Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
ManşetRöportaj

Parti içine yönelik  sert mesajlar

CTP’de Genel Başkanlığa “tek aday” olarak başvuru yapan ve CTP’nin uzlaşı ismi olarak öne çıkan Genel Sekreter, Milletvekili Tufan Erhürman içini HAVADİS’e döktü, partilileri uyardı

CTP’DEKİ İKİ HATA: Erhürman: Bizi bu noktaya taşıyan iki ayrı hata var. Bunlardan birincisi, CTP’nin örgütlerinin ve organlarının kararların alınması süreçlerine katılımının yeterince sağlanamamış olması.  İkinci hata ise, kimi partililerimizin sol değerlerle bağdaştırılması çok da kolay olmayan egoist yaklaşımlar içerisine girmesi

DİSİPLİN MEKANİZMASI: Parti içerisinde tartışma ortamlarının sağlanacağını ve herkesin düşüncelerini söyleyeceğini belirten Erhürman, buna rağmen, alınan kararlara uymama davranışı sergileyenlere yönelik disiplin mekanizmalarının uygulanacağını, bundan asla çekinmeyeceğini söyledi

MAKAM MEVKİ ARAYIŞI OLMAYACAK… Genel Sekreter Tufan Erhürman yeni dönemde CTP’de “kişisel hırslar, egoist yaklaşımlar, makam ve mevki arayışları” olmayacağını söyledi. Erhürman, “ “CTP gün gelir iktidara gelirse belki bizi de görür” anlayışında olanlar varsa CTP ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesinin tam zamanıdır” dedi

ASLOLAN HUKUK: Erhürman: Bir işleminin yargıya taşınması ve hukuka aykırıysa hakkında ara emri verilmesi veya iptal edilmesi hukukun üstünlüğü ilkesine samimiyetle inanan hiçbir hükümeti rahatsız etmez. Rahatsız ediyorsa, o hükümet bu ilkeyi içine sindirememiş demektir

 

Baykan Gürses ÖZDAĞ

 

Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanlığı’na “tek aday” olarak başvuru yapan ve CTP’nin uzlaşı ismi olarak öne çıkan Genel Sekreter, Milletvekili Tufan Erhürman, yeni dönemde CTP’de “kişisel hırslar, egosantrik yaklaşımlar, makam ve mevki arayışları” olmayacağını söyledi.

HAVADİS’e konuşan Tufan Erhürman “CTP yalnızca kendi içinde değil, halkla da birlikte olacaktır. Sürekli halkın arasında, sokakta olacak, halka dokunacak” diye konuştu.

“Parti içerisinde ise rekabet, egosantrik yaklaşımlar ve kişisel hırslar değil, dayanışma, kararlar alınana kadar yoğun tartışma ancak kararlar alındıktan sonra onlara birlikte sahip çıkma söz konusu olacaktır” diye konuşan Erhürman, “İlginç bir tesadüf eseri ben de, CTP de 46 yaşındayız. Ben 46 yıllık birikimimi, deneyimimi nasıl reddedemezsem, CTP de elbette reddedemez. Bu rasyonel değildir, israftır” dedi.

 

Soru: Yine birlikte yeni CTP derken nasıl bir parti yaratma hedefindesiniz?

Erhürman: Kurultayımız için seçtiğimiz “yine birlikte, yeni CTP” belgisi iki kısımdan oluşuyor. Birinci kısım, “yine birlikte”. Bu kısım aslında sol partilerin geleneğindeki önemli bir noktaya vurgu yapıyor. Sol bir partinin bütün yapılanması dayanışma ilkesi üzerinden şekillenir. Sol partilerde “ben” değil, “biz” vardır. Dahası “biz”, sadece partililer değil, aynı zamanda halktır.

CTP yeni dönemde yine birlikte olacaktır, olmak zorundadır. Ve yalnızca kendi içinde değil, halkla da birlikte olacaktır.

