Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Özgür medya ne kadar direnebilir..?

Dün Meclis’te BRT bütçesi görüşüldü.

Yıllardır çözülmeyen, belki de çözülmek istenmeyen BRT Yasası sorunu yine gündemdeydi.

TDP milletvekili Hüseyin Angolemli, Meclis’e ilk girdiği günlerde, ilk duyduğu sorunun bu olduğunu söyledi ve hala devam ettiğini de vurguladı.

Sonra da Hakan Dinçyürek çıktı, o da şu anda muhalefette olan CTP’nin kurduğu hükümetleri sıraladı ve onların döneminde bu yasanın niye geçmediğini sordu.

İşimiz hep laf-ı güzaf… İşte dün yine yamalı bir bütçe daha oy çokluğuyla onaylandı, bitti…

Kendi kendini çeviremeyen, çalışanlarının yarıdan fazlası hala kadrolu olmayan, devlet kaynak vermese dükkanı kapatacak olan BRT, lafa geldi mi “mücahitin sesi”…

Dün Meclis’te konu BRT olunca, tabii basının sorunları da ele alındı.

En hoş anı yine Angolemli’den geldi…

Angolemli, halkın haber almasının önemine bağladığı bir anısını anlattı.

Yeni milletvekili olduğu dönemde, Araplara satılan koyunları taşırken, kargoya ağırlık olsun diye kum da konurmuş. Araplar şikayet etmiş, “bize kum satıyorsunuz” diye.

Meclis’te bu konu konuşulmuş… Akşam da yanında Çetin Veziroğlu ile  bir köye gitmişler, bundan bahsetmişler.

Ama köylüden herhangi bir olumlu, olumsuz tepki almamışlar.

Bunu farkedince sormuşlar, “Biz kimiz, biliyor musunuz” diye.

Köylü hep bir ağızdan yanıt vermiş, “kasapsınız”…

Şaka bir yana, Kıbrıs Türk basını, tarihinin en acı dönemlerinden birini yaşıyor.

Ya varolmaya devam edecek, ya yok olacak, ortası yok…

Geçmişte de yaşandı benzer zorluklar, ancak bugünkü gibi basın, basınla alakasız çıkar çevrelerinin tekeline geçme tehlikesini hiç yaşamamıştı…

Şu anda, gerçek basın, bunlarla mücadele ediyor.

Ama soru şudur, buna kimin gücü yetecek?

Mümkün değil. İşte o noktada devletin devreye girmesi gerek…

Bir kere bunların tek gailesi çıkarlarını savunmak olduğu için, yansız değiller.

Hatta daha da ileri giderek, siyaset ile içli dışlılar. İktidarda kim olursa olsun, çıkarlarını koruma adına borazanlık yapmaktalar. Patronlar da menfaatlerinin korunmasını sağlayan bu “karlı” işe milyonlar dökmekten çekinmiyorlar.

Devletin anda arada bir kaç kuruş önüne atmasıyla yaşatılamaz basın.

Basının kendi gelir kaynakları olacak ki, özgürce yaşayabilsin.

Gelir deyince de, dön dolaş yine aynı konu, reklamlar…

Onu da Ferdi Sabit Soyer dile getirdi. KKTC’de faaliyet gösteren Türkiye kökenli işletmelerin,  bankaların isimlerini birer birer saydı. İki GSM operatöründen başka kimsenin bu ülke basınına reklam vermediğini, buna çare bulunması gerektiğini söyledi.

Yerden göğe kadar haklıydı.

Ama bu tartışma yeni değil ki…

Kıbrıs Türk basının varolduğu günden bugüne süren bir tartışma.

İçinde Sayın Soyer’in de bulunduğu Başbakanlar bu konuda herhangi bir çalışma yapsalardı, bir küçücük adım atılmış olsaydı, arkası gelirdi.

