“Yüzüm doğan güneşe dönük öleceğim.”
Her ölüm, bir hayatın hesabını da önümüze döküyor. En açık, en yalın haliyle gelip duruyor karşımızda, biten bir hayatın özeti. Zorla, torpille, nazla-niyazla söylenmeyecek sözler başlıyor sonra. Samimi duygular dökülüyor gidenin ardından. Ölüm, nasıl yaşadığımız sorusunu, zamansız sorup gidiyor. Biz ise kalakalıyoruz ardında, gidenin.
Ölüm bazıları için bir yok oluştur. Herhangi biri gibi gelip, herhangi biri olarak giderler. Makam, para, ün, çıkar, koltuk değiştirir kimini. Zordur insan kalmak. Zordur insanca yaşamak. Veda anına kadar taviz vermeden nefes almak zordur. Bazıları ölümünden sonra da hayatın içine akmaya devam eder. Bazılarının ölümü bile yaşamı gibi öğretici olur.
Yozlaşmayan, satılmayan, kirlenmeyen bir hayat, hangi kelimelere dökülür?
Hangi beyaz renk, affeden engin bir yürek kadar temiz olur?
Kaç kişi düşmanlığı unutturacak bir gidiş yaşatır kalanlara, ölümüyle?
—
Bana kalırsa, en çok zeytin dallarını götürmek isterdi yanında.
Bir de barış türkülerini.
Bense onunla, dikenli tellerin gölgelemediği bir Kıbrıs’ta, barış türküleri söylemek isterdim,
Ona, çocuğumun yüzünde gördüğüm aydınlık bakışı ve geleceğe uzanan umudun terinde adını bulduğumu anlatmak isterdim.
Bol yıldızlı bir kasım akşamında, gökteki parlak, yalnız bir yıldıza selamını gönderdim. Gecenin sessizliğinde, “direnmeye devam” diye haberini getirdi rüzgar. Belki yaşama, belki savaşa, belki hastalığa dedim, kendi kendime. Oysa yüzüme şamar gibi çarpan affediciliği karşısında sendelemiştim. Ben, verilen tavizler ülkesinde büyüyen, bölünmüş bir kimliktim.
Onun gibi engin bir bakış kondurmak istedim gözlerime. Sonra acı acı gülümsedim. Kaç kişi, şahsi hesaplarından sıyırabileceği bir yürek taşır ki göğüs kafesinde. Terini, emeğini, duruşunu, beyazlığını, kaç kişi kalkan yapar, yediği darbelere.
Adına, bahçemdeki ağaçtan bir zeytin dalı kopardım.
Ve sınır çekmeye gücün yetmediği mavi gökyüzü altında bir şiir fısıldadım.
Gün gelir, yurdumuzda barış türkülerini söylemeyi başarırsak, ilk selamımı ben, onun için sakladım.
————————————————————————————————
Aynı yalınlıkla ölmek isterim
Kırda bir çiçek gibi, sakin, gösterişsiz.
Mum yerine yıldızlar parlasın üstümde
Yeryüzü uzansın altımda sessiz
Ben aydınlık ve özgürlük delisiyim
Varsın hainleri gizlesinler
Soğuk bir taş altında
Dürüstçe yaşadım ben, karşılığında
Yüzüm doğan güneşe
Dönük öleceğim
Jose J. Marti Perez
———————————————————————————————

ANNESİ ARTIK DENİZ’İNİN YANINDA
Deniz Gezmiş'in annesi Mukaddes Gezmiş 98 yaşında Deniz’ine kavuştu…
Yenilmişsem
Elim kolum bağlı
Boynuma yağlı ip
Gelip dayanmışsam darağacına
Dudaklarımda yarın
Gözlerim yarınlarda
Unutmak mı gerek seni?
Kapılar kapalı
Tutulmuşsa gece kapkara yollar
Sıcacık bir sevgi
Sunmayacak mıyım insanlara?
Bırakmayacak mıyım yarınlara
Seslenemeyecek miyim insanlara?
Deniz Gezmiş
(Deniz’e ait eşyalar, infazdan sonra, siyah bir torba içinde babasına teslim edildi. Yeni açılmış birinci sigarası, iki tükenmez kalem, kitaplar, babasından gelen mektuplar, giysiler, bir cep aynası, bir cep defteri… Ve cep defterinin kapak arkasına kendi el yazısıyla karaladığı, kimi satırlarını çizdiği yukarıdaki şiir çıktı.)
Gitti Denizim
5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece İstanbul’da Hamdi Gezmiş ile annesi radyonun başında sabahladı. Belki TRT vermez diye Moskova Radyosu’nun Türkçe yayını da dinliyordu Hamdi Gezmiş. Sabah 7 ajansı ilk haber olarak verdi: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan sabaha karşı idam edildiler. “Annem duydu, feryadı kopardı. ‘Gitti Denizim’ diye ağlıyordu” diye anlattı Hamdi Gezmiş.
Can Dündar’ın Cumhuriyet’te kaleme aldığı “Deniz’in Mektupları” yazı dizisinden.
—-
Türkiye’nin en uzun yüz metresini koşan, devrimci mücadelenin efsanesi Deniz Gezmiş artık annesi ile birlikte. Uzun yaşayan insanların en büyük cezası sevdiklerinin ölümlerine ve onların acılarına uzun süre tanık olmaktır. O yüzden çok korkutucu bir şeydir benim için upuzun yaşam. Bir annenin dayanılmaz tek acısı evladının acısıdır. Türkiye öğrenci hareketi liderlerinden ve 68 kuşağının simge isimlerinden Deniz Gezmiş’in annesi, emekli öğretmen Mukaddes Gezmiş’in 98 yaşında vefat etmesini Deniz Gezmiş hayranlığını da yeniden su yüzüne çıkardı. Deniz’lerin verdiği mücadeleden çok uzakta bir yerde olan ülkesinde pek çok kişi özlemle ve saygı ile andılar Deniz’i… İstanbul Selimiye’deki evinde yaşamını yitirdi. Mukaddes Gezmiş’in ölümünü Deniz Gezmiş’in ağabeyi Bora Gezmiş, sosyal medya üzerinden, “Artık elini tutamayacağım. Annemi kaybettik” diye duyurdu. Deniz artık en kutsal varlığına kavuştu. Mukaddes annenin, yüz yıla yakın upuzun yaşamında yaşadığı derin acı artık dindi.
Bizden selam söyle DENİZ’e
Dalgaların en mavisine
Kim bilir Deniz’le birlikte belki Yusuf seni karşılar
Hüseyin el eder, Mahir rahat bir yer açar
Taylan girer koluna eşlik ederler sana
Belki Erdal kulağına şiir bile fısıldar
Kim bilir belki Ethem yerini verir sana
Berkin sıcak ekmeği senin için hazırlar
Ey Mukaddes ana!
Bizden selam söyle Deniz’e
