Sürekli halkın arasında, sokakta olacak, halka dokunacak, halkın ihtiyaçlarını yukarıdan değil, onunla birlikte belirleyecek ve iktidarda da muhalefette de olsa bu ihtiyaçların giderilmesi için çalışacaktır. Parti içerisinde ise rekabet, egosantrik yaklaşımlar ve kişisel hırslar değil, dayanışma, kararlar alınana kadar yoğun tartışma ancak kararlar alındıktan sonra onlara birlikte sahip çıkma söz konusu olacaktır. Ana belginin ikinci kısmı ise “yeni CTP”dir. Her şeyden önce açıkça söylemek gerekir ki “yeni CTP” eskinin külliyen reddedilmesi üzerine bina edilmeyecektir. İlginç bir tesadüf eseri ben de, CTP de 46 yaşındayız. Ben 46 yıllık birikimimi, deneyimimi nasıl reddedemezsem, CTP de elbette reddedemez. Bu rasyonel değildir, israftır. Kaldı ki CTP’nin kuruluşundan bu yana bedeller ödeyerek savunageldiği ilkelerin yenilenmesine asla ihtiyaç yoktur. Burada önemli olan, “yeni CTP”yi daha önceki dönemlerde, özellikle de iktidar dönemlerinde yapılan hataların doğru öz eleştirisini yaparak, bugünün ve halkın ihtiyaçlarını gözeterek, örgütlenmesini yapısal ve işlevsel olarak gözden geçirerek, kuruluşundaki ilkeler üzerinden yeniden inşa etmektir. Yeni CTP’den kasıt özetle budur.

 

Haysiyet- Adalet- Üretim ve hizmet

Soru: Yeni CTP söylemiyle ne kastediyorsunuz?

Erhürman: Yeni CTP, politikalarını üç temel üzerinden belirleyecektir. Bunlar, haysiyet, adalet ve üretim ve hizmettir. Haysiyet, Kıbrıs Türk halkının kendi kararlarını kendisinin vermesi, dünyadaki tüm halklarla eşit olması ve böyle kabul edilmesi, uluslararası büyük politik projelerin nesnesi değil, özne olması demektir. CTP, kuruluşundan bu yana bu temelde politikalar üretmiştir ve bundan sonra da böyle yapacaktır.

Adalet ilkesi de CTP’nin asla vazgeçemeyeceği temel ilkelerinden biridir. Daha önce söyledim: CTP, asla, yukarıdan aşağıya menfaat dağıtan ve karşılığında aşağıdan yukarıya siyasal destek veya oy sağlayan, sağ bir örgütsel yapıya sahip kılınamaz. Temel ilke adalettir ve bu ilke, partizanlığı da, her türlü insan kayırmacılığı da dışlamaktadır.

Çok açık söylüyorum, “CTP gün gelir iktidara gelirse belki bizi de görür” anlayışıyla CTP saflarındaymış gibi görünen birileri varsa bir an önce CTP ile ilişkilerini yeniden gözden geçirmesinin tam zamanıdır.

Üçüncü ve son temel, üretim ve hizmettir. Kıbrıs’ta, Türkiye’de ve hatta Avrupa’nın bazı ülkelerinde dahi, solun genelde üretime, yatırımlara ve hizmete önem vermediği, yalnızca negatif bir yaklaşımla kamu yararına aykırı olan girişimleri engellemeye odaklandığı gibi bir algı vardır. Sol partilerin bu algıyı bir an önce kırması gereklidir.

Evet, sol partiler kamu yararına aykırı tüm girişimlere karşıdır ve karşı çıkacaktır. Ancak bu kesinlikle yeterli değildir. Sol, halka hizmet için vardır ve CTP halkın hizmetçisidir, öyle olacaktır. Önemli olan, yatırımların ve hizmetlerin planlı, yalnızca bugünü değil, geleceği de dikkate alan, adalete önem veren, üretimi, istihdamın artırılmasını, çevreyi ve elde edilecek gelirin adil bölüşümünü sağlayan bir anlayışla gerçekleştirilmesidir.

Dolayısıyla üretim, hizmetler ve yatırımlar bu anlayışla planlanmalıdır ve CTP, birikimi ve herkesin kabul ettiği gibi son derece zengin olan insan kaynakları ve potansiyeli ile bunu yapmaya adaydır, bunu yapacaktır.

