor…

 

NASIL OLACAK:  

“Bizim bu ülkeyi yönetme irademiz de, potansiyelimiz de, kapasitemiz de, kadrolarımız da mevcuttur” diyen HP Başkanı Özersay, “muhalefet değil, hükümet olmaya talibiz” demiş. İyi de tüm anketler ve kamuoyunun havası seçimleri tek başına bir partinin kazanacağını göstermiyor. Keşke koalisyon konusunda bu kadar çok katı ve partiyi bağlayıcı açıklamalar yapmasaydınız…

 

BOYKOT YOK:

Hafta sonu Büyük Han’ın ziyaretçileri arasında, Bağımsızlık Yolu’nun gençleri de vardı. “Özel sektörde sendikasız işçi çalıştırılması yasaklansın” sloganı attılar. Benim de çoğunu paylaştığım başka talepleri de vardı. İyi eğitim almış, ülke sorunlarına kafa yoran, endişe duyan gençler, bu kez boykotçu değil. Boykot örgütlemenin kitleleri pasifize edeceği noktasına gelmişler ve hem parti kurma, hem de bu seçimde TDP’ye destek kararı almışlar. Bence iyi bir gelişme.

 

HANGİ YÜZLE:

İpek Özsoy

Uzman Psikolog İpek Özsoy, bireysel depresyonun toplumsal depresyona döndüğünü söylemiş. Ülkede bu kadar çok suç işleniyorsa, sokaklar kumarhanelere ve uyuşturucu satıcılarına teslim olmuşsa, kendi nüfusundan çok yabancı barınıyorsa sonunda olacağı buydu. Ama bakıyorum da ülkenin bu hale gelmesine sebep olanlar, sanki ülkeye yaptıkları kötülükler yetmemiş gibi, kalkınmadan, refahtan, adil bir düzenden bahsederek seçmenden hala oy isteyebiliyorlar…

 

BUDUR:

Türkiye Vatan’da Güngör Mengi harika bir yorum yapmış: “İİT olağanüstü zirvesine devlet bakanını gönderen Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok Arap ülkesi, kendi çıkarlarına göre tavır değiştirip ABD’nin yanında yer alabilir. Bugüne kadar Arap ülkelerinin Kıbrıs’ı(KKTC) tanımaması, Irak ve Suriye gibi ülkelerin PKK’yı bağrında besleyip büyüterek Türkiye’nin terörden çekmesine neden olmaları ve benzeri olaylarda Türkiye de onlardan az zarar görmedi. Biz, zirveden çıkan kararı benimsemeli fakat Suriye iç savaşında yaptığımız gibi ‘bütün ülkelerden önce davranma’ politikasıyla, ABD ve İsrail’le yeni ve büyük bir sorun çıkmasına yol açmamalıyız”…

 


ZİRVEDEKİLER

TC- KKTC İnşaat Mühendisleri Odaları:KKTC’deki trafiğin durum tespiti ve çözüm önerilerini okudum. Devlet de destek vermiş ve harika bir çalışma yapmışlar. En çarpıcı tespit, kişi başına düşen araç sayısının ABD’den de yüksek oluşu. İkincisi, toplu taşımacılığın durumu. Diyorlar ki, “Toplu taşıma kesinlikle hayata geçirilmelidir. Araba alma özgürlüğünü kısıtlayalım anlayışı değil, araba kullanma ihtiyacını aşağılara indirirsek bunu başarabiliriz”. Ne kadar basit değil mi? Ama biz ne yapıyoruz, aynı güzergah için onlarca minibüs izni, belli kesimlere sıfır gümrüklü otobüs izni. Umarım bu raporu hayata geçirecek birilerini görürüz o makamlarda.


 

DİPTEKİLER

Polis Yasası Tribünlere: ‘Yeniden düşünürler herhalde’ demiş ve Polis Yasası’nın bu şekilde geçmemesi gerektiğini savunmuştuk. Tekrar düşünen CTP olmuş, ret oyu vermiş. Ama öneri UBP oylarıyla Meclis Genel Kurulu’na yeniden gönderilmiş. Bugün oylanacak. DP’nin reddettiği biliniyor. UBP ve TDP oyları da yetmeyeceğine göre, UBP bir kez daha tribünlere oynamış olacak…

 

Bu tepe İzmir’in göbeğinde bir taşocağıymış. Merkezi idare, taşocağı sahiplerine yasal olmasına rağmen, rehabilite ettirememiş. İzmir Büyükşehir Belediyesi, 232 bin kamyon malzeme taşıyıp doldurmuş, teraslamış, vatandaşlarla birlikte 10 bin 300 ağaç dikmişler. Var mı bizde de bu yürek?