Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısManşet

Özersay: Çözüm süreci engel değildir

Halkın Partisi Genel Başkanı Kudret Özersay, çözüm sürecinin bahane edilerek, kötü yönetimin gizlenmeye çalışıldığını söyledi. Özersay, gelinen aşamada atılması gereken çok adım olduğunu belirtti

EVET DEMEK İÇİN:
Özersay: Müzakerelerden dengeli ve adil bir sonuç çıkmasını istiyoruz. Yaptığımız eleştiri günü geldiğinde bir referandum yapılacaksa, referandumda ‘evet’ demek istediğimiz içindir. Müzakereler yoğunlaştı diye hükümetin hukuk dışı hallerini görmezden gelmeyelim

SESSİZ ÇOĞUNLUĞUN SESİ:
Özersay: Sistemin bu şekilde kurulmasından ötürü siyasetten soğuyan ve sandığa gitmeyen bir kesim oluştu. Halkın Partisi, bu ülkedeki eşitsizlikten, haksızlıktan, partizanlıktan ve yolsuzluktan rahatsız olan o sessiz çoğunluğun sesidir

SADECE DÖNÜŞÜMLÜ BAŞKANLIK MI?
Özersay: Şu anda yüzde 36’lık bir toprağı kontrol ediyoruz. Yüzde 36’lık topraktan yüzdelik olarak geriye doğru giderken bu bir pazarlığın sonucunda olmalıydı ve karşılığında bir takım şeyler alınmalıydı. Harita bağlamında müzakereye girdiğinizde bunun karşılığı sadece dönüşümlü başkanlık olmamalı

Halkın Partisi (HP) Genel Başkanı Kudret Özersay, Kıbrıs müzakerelerinde gelinen aşamaya ilişkin değerlendirmesinde, konferansın şu anda bir son aşama olmadığını bunun da bir miktar sıkıntı yarattığını düşündüğünü kaydetti.

Özersay, “Eğer bütün konular hep birlikte masaya konulup tüm taraflar masaya oturabilmiş olsaydı, garanti ve güvenlik konusu diğerlerinden koparılarak sadece bu konunun konuşulacağı bir şeye dönüştürülmemiş olsaydı son aşamaya gelinmiş olduğunu söylerdim. Oysa şu anda konferans devam ediyor, heyetler orada ama güvenlik ve garantiler konusuna odaklanıyorlar. Bu güvenlik ve garantiler konusu ile diğer başlıkların bir araya getirilmesi ve onlar arasında da bir al-ver yapılması konusu bir sonraki aşamaya kalmış görünüyor” diye konuştu.

Özersay, Genel Sekreter Tolga Atakan, Merkez Yürütme Organı üyeleri Ayşegül Baybars ve Cemre Günsel Esengin ile birlikte Havadis Medya Grubu’nu ziyaret etti.

Genel Müdür ve Genel yayın Yönetmeni Başaran Düzgün,  Yazı İşleri Müdürü Hüseyin Ekmekçi, Yayın Yönetmeni Tahir Gazi ve Reklam Müdürü Derya Atamer ile bir araya gelen Halkın partisi ekibi, ülke gündemine dair görüşlerini de sıraladı.

Ardından, Havadis TV’de yayınlanan Mesele Nedir programına konuk olan Genel Başkan Kudret Özersay, hem devam eden müzakere süreci, hem de ülke yönetimine yönelik görüşlerini aktardı.

Son dönemlerde, Kıbrıs sorununa yönelik sık sık görül ve önerilerini sıraladığını söyleyen Özersay, “Olası bir referandumda evet demek istiyoruz. Bu nedenle görüşlerimizi gündeme getiriyoruz” ifadesini kullanarak, “Mesele aslında harita verilmesi, gösterilmesi değildir. Mesele haritaya dair bir pazarlığa girildiğinde karşılığının alınmamış olması ya da alındıysa bunun havada kalmış olmasıdır” dedi.

Özersay, Havadis TV’de Hüseyin Ekmekçi’nin sorularını yanıtladı:

Ekmekçi: BM’de bir taraftan garantiler konuşulurken diğer taraftan da 4 başlıkta yeni ilerlemeler sağlamak için Cenevre’de ayrı bir program yapılacak. Bu konferansın ruhuna aykırı mıdır?