 

Sol partide “ben” yoktur…

Soru: CTP içinde uzun bir dönemdir tartışmalar gündemi meşgul ediyor. Bu kavgaların fikirsel olmaktan çok kişisel olduğunu gözlemliyoruz. Nasıl bir yol izleyeceksiniz, bu birlikteliği nasıl bir yöntemle kuracaksınız?

Erhürman: Daha önce de söylediğim gibi, sol bir partide “ben” yoktur, “biz” vardır. Sol bir partide, kişisel hırslar, egosantrik yaklaşımlar, makam ve mevki arayışları yoktur, dayanışma ve halk için çalışma vardır.

İzlenmesi gereken yol, sol partilerin çok iyi bildiği demokratik merkeziyetçilik yaklaşımını parti çalışmalarına hakim kılmaktır. Parti, kararlarını, tabanında, örgütlerinde ve hatta halkın en geniş kesimlerinin ve sivil toplum örgütlerinin de katıldığı ortamlarda en yoğun biçimde tartıştıktan sonra üretecek, kararlar üretildikten sonra da tüm partililer bu kararlara tam bir disiplin içerisinde sahip çıkacaktır.

Bu şekilde üretilen kararlara sahip çıkmamak ya da bu kararları kamuoyu önünde eleştirmek veya reddetmek yalnızca parti disiplinine uymamak değil, aynı zamanda demokrasiye saygı duymamak ve kendi aklını partinin ortak aklının ve diğer partililerin akıllarının üzerinde görmek demektir ki sol değerlere gerçekten sahip olan hiçbir insan böyle bir egosantrik yaklaşımı benimsemez.

 

Kimse bireysel davranamayacak

Soru: Yeni dönemde parti iç tartışmaların özellikle medya ve sosyal medyada tartışılmasını nasıl engelleyeceksiniz? Bu da tartışma süreçlerine zarar verdi mi?

Erhürman: Bizi bu noktaya taşıyan iki ayrı hata vardır. Bunlardan birincisi, CTP’nin örgütlerinin ve organlarının kararların alınması süreçlerine katılımının yeterince sağlanamamış olmasıdır. Günümüzde insanların fikirlerini açıklayabilecekleri ortamlar zenginleşmiştir.

Eğer insanlar kendi fikirlerine yeterince değer verilmediğini hissederlerse, bu fikirlerini başka ortamlarda ifade etme ihtiyacı içine girerler. Dolayısıyla demokratik merkeziyetçilik ilkesinin demokrasi ayağının tam olarak hayata geçirilmesi gerekir. İkinci hata ise, kimi partililerimizin yukarıda da söylediğim gibi sol değerlerle bağdaştırılması çok da kolay olmayan egosantrik yaklaşımlar içerisine girmesidir. Yalnızca bir hatayı düzeltmeye kalkarsak sorun çözülemeyecektir.

Önce birinci ayakta demokratik tartışma ortamını bütün zenginliğiyle yaşatmamız, sonrasında bu tartışmaların sonucunda üretilen kararlara uymama davranışı sergileyen arkadaşlarımız olursa, onları da partimizin anayasası niteliğinde olan tüzüğümüzün sunduğu olanaklar çerçevesinde disiplin işlemlerine tabi tutmaktan asla çekinmememiz gerekir.

Hepimiz bileceğiz ki partinin genel başkanı dahil, hiçbir partili, partinin anayasası niteliğindeki tüzükten ve partinin ortak aklına ve partililerin akıllarına saygı duyma yükümlülüğünden bağımsız değildir.

 

Tek görev yeri MYK değildir

Soru: MYK’nızı nasıl oluşturacaksınız? Bu dönemde gençlerin siyasetteki rolünü nasıl şekillendireceksiniz?

Erhürman: Sol bir partide makamlar, mevkiler, politika üretmenin ve halka hizmet götürmenin araçlarıdır, asla amaç değildir, olamaz. Bizde önemli olan kişilerin ne olduğu değil, ne yaptığı, ne ürettiğidir.

