Köşe Yazarları

Özersay’ın cevabını değerlendirmesi gereken soru: ‘’Cui bono?’’


Hemen cevap verelim.

Latincede ‘’cui bono’’, kimin yararına, bundan kim yararlanıyor anlamına geliyor.

Önünüzdeki problem ya da karar verilmesi gereken konu rasyonel hesaplamayı gerektirecek kadar karmaşık bir yapıya büründüğünde kullanılan bir yöntemdir bu soruya cevap aramak.

 

***

 

Bu girişten sonra konumuza gelelim.

 

Gerçekçi olmak gerekirse muhalefette güçlenen UBP ve örgütlenmeye önem vermeye başlayan YDP ile şekillenen siyasi arenada HP’nin saman alevi gibi gelip geçici bir parti hüviyetine bürünmesi büyük bir olasılıktır.

 

HP’nin girdiği ilk seçimde siyasette hatırı sayılır bir yer bulmasındaki en büyük etkenlerden biri seçimden önceki dönemde UBP’nin Hüseyin Özgürgün başkanlığında iktidarda olmasıydı.

 

Buradaki iki özne de artık ortadan kalktı.

 

UBP artık muhalefette.

 

Başında da ekonomiyi pratiği ile bilen, denetim, yönetim ve devlet tecrübesi olan Ersin Tatar var.

 

UBP’nin başında daha önceki genel başkanlara benzemeyen, yolsuzluklara değil başarıya aç, geldi ve değiştirdi motivasyonu ile hareket etmek isteyen biri var artık.

 

Ersin Tatar bunu başarır ya da başarmaz o apayrı bir konu, ama yetkinliği bu göreve daha önce gelenlerden çok daha farklı biri olduğu kesin.

 

Yetkinliğindeki farklılık da bu toplumun şu an ihtiyacı olan eksiklik ile örtüşüyor.

 

Onun liderliğindeki UBP ile HP’nin kuracağı koalisyon hükümetinin oluşturacağı sinerji toplumda bambaşka bir hava yaratabilir.

 

Böyle bir yansıma ile buna zemin oluşturan siyasetçi olarak Özersay’ın Cumhurbaşkanlığı seçimine girmesinin farklı olacağı görüşündeyim.

 

Hele hele Anastasiades’in en son teklifinden sonra hala daha yalnızca siyasi eşitliğe dayalı federal çözüm vadedecek olan siyasilere seçimlerde Allah kolaylık versin.

 

Çözüm modeli olarak 40 yıldır müzakere edilen çerçevede anlaşmaya hala daha inananlara karşılık yalnızca eleştiri ile kalınmaması gerekir.

 

Seçim sürecinde içinde iki devletli çözümü de barındıran alternatif çözüm önerisinin ne olacağına dair de ciddi bir planın hazırlanması ve tartışmaya açılması kritik başarı faktörü olmalıdır.

 

Bu yönde ileriye yönelik hazırlanacak olan böyle bir planın iç politikada seçim öncesi güven veren adımları atıp kredibilite kazanmış hükümetin ortağı olarak sunmanın sandığa yansıyacak farkından bahsediyorum.

 

Özersay’ın önündeki seçenek aslında bunu yapabilmesi için bu görüşe sahip olanları tek çatı altında nasıl konumlandırması ile ilgilidir.

 

***

 

HP’nin seçimlerdeki başarısına katkı yapan ve değişen ikinci özne Özgürgün’ dür. Kendi ifadesi ile aktif siyasetin dışındadır artık. Bu söylemi ile bir yerde onurlu çıkış kapısı arayışının mesajını vermektedir.

 

Özersay, Özgürgün’ ün temsil ettiği yönetim toplamının tümüne karşı ortaya koyduğu hedefini yerine getirmiştir.

 

HP’nin seçim başarısının yarattığı parti içi baskı UBP’ye çeki düzen vermiştir. Ama gel gelelim hiçbir aile kendi evladını komşusu bile olsa başkasının tabiri caizse ‘’terbiye’’ etmesini kolay kolay içine sindiremez.

 

Özersay verdiği sözünü yerine getirmiştir ama bunu yaparken de halkta Özgürgün’e karşı vücut bulan ‘’O olduğu sürece UBP ile koalisyon olmaz’’ söyleminin gereğini yerine getirerek seçimlerde UBP yerine HP’ye oy verenleri ayrıştıran en somut sebebi de ortadan kaldırmıştır.

 

Ersin Tatar liderliğinde seçime girecek olan muhalefetteki UBP, HP’nin varlık sebebinin büyük ölçüde sonu olur.

 

Kıbrıs sorununun çözümünde ayni fikirleri paylaşan iki parti olarak bunun üzerinden yürüyecek yarışta kimin galip geleceği bellidir.

 

Ortada örgütlü gerçeği dururken kimse yavrusuna rağbet etmez.

Özet olarak, HP sağ ile sol arasında makas siyasetine kurban gider.

 

Bir önceki yazımızda Özersay’a seslenerek zaman nötrdür dedik.

 

Lehine de çalışabilir aleyhine de diye de ekledik.

