Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Panik

Sürekli savaşlar yaşayan toplumlarda ortak refleksler oluşması mümkündür.

Belki başka nedenlerden de.

Örnek olarak sıradan patlayan bir silah sesi insanları topluca paniğe sevk edebilir.

Bir dönemler Kıbrıs’ta durum buydu.

Bölünmüş sokaklardan çıkan bir silah sesi şehri paniğe sürüklerdi…

Ondan sonra bu seslere bir şekilde alışılmıştı (!) ama konumuz bu değil…

Panik sözcüğünün çok Tanrılı dönemlerde “Pan” adındaki bir insan-Tanrı’dan kaynaklandığı söylenir.

Efsaneye göre,

Pan yarı hayvan yarı insan şeklindeydi ve hayvan kısmı keçiydi, boynuzları da vardı.

Belden aşağıya hayvan, belden yukarıya insandı.

Bu Tanrı, keçi ve koyunlarla cinsel ilişkiye girdiğinden bereket yarattığına inanılırdı.

Sözde hayvancıların işleri rast giderdi!

İşte, panik sözcüğünün etimolojik olarak kökeni bu Tanrı Pan’a dayanırmış.

Esasen sözcüğün anlamı eski Yunanda “orman ve ıssız yerlerde aniden duyulan korku”,

Fransızcada “büyük ve akıldışı korku” olarak açıklanır.

Yine eski Yunan’da “keçi ayaklı orman Tanrısı” olarak da geçer…

Günümüzde insanlarda  “panik atak” rahatsızlığının sıkça görülüyor olmasının nedenleri ormanda bir korkuya kapılmaları değildir kuşkusuz!

Bunun günümüz koşullarındaki hayatla ilgisi olduğu açık.

Bazan hayat zordur; üstesinden gelinmeyecek sanılır ya da ne bileyim başka nedenler…

Toplumsal refleksler de zaman içerisinde kaybolabilir.

Yerini başka reflekslere bırakır ya da bireyselleşmeye oranla “nemelazımcılık” başlar; biri diğerinin korkusuyla ilgilenmemeyi tercih edebilir…

İsa’nın havarileri vasıtası ile İsa’nın öğretileri yayılmaya başlayınca, giderek Hıristiyanlığa geçilmişti ki bu dinin organize edilmesi sürecini de başlatmıştı.

Dönemin süper gücü olan Roma İmparatorluğunda Hıristiyanlaşma başlamıştı ama bu epey bir sürece gereksinim duyacaktı.

Haliyle İmparatorluk içinde eski inançlara bağlı olanlarla Hıristiyanlara bağlı olanlar karşı karşıyaydı.

Kim bilir bir yazarın dediği gibi dönemin Roma İmparatoru devlet içine yerleşen Hıristiyanlara “ne istediniz de vermedik” diyecekti!

Din organize edildikçe ahlak kuralları da organize ediliyor ve dünya allem kallem oluyor, bu çalkantı içinde özellikle kadınları karanlık dönemler bekliyordu.

Bunun tam tersine, sözünü ettiğimiz Tanrı Pan dönemlerinde insanlık kendi dönemine göre “muassır medeniyeti” yakalamıştı!

Cennet de cehennem de dünyadaydı.

Günah sözcüğü henüz üretilmemiş birçok şey tabu haline getirilmemişti.

Ayıp sözcüğü bile ortada yoktu…

İsa’nın havarilerinden Paul’ün “şehvetimizin ve bizi esir alan günahlarımızın değil Tanrımızın kulları olmalıyız” gibi öğütler giderek yaygınlaşıyor ve toplumsal düzeni koruyucu yasalar haline geliyordu.

Engizisyon bunların üzerine kurulacaktı!

O engizisyon yargıçlarının torunları bugün insan hakları savunucularıdırlar.

Dünya böyle dönerken, gezegenin bir başka yanında çocukların başını bağlayarak “muassır medeniyet” ten bahsediliyor,

“Ne istediniz de vermedik” denilerek, “tek adam” rejimi dizayn ediliyor!

Panik hali güçle örtülmeye çalışılıyor!