MYK üyeliği de bu partiye ve bu halka hizmet götürülebilecek yegane görev değildir. Bizim için şu anda temel konu, sahip olduğumuz zengin insan kaynağının ve potansiyelinin en verimli şekilde değerlendirilmesinin yollarını geliştirmektir. Bu yollar üzerinde çalışıyoruz. Her bir arkadaşımızın en yararlı ve verimli olacağı görevi üstlenmesinin sağlanacağından kimse kuşku duymamalıdır.

Gençlik ise bizim için siyasette geleceğin değil, bugünün aktörüdür. Gençlerin dinamizmi, enerjisi ve üretkenliği bugün ihtiyaç duyduğumuz özelliklerdir. Tüzük değişikliklerimizle gençlerin parti içindeki etkinliğini artırdık. Ama bu asla yeterli değildir. Gençlerin CTP içindeki etkili ve verimli görevlere gelmesi önümüzdeki dönemde fiilen de sağlanacaktır.

 

 

Soru: Ülkede ciddi yapısal sorunlar var. Eğitimden sağlığa, ekonomiden turizme kadar birçok soruna yeni CTP nasıl çözümler üretecek?

Erhürman: Saydığınız alanların tümünde çok geniş kapsamlı yaklaşım değişikliği ve proje önerilerimiz var. Bu konuların tümünü içeren ayrıntılı bir programı ortaya çıkarmak için çalışmalarımız devam ediyor. Burada izin verirseniz yalnızca temel yaklaşımlara değinmek istiyorum. Ekonomide tasarrufu esas alan mali politikalarla yetinmek doğru değildir.

Tasarruf önemlidir ve asla bundan vazgeçmek niyetinde değiliz ama ondan daha önemlisi pastayı büyütmek ve adil paylaşılmasını sağlamaktır. Hemen hemen tüm hükümet programlarında, turizmin bu ülkede öncü sektör olduğu ve yükseköğretimle birlikte pastanın büyütülmesi için en büyük önemi taşıdığı vurgulanıyor. Ama baktığınızda gördüğünüz şey, bu alanda elde edebileceğimiz geliri elde edemediğimiz, elde ettiğimiz geliri adil paylaşamadığımız ve yan sektörlerin bu alanlardan yeterince yararlanmasını sağlayamadığımızdır.

Bizim sorunumuz, turizmi, yalnızca kumarhaneli, büyük ve her şey dahil uygulaması yapan otellerin gelir elde edebildiği bir sektör olmaktan çıkarıp, köy turizmi, eko turizm ve daha birçok farklı turizm çeşitleriyle zenginleştirmek ve bu sektörden elde edilen geliri hem artırmak, hem de daha yaygın ve adil bir şekilde paylaştırmaktır. Bunlara ek olarak, hem turizmi hem de yükseköğretimi, tarım, küçük sanayi, inşaat gibi yan sektörleri gerçekten besleyen bir yapıya sahip kılmak gerekir. Ve elbette tüm ekonomik alanlar uzun vadeli düşünülmeli ve “kısa günün karı” anlayışıyla çevreyi görmezden gelen bir kalkınma modeli asla hakim olmamalıdır. Eğitimde temel soru “nasıl insan yetiştirmek istiyoruz” sorusudur. Bilgiye ulaşmayı bilen, ulaştığı bilgiyi ezberlemek yerine anlayan, yorumlayabilen, soru sorabilen, eleştirel düşünmeyi beceren, yaratıcı, dünyayı tanıyan, birden çok dili konuşabilen insanlar yetiştirmek istiyor muyuz gerçekten? Eğer evetse bunun cevabı, bu eğitim sisteminin kökten değişmesi gerekiyor. Ama yalnızca bu anlayışla değişmesi yeterli değil bu sistemin. Bugün en adaletsiz, eşitlikçiliğe en uzak alanlardan biridir eğitim. Varsıl-yoksul ayrımı yanında, dinsel ve mezhepsel inanışlar, doğum yeri, köken gibi noktalardan hareketle yaşanan ayrımlar da küçücük çocuklarımızın nasıl bir eğitim alacağını belirleyebiliyor. Bir sol parti olarak bizim çok küçük yaşlardan itibaren başlayan bu ayrımcılığa tahammül etmemiz mümkün değil. Benzer biçimde sağlıkta da adalet tamamen ortadan kalmış durumdadır. Ekonomik durumu müsait olanlarla müsait olmayanların sağlık hizmetlerinden yararlanma olanakları arasındaki uçurum gittikçe derinleşmektedir. Sağlık hizmetlerinin daha iyi olması yetmez, insanların bu hizmetlere eşit ulaşım hakkına da sahip olması gerekir. Bu anlayışla eğitimde de sağlıkta da ana unsur kamu olacak, özel ise yoğun bir denetime tabi tutulacaktır.