Ama yok…

Siyaset ve çıkar çevreleri arasındaki alış-veriş, artık medya boyutundadır ve bu durumda basın özgürlüğünün lafı olmaz…

Kıbrıs Türkü, bir çok kurumunu olduğu gibi, özgün medyasını da gömmeğe hazırlanıyor…


YERİN KULAĞI VAR

HAYDİ YENİDEN MAHKEMEYE:

Ben ipin ucunu kaçırdım, sayısını hatırlamadığım kadar icraat, mahkemeye taşındı. Kimi durduruldu, kimi mahkeme kararına rağmen uygulanmaya devam ediliyor, kiminde hükümet geri adım attı. Ama kabul edelim ki, şu son bir yıl, demokrasinin işleyişinde en büyük payı yargı sağladı. CTP, sit alanlarının rant amaçlı olarak yeniden derecelendirilmesi geri alınmazsa, yargıya gideceğini açıkladı. Belki bir kıyım daha önlenebilir…

 

NİYE GELSİNLER:

Turizm Bakanı Fikri Ataoğlu İngiltere’de yaşayan Kıbrıslı Türkleri KKTC’de ev sahibi yapmak için seferberlik ilan edeceklerini söylemiş. İlahi Sayın Bakan, siz olsanız, sokakların, hatta evlerin bile güvende olmadığı, suç oranının dünya standartlarının üzerinde olduğu, yollarının tarla, altyapısının eksik, çevrenin pislik içinde olduğu bir ülkeye gelir misiniz? Ayrıca yıllar önce aldıkları evlerin tapusunu alamayan, paralarını ödedikleri evlerden atılanlar, bu bozuk sisteme güvenip de ev alır mı..?

 

HELVASINI BİLE YEDİK:

“Ülkenin tüm yapısal değerleri çökme noktasına gelmiştir” diyen CTP milletvekili Erkut Şahali, “ Kıbrıs Türk Kültürü, gelenek ve görenekleri doğduğu topraklara gömülmek üzeredir” vurgusunu yaptı. Halbuki çoktan gömüldük, hatta helvamızı bile yapıp dağıttılar ve hep birlikte yedik. Kendi nüfusunun üç katı bir nufusun olduğu bir ülkenin, hangi kültür ve geleneğinden söz edebilir ki…

 

İLK KEZ FİZİKİ TOKAT:

Yıllardır ilk kez fiziki olarak bir tokat yedik ya, ortalık kalktı oturdu. Kardeşim yıllardır ne tokatlar yedik toplum olarak, hatta besleme bile olduk ama, gıkımız çıkmadı. Tek fark, birisi bunu fiziki olarak da yaptı. Diyorum ki, keşke o ilk yediğimiz tokatlarda da sesimizi bu kadar çok çıkarabilseydik, değil Aziz Yıldırım, bugün hiç kimse o tokatı atma cesaretini gösteremezdi…

 

ÖVMESE DAHA İYİYDİ:

Hürriyet’in kendinden menkul yazarı Ahmet Hakan, sözde Mağusa Limanı türküsünü övmüş. Ama yazısına, “Kim demiş Kıbrıs’tan türkü çıkmaz diye!” şeklinde başlamış. Kimse demedi zaten, sen bilmiyorsun. Nüfusu hiç bir dönem 300 bini geçmemiş olan Kıbrıs Türkünün daha kaç tane türküsü var Türkiye’nin dilinde, haberin bile yok.

 

OLACAĞI BUYDU:

Faşist ELAM örgütünün Limasol binasına bombalı saldırı düzenlenmiş. Buram buram provokasyon kokuyor. ELAM’ın bizzat üstlendikleri de dahil, Güney’de ırkçı hiç bir saldırının faili yargılanmadı, ceza almadı. Şiddete prim veren, cezalandırmayanlar, işlerin bu noktaya varabileceğini de görmeliydiler. Korkarım bu daha başlangıç…


ZİRVEDEKİLER

İzzet İzcan: Dönüşümlü başkanlık, kararlara etkin katılım, Kıbrıs vatandaşlarının temel insan haklarına saygı gibi konuların tartışma konusu dahi yapılmaması gerektiğini söyleyen BKP Genel Başkanı İzcan, “Bugün birbirimize çok gördüğümüz bu hakları, yarın hep birlikte arayacak ve yaptıklarımızdan pişman olacağız” dedi…


DİPTEKİLER

Organize Suçlarda Başarısızlığımız: Yine bir Nijeryalı öğrenci, yine apartmandan düşme… Zaten ya apartmandan düşüyorlar, ya apartman boşluğunda ölü bulunuyorlar. Defalarca dile getirdik, bu işlerin arkasında organize örgütler olabilir diye. Şimdi de cinayet şüphesi deniliyor. Çetelerin, masum öğrencileri zorla suça teşvik ettiği de yazıldı, çizildi. Nüfusları kaç bunların, bu kadar zor mudur takip etmek? Ne iş yaparlar, ne işler çevirirler, bu kadar mı zor. Bu kaçıncı olay…