Özersay: Paralel bir biçimde toplantı yapmaları ve diğer konuları ele almaları konferansın ruhuna aykırı değildir. Öte yandan bizim açımızdan iyi olmamış olan unsurlardan bir tanesi; bu süreç içerisinde Cenevre toplantısı başlamadan ve Kıbrıs konferansına dönüşmeden önce herkesin bir ağız birliği yaparak ‘bu son aşama değil, son durak değil’ demeye başlamasıdır. Hâlbuki Mont Pelerin’e gitmeden önce Sayın Cumhurbaşkanı Mont Pelerin’in bir ara aşama olduğunu daha sonra da son aşamaya geçileceğini söylemişti.

Ama Mont Pelerin bir ara aşama oldu ondan sonra bir ara verildi. İkinci Mont Pelerin zirvesi yapıldı. 1 Aralık’ta varılan uzlaşının sonucunda eklenti aslında son aşamaya geçilmesiydi. Dolayısıyla Cenevre’de başlatılan ve şu anda devam ettiği söylenen ama aslında seviye düşürülerek teknik düzeyde devam ettirilen bu konferansın bir son aşamaya dönüştürülmesi gerekirdi. Şu anda ondan giderek uzaklaşıldığı endişesini taşıyorum. Çünkü Kıbrıs Rum tarafının bu süreci Yunanistan ile istişare halinde, bir danışıklı dövüş şeklinde zamana yayma eğilimi içerisinde olduğu endişesini taşıyorum. 

Ekmekçi: Hem Türkiye’nin hem Kıbrıs Türk tarafının ısrarla ‘Bu konferans 3 günden fazla süremez. Hemen ardından da Cenevre’de hatta başbakanlar düzeyinde bir garantiler konferansı yapılıyor. Ama garantiler konferansının bitmesi öyle gösteriyor ki süreci bitirmeyecek. Sizin de tespitiniz bu mudur?

Özersay: Garantiler konferansının tamamlanması kendiliğinden süreci bitirmez. Diyelim ki garantiler konusunda anlaştılar ve güvenlik ve garantiler konusunda yeni bir düzenlemede uzlaştılar, neyi, hangi anayasal düzeni garanti edecekler?

Dolayısıyla diğer konularda da bir uzlaşmaya varılması gerekir. Cenevre’de başlamışken, garantörlerle birlikte masaya oturulmuşken bütün konuların bir bütün halde müzakere edilip bağlanabilmesi gerekiyor. Hem seviyenin düşmesi ve siyasilerin daha geri plana düşmesi hem de konu olarak sadece güvenlik ve garantilere bunun indirgenmeye başlaması bir sıkıntıdır diye düşünüyorum. 

Ekmekçi: Türkiye heyeti ile görüşme yapmak için Dışişleri bakanlığının talebiyle hiçbir bakan yokken TC’li bir bakan Cenevre’ye neden gider?

Özersay: İki şey gelir akla. Birincisi; iç politika ile bağlantılı olabilir, çünkü bir süredir Türkiye’de anayasada ya da rejimse ya da sistemde yapılmak istenen değişiklik çerçevesinde, o tartışmalar içerisinde siyasi partiler Türkiye Cumhuriyeti hükümetine ‘Kıbrıs’ı satıyor’ olduğu yönünde bir takım eleştiriler ortaya koydular. Bir başbakan yardımcısının aslında teknik düzeyde bir görüşmeye dahil olması bir miktar ‘merak etmeyin. Her şey kontrolümüzün altında. Biz duruma hakimiz’ gibi bir mesaj olabilir diye düşünüyorum. İkincisi de özellikle Yunanistan’ın Rum tarafı ile birlikte hareket ederek bunu böyle zamana yayma, seviyeyi de düşürme eğilimini biraz bertaraf etmeye yönelik, uluslararası topluma da ‘konuya önem veriyoruz’ diye mesaj da vererek yükseltme çabası da olabilir. Ama diğer muhatapların bu düzeyde katılmaması durumunda aslında Sayın Türkeş’in de oradaki varlığı çok da fazla bir katkı yapmaz diye düşünüyorum.

