Şubat ayı, Kıbrıs tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak, devamlı hatırlanacak bir tarihi ay olmaya şimdiden adaydır.
Anastasiadis ve ÖZELLİKLE Eroğlu’nun, kendi isteklerinin dışında masaya ZORLA oturtulması, sonun başlangıcının da ilanıdır.
Çok istememe rağmen, Kıbrıslı çözümün Kıbrıslılar tarafından sağlanabileceğine hiçbir dönemde inanmadım. Bu değerlendirmemin temelinde, tüm görünüşlere rağmen, Kıbrıs sorununun bir iş sorun değil, dış güçlerin mücadelesinden kaynaklanan bir sorun olduğunu düşünmemdendir.
Şimdi, artık zamanı gelmiştir. Amerika ve Batı, Kıbrıs’ta yeni bir ayar yapmaktadırlar. Bu ayarda, toplumlararası çatışma değil, iş birliği ön planda olacaktır.
Kıbrıs’ın her iki tarafında yaratılan büyük ekonomik kriz, dayatılacak çözüm planının kabulünün alt temelini oluşturmaktan başka bir şey değildi.
Hem Kuzey’in, hem de Güney’in BATAN EKONOMİLERİ, sıcak paraya ihtiyaç duymaktadırlar. Para muslukları ise, Amerika ve Batı’nın elindedir.
Bu yeni süreçte, Türkiye’nin oynadığı uzlaşıcı rolü ve Yunanistan’ın katkısını dikkate almak gerekmektedir.
Yunanistan, büyük ekonomik sorunlarla boğuşurken, Türkiye’deki Ak Parti iktidarı da, 17 Aralık’tan sonra, yaralarını sarmak ve ülke içerisindeki muhalefeti ve Gülen hareketini etkisiz hale getirmek için, AB ve Amerika’ya daha da bağımlı bir çizgi izlemek zorunda bırakıldı.
Erdoğan’ın son iki aydır, rotasını BATI’ya çevirmesi, Kıbrıs konusunda daha uzlaşıcı bir çizgi izlemesini zorunlu kılmıştır.
Derviş Eroğlu ve ekibinin ortak açıklama metninde, devamlı zamana oynama stratejisi, Amerika ve Türkiye’nin ortak hareketleriyle aşılmıştır.
Kudret Özersay’ın müzakereci olarak tayininde, Türkiye ve Amerika birlikte karar vermiştir.
Özersay, iki toplumun sırf görüşme yapmak için, görüşme yapmalarına karşı çıkmış ve SONUCA ULAŞILACAKSA, görüşme yapılmasını savunmuştur. Bu noktada Özersay ile Eroğlu ekibinin siyasetleri TABAN TABANA ZITTIR.
Özersay, Eroğlu’ndan kopup, TOPARLANIYORUZ hareketini kurarken, mevcut sisteme ve bu sistemin temel direklerine ağır eleştiriler yönelterek, görüşmeci görevinden istifa etmişti.
Özersay, Eroğlu’nun ekibinden koparken, Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin, Özersay’ı arayarak, süreci takip etmesini ve görevden ayrılmayı değil, izinli addedileceğini Özersay’a ilettiklerini biliyoruz.
Özersay, Kıbrıs’ta çözüm perspektifinde olan Türkiye ve Amerika’nın desteklediği bir müzakereci olarak, yeniden sorumluluk alırken, Kıbrıs’ta çözüm politikasının ilerletileceği konusunda kendisine güvence verilmiştir. Bu konuda, bu dönemde, Özersay’ın bunu açıklaması mümkün değildir.
Rum tarafında da, öncülüğünü EDEK ve DIKO Başkanı Nikolas Papadopulos’un çektiği HAYIR’cı ekip, bir süre sonra etkisizleştirecektir.
DİKO partisi içerisinde Karoyan ve Markos Kipriyanu daha uzlaşıcı bir çizgi için mücadelelerini sürdürmektedirler.
Hükümet içerisinde görev alan DIKO Bakanlarından üçü, acele edip, hükümetten kopmanın yanlış olduğunu, yeni süreci dikkatlice izlemek gerektiğini söylemektedirler. Bu tavır, Nikolas Papadopulos’un uzlaşma karşıtı politikalarıyla çelişmektedir.
Güney’de, Başpiskopos’un, yeni sürece hemen KARŞI ÇIKMAMASI da çok anlamlıdır.
Güney’den gelen haberler, Haziran ayında bir REFERANDUM’un planlandığı şeklindedir.
Önümüzdeki günlerde, Özersay ve Özdil Nami’ye çok ağır görev ve sorumluluklar düşecektir. Kıbrıs Türk toplumu, çözüm karşıtı çevrelerin oyun bozucu tavırlarına karşı uyanık olmalı ve sivil toplum örgütleri Çözüm politikalarını ilerlemesinde, hem Kuzey’de, hem de Güney’de daha aktif olmalıdır.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