 

Soru: CTP’den bundan sonraki dönemde daha sert bir muhalefet bekleyecek miyiz?

Erhürman: Ben kendi adıma “sert” kelimesini kullanmayı tercih etmem. Üretken bir muhalefettir bizim sergileyeceğimiz. Kamu yararına aykırı politika ve uygulamaları açıkça eleştirecek ve reddedeceğiz ve görüşlerimizi halkla birlikte oluşturup, bıkmadan usanmadan anlatacağız.

Ama bununla yetinmeyip, kendi alternatif politikalarımızı üretip, iktidarda da muhalefette de olsak bunların uygulanması için yoğun bir çaba içerisinde olacağız. Bu arada hükümet tarafından doğru, kamu yararına uygun bir şey yapılacaksa da elbette bunu desteklemekten kaçınmayacağız.

 

 

Soru: Hükümetin birçok konuda aldığı kararlar yargıya taşınıyor. Toplum adına bu yargı süreçlerinden ne bekliyorsunuz?

Erhürman: Her şeyden önce şunu söylemeliyim ki yasamanın, yürütmenin veya idarenin hukuka aykırı bir işleminin yargıya taşınması ve hukuka aykırıysa hakkında ara emri verilmesi veya iptal edilmesi hukukun üstünlüğü ilkesine samimiyetle inanan hiçbir hükümeti rahatsız etmez. Rahatsız ediyorsa, o hükümet bu ilkeyi içine sindirememiş demektir. Bu ilkeyi içine sindiremeyen bir hükümet, anayasanın ve hukukun sınırları içinde davranması gerektiğini bilmiyor ve yetkilerini anayasadan aldığına göre, kendi meşruiyetini tartışılır hale getiriyor demektir. Bu hükümetin şu andaki hal-i pür melali budur. Altı ay gibi kısa bir süre içerisinde işlemlerine karşı en fazla dava açılan ve ara emri veya iptal kararı verilen bir hükümetle karşı karşıyayız bugün.

Ama bundan bile daha kötüsü, bu hükümetin, yaptığı hukuka aykırı, dolayısıyla gayrimeşru işlemleri, yargının siyasete alet edildiği, ülkede bir “yargı devleti” kurulmaya çalışıldığı ya da hukuka aykırı işlemler durduruldu veya iptal edildi diye insanların mağdur edildiği gibi tuhaf iddialarla meşrulaştırmaya çalışmasıdır.

Hem hukuku pervasızca ihlal eden, hem de hukuka aykırı işlemlerini aynı pervasızlıkla savunan bir hükümetle karşı karşıyayız ki bundan daha kötüsü elbette olamaz. Ama ne olursa olsun ana muhalefet partisi olarak bizim hukuka aykırı işlemlere göz yummamız asla beklenmemelidir.

Unutulmamalıdır ki mahkemelerin bu dönemde aldığı ve alacağı kararlar, yalnızca bugünkü değil gelecekteki hükümetlerin de hukukun sınırları içerisinde kalmasını sağlayacak içtihatları oluşturacaktır. Dolayısıyla bu davalar yalnızca bugün için değil, gelecekte bu ülkede hukukun üstünlüğünün hakim olması için de önemlidir. Hukukun üstünlüğüne samimiyetle inanan herkesin meseleye böyle bakması gerekir.