Sayın Türkeş’in örneğin TC hükümetinin veya dışişleri bakanlığının somut iradesi hatta TC Cumhurbaşkanının iradesi olmaksızın orada siyasi bir inisiyatif alarak bir şeylere karar vermesinin çok mümkün olduğu kanaatinde değilim. 

Ekmekçi: Harita sürecini eleştirdiniz…

Özersay: Evet. Mont Pelerin aşamasından itibaren bir eleştiri ortaya koyduk. Bir kere biz toplum lideri olarak Sayın Akıncı’nın bu müzakerelerde 6 başlıktan birisi olan haritayı müzakere edebileceğini düşünüyoruz. Buna yetkisi olduğunun kanaatindeyiz. Burada bir sıkıntı yok.

Bizim yüzdeliği de eleştiren bir duruşumuz olmadı. Bizim eleştirimiz şuna; şu anda yüzde 36’lık bir toprağı kontrol ediyoruz. Yüzde 36’lık topraktan yüzdelik olarak geriye doğru giderken bu bir pazarlığın sonucunda olmalıydı ve karşılığında bir takım şeyler alınmalıydı. Harita bağlamında müzakereye girdiğinizde bunun karşılığı sadece dönüşümlü başkanlık olmamalıdır.

Çünkü, mesela 2004 planına baktığımız zaman oradaki toprak düzenlemesine doğru gerilerken oradaki iki kesimliliği mülkiyet açısından söylüyorum, oradaki siyasi eşitliği ve oradaki bir nevi AB hukuku içindeki güvence anlamına gelen birincil hukuku da almanız gerekir. Ama ikincisi ve daha da önemlisi; eğer harita ile ilgili olarak Kıbrıs Rum tarafı; ‘Bunu benim görmem lazım ama sizi de rahatsız etmemesi için bunu kasaya kilitlememiz lazım’ diyorsa o kasaya Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliği, o diğer konuların da yazılıp kilitlenebilmesi gerekirdi. Eksiklik buradadır. En baştan bu talep edilmiş olsaydı mümkündü.

Ekmekçi: ‘Taraflar talep etmediği sürece BM’ye sunulan haritalar tekrar masaya gelmeyecek’ denmesi ve iki liderin itiraz etmesi bu sunulan haritaları geçersiz kılar mı?

Özersay: Daha sonra karşımıza gelip gelmemesinden bağımsız olarak bu süreç devam eder ve sonuçlanırsa yani bağlanırsa bu sürecin bağlanma aşamasında almak istediklerimizi almamız çok daha zorlaşacak. Çünkü 36’dan 29.2’ye şu anda gerilemiş durumdayız. Gerileyebileceğimiz yüzde 1’lik bir kısım kaldı. O yüzde 1’lik kısmın içerisinde oynayarak bunun karşılığını, siyasi eşitliği, dönüşümlü başkanlığı, iki kesimlilikte mülkiyeti, birincil hukuku alabilecek miyiz ciddi endişelerim var. Mesele aslında harita verilmesi, gösterilmesi değildir. Mesele haritaya dair bir pazarlığa girildiğinde karşılığının alınmamış olması ya da alındıysa bunun havada kalmış olmasıdır.

Ekmekçi: Toprak iadesine bakış açınız nedir?

Özersay: Bizim ‘Toprak veremez gibi’ bir yaklaşımımız olmadı. Çünkü şu anda devam eden müzakereler bir federal ortaklık kurma müzakeresidir ve bunun 6 başlığından bir tanesi toprak ayarlamasıdır.

Ama eğer Kıbrıs Rum tarafı veya Yunanistan adı güvenlik ve garantiler olan bir başlığın içinde garanti ‘hiç olmayacak’ diyorsa ‘toprak olmayacak’ diye de bir yanıt alabilir. Burada önemli olan şudur: Bir toprak iadesi söz konusu olacak bu müzakereler çerçevesinde önemli olan o toprağın miktarından ziyade ne kadar insanın ne kadar etkileneceği ve bu olumsuzlukların giderilmesi için nasıl tedbirler alınacağıdır. Yani en az sayıda insanın en az olumsuz etki ile sonuçlanacak şekilde bir toprak ayarlaması üzerinde çalışılması gereklidir. 