 

Özersay ile ilgili endişem zamanın artık lehine çalışmadığı ve onu da sıradanlaştıracağından dolayıdır.

 

Başlangıçta kaybedecek bir şeyi olmadığını düşündüğünden olacak risk alarak hareket etme cesaretini göstermişti.

 

Bu günlerde bunu göstermekten uzak ve konuyu akışına zamana bıraktığı izlenimi vermektedir. En azından görünen budur.

 

Sıfırdan başlayarak elde edilen siyasi başarı sonrasında elde edilen konfor alanından dışarıya çıkmakta tereddüt edilmemelidir.

 

Dikkat etmezse elinde büyük bir şans varken kararlara yön veren konumundan, bir anda yine saygı gören ama başkalarının aldığı kararları yorumlayan konumuna geçebilir.

 

Bu kötü bir şey değildir ama toplum nezdinde varmak istediğinin bu olup olmadığı ile ilgili bu soruyu kendine sorması lazım.

 

Endişem salt onun kişisel siyasi kariyeri için de değildir.

 

Endişem onun söylediği ve inandıklarını samimi şekilde yapabilecek ayni anda hem yetkin hem de temiz siyasetçilerin azlığındandır.

 

Endişem Kıbrıs sorununun çözümündeki yeni ve gerçekçi çözüm önerilerini ondan başka birinin hem ortaya koyup hem de içeride ve dışarıda sözcülüğünü yapamayacağındandır.

 

Endişem içimizde ayni anda hem Türkiye hem de dış dünyayla ilişkisi ve genel kabulü olan Kıbrıs sorununun çözümüne en fazla katkı yapabilecek siyasetçinin o olduğundan dolayıdır.

 

Bu vasıflarının ön plana çıkması ile üstleneceği rolüyle Kıbrıs sorununun çözümü üzerinden Türkiye-AB ilişkisinin düzeltilmesine köprü ayağı görevi görerek katkı bile yapabileceğine olan inancımdandır.

 

En önemlisi Türkiye ile birlikte hareket ederek Rum toplumunu anlaşmaya zorlayacak söylemleri ve adımları atabilecek kişi olarak onu gördüğümdendir.

 

Halkta mobilize olmuş geniş bir parti tabanı olmadan yapılacak doğru konumlandırma ile partiler üstü karşılığı olabilecek ve ilk turda Cumhurbaşkanlığını kazanabilecek tek aday da Özersay’dır.

 

Tüm bunlar Özersay ile ilgili iddialı beklentilerdir ama vizyon ve hedef koymadan hiçbir şeyin olacağına da inanmıyorum.

 

Özersay ve Tatar’ın ortak bir çatı altında ittifak kurarak hareket etmesinin ben de uyandırdıklarını yazıyorum.

 

Böyle bir ortaklıktan ne çıkarım ne de şahsi bir beklentim vardır. Dışında olduğum ama her zaman içimde olan ülkem için uzun vadeli böyle bir ittifakın iyi olacağı görüşündeyim.

 

Bunun için Özersay’a iktidarda olmayı bir kenara bırakın Ersin’in Başbakanlığında ve onun kendi parti örgütüne karşı elini güçlendirecek şekilde UBP ile koltuk pazarlığı da yapmadan koalisyona ortak olmasını kendisine öneririm.

 

UBP-HP koalisyonunda, Özersay liderliğindeki HP realitede ve yarattığı algıda hükümetin şaibeli konulardan uzak durmasının sigortası konumunda olacak bir parti hüviyetine bürünür.

 

Özersay ve arkadaşlarının kazanacağı ve kazandırabilecekleri ile kaybedebileceklerini soğukkanlılıkla düşündüğünde aslında vereceği karar çok da zor değildir.

 

Etrafındaki arkadaşları da onu UBP ile koalisyon pazarlığı konusunda cesaretlendirmesi gerekiyor.

 

Seçim sathına girdiğimiz bu dönemde bu yönde atılamayacak bir adımın yaratacağı bölünmüşlük aday olmaya karar verirse yalnızca Akıncı’ya yarayacaktır.

 

Akıncı’da özellikle Crans Montana’dan sonrası süreçteki tutumuyla rakiplerinden bu kadar siyasi desteği ve avantajı hak edecek bir performans göstermedi. Hatta büyük bir hayal kırıklığı yarattı.

 

‘’Cui bono’nun’’ ekürisi de ‘’kim kaybediyor’’, ‘’kim cezalandırılıyor’’ veya ‘’kim zarar görüyor’’ anlamına gelen yine Latince ‘’cui plagalis’tir’’.

 

Özersay ve arkadaşlarına yapacakları değerlendirmede bu soruya cevap aramalarını salık veririm.

 

Kastettiğim kendi kişisel ve partilerinin ötesinde bir noktadır.

 

Yaratacağı algıyla Türkiye’deki yerel seçimlerdeki bir polemiğe de haksız bir çağrışım yapacak olmasına rağmen tam da Kıbrıs Türkünün bekasıdır söz konusu olan.

 

Daha ne söyleyeyim.

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı