Türkiye’de 20 yaşındaki üniversite öğrencisi ÖZGECAN’a yapılanlar uzun yıllar konuşulup tartışılacak, etkileri derinden hissedilecek bir vahşettir.
Genç bir kıza tecavüz edip, öldürmek, ailenin diğer fertleriyle bir araya gelerek, baba-oğul, genç bir kızı yakıp yok etmek, nasıl bir psikolojinin eseridir. Bu uzun uzun tartışılacaktır. Son yıllarda, aydınlatmacı, eşitlikçi kültür yerine, erkek egemen, feodal ve gerici bir kültür, ısrarla topluma dayatılmaktadır. Türkiye’de gittikçe güçlenen bu kültür, özellikle kırsal alanlardan şehirlerimize doğru hızla yayılmaya başlamıştır.
Devlet ileri gelenleri, modern batılı kıyafetler veya mini etek giyen, toplumda kendini ifadede özgür ve cesur kadınlar yerine, başı ve her tarafı kapalı, erkeklerin kölesi olacak kadını teşvik eden bir kültürü ön plana getirilmektedir. Bu kültürün yansımalarını yaşıyoruz.
Türkiye’de feodal kültürün yeniden yaygınlaşmasında, sol ve sosyal- demokrat görünen ancak, sınıfsal tabanlarına yönelmek yerine, bürokratik yapıya destek verenlerin de büyük sorumluluğu vardır.
Geniş ve yoksul kitleleri, dini ideolojinin etkisinden kurtarmak için, milliyetçi olmayan ve gerçek bir sol çizginin izlenmesi gerekir. Böyle bir çizgi yaratılamayıp, özellikle sosyal demokratların iktidarında, yoksul kesimler üzerindeki baskı arttırılıyorsa, kitlelerin dini akımlara yönelmesi kaçınılmazdır.
Kürt sorununda, sol ve sosyal demokratlar aşırı Türkçü bir siyaset izleyerek, Kürt grupların önemli bir kısmının Ak Partinin yörüngesinde bir siyaset izlemesini de tetiklemişlerdir.
Gerici, feodal ideoloji, dini yapı içerisinde iyice palazlanmaya müsaittir.
İslamiyet’te, kadın erkek eşitliği yerine, kadının köle gibi bir yapıda tutulmak istendiği son derece açıktır. İlle de kadını erkeklerden korumak için KAPATAN, Kadın elinin erkek eline değmesini bile GÜNAH olarak lanse eden, Kadını kendi malı gibi gören bir yapıda, kadının bir meta gibi görülmesi çok normaldir.
İslami ülkelerde, kadını cezalandırma şekilleri, kadını küçük görmenin başka bir yansımasıdır. Bu kötü örnekler, mutlaka Türkiye’de de etkili olmakta ve kadın sakat beyinlerde ezilecek, kullanılacak bir mal olarak görülmektedir.
Oysa, kadınlarımızın özgürlüğü ve eşitliği, toplumsal gelişimimiz için belirleyicidir.
Hepimizi yetiştiren annelerimiz ve diğer kadınlarımız, özgür oldukları oranda, topluma faydalı ve demokrat insanlar yetiştirebilirler.
Özgecan’ın yerinde, kendi kızımızın, yakınımızın toplumda yaşayan herkesin kızı olabilir.
Toplumsal gelişimde, kız-erkek ayrımının karşısında durup, cinsiyetler arasında eşitliği savunmak, belirleyicidir. Bunu yapmayıp, feodal ideolojilerden medet umarsak, bir gün bedelini mutlaka öderiz.
Testi kırıldıktan sonra, yol gösteren çok olur.
Özgecan vahşetinden sonra, verilen sayısız demeçlerin çoğunun içi boş’tur.
Türkiye’de de, Kuzey Kıbrıs’ta da, dini akımlarla, feodalizmle, her tür cinsiyet ayrımcılığıyla mücadele, gerçekte, geleceğimiz için belirleyicidir.
Küçücük çıkarlarımızı ön plana getirip, kültürel eritme politikalarına karşı, kararlı bir mücadele vermezsek, gericilikle uzlaşmanın bedelini bizler ve yakınlarımız da çok acı bir şekilde ödeyebilirler.
Geleceği, çocuklarımıza, sevdiklerimize, doğru bir şekilde verebilmek için, daha demokrat, daha eşitlikçi ve farklılıklara önem veren bir hayat tarzını inşa etmek için, daha cesur bir şekilde mücadele etmek gerekmektedir.
Özgecan’ın vahşice öldürülmesi, tüm dünyada, kadına yapılan vahşi baskıyı yeniden tartışılır hale getirerek, tarihi bir adımın başlamasını tetiklemiştir.
Özgecan olayı unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Bu konu değişik açılardan alabildiğine tartışılarak, bunu yaratan etkenlerin bataklığı mutlaka kurutulmalıdır.
