Ekmekçi: Cenevre’de yer alan hükümetin performansını nasıl değerlendirdiniz?

Özersay: Kıbrıs Türk tarafını temsilen yapılan davet Sayın Cumhurbaşkanının heyetine yapılan davetti. O heyetin içerisinde hükümette yer alan siyasi partilerin başkanları ve birer tane temsilcilerin de gitmesi yeterliydi.

Hükümet, Cumhurbaşkanının heyeti kadar bir heyet de kendisi kurdu. Cumhurbaşkanının kurmuş olduğu heyetin masrafına baktığınızda 400 bin Euro civarında bir masraftır söz konusu olan bu da 1.5 Milyon TL eder. Hükümet de bir o kadar heyet kurunca masraf 3 milyon TL. Hükümet bu şekilde gittiğinde bir resepsiyona bile katılmadıysa, bir katkı koymadıysa, sadece hükümetin küçük ortağı resepsiyona katıldıysa, başbakan neden gitti? Eşlerle neden gidildi? Çocuklarla neden gidildi? Gidildiğinde gerçekten bir çaba neden ortaya konmadı? Müsriflikten başka bir şey değildi. Bu ülkenin böyle bir israf yapma lüksü yoktur.

Zaten çökmekte olan bir hükümetin aslında kurtarıcıları, ucu açık, devam eden müzakereler oldu. O yüzden bizim ihtiyacımız olan bu müzakereleri siyasetin kendi beceriksizliklerini gizlemek için istismar etmesinin önüne geçmektir.

Ekmekçi: Çözüm gecikirse ne tür ekonomik tedbirler alınabilir?

Özersay: Bu ülkede Fiyat İstikrar Fonu’nu kuran bir yasa var yasanın amaçları arasında diyor ki; ‘Bu tür fiyat dalgalanmalarından tüketici olumsuz etkilenmesin diye Fiyat İstikrar Fonu’nda başka kalemlerden hükümetin topladığı ve biriken para kullanılarak bu oranda zammı dengelersiniz’. Şimdi bunu yapacaklarını fondaki parayı başka maksatlar için kullanıyorlar. Fonu amaçları dışında ve yasadışı bir biçimde kullanıyorlar. Bu bir ekonomi yönetimi değildir.  Bizim önerimiz nettir. Fon amacı dahilinde kullanılmalıdır. Ülkenin altyapı başta olmak üzere yatırımlara ihtiyacı vardır. Bu imkan bize sağlanmasına rağmen aymazlıktan dolayı bunu kullanmayanlar bu ülkeyi yıkıma götürenlerdir.

Ekmekçi: Israrla bir erken seçim çağrınız var…

Özersay: Mevcut durumda bu hükümetten bu ülkenin geleceği için kim bir şey umut edebilir ki. Kim bu hükümete güven duyuyor? Sadece kendi partilileri ve bir miktar da rant koparabilir miyim düşüncesinde olanlar vardır. Kendi partileri içerisinde rant konusunda ciddi bir huzursuzluk vardır. Bu partilerin içerisinde de vicdan sahibi insanlar vardır ve ilk seçimde bunun sonucunu hep birlikte yaşayacağız.

Bu sistemin bu şekilde kurulmasından ötürü siyasetten soğuyan ve sandığa gitmeyen çok bir kesim oluştu. Şu anda Halkın Partisi, bu ülkedeki eşitsizlikten, haksızlıktan, partizanlıktan ve yolsuzluktan rahatsız olan o sessiz çoğunluğun sesidir.

Kafamızı kuma gömmekten vazgeçelim. Müzakerelerden dengeli ve adil bir sonuç çıkmasını istiyoruz. Bu müzakerelere yaptığımız eleştiri günü geldiğinde bir referandum yapılacaksa o referandumda ‘evet’ demek istediğimiz içindir. Müzakereler yoğunlaştı diye hükümetin hukuk dışı hallerini görmezden gelmeyelim.