Geçtiğimiz hafta sonunda Kıbrıs Türk İşadamlarının bir toplantısında “Federal Kıbrıs’ta (tabi “birleşik” kelimesini de önüne koymayı unutmuyorlar) Kıbrıs Türk Ekonomisi ve Ekonomik Beklentiler Panelinde” konuşan Müzakere heyetinden Özdil Nami bazı açıklamalarda bulunduydu..
MESELA MÜLKİYET: Şöyle diyordu: “Mülkiyette Annan planına göre çok daha net, anlaşılabilir, algılanabilir kriterler üzerinde mutabakatı hemen hemen sağladık. Yüzde yüz diyemem…”
Bu açıklamayla ilgili ilk algıladığım şu oldu. “2004’de canı gönülden savunulan “bundan mükemmeli” olamaz denilen Annan planındaki mülkiyet sorunu demek ki ne çok netti ne de çok anlaşılır biçimdeydi! Buna karşın Güzelyurt’la 60’ın üzerindeki yerleşim yerinin de Güney’e iade edileceği gerçeğinde referandumda Türk halkına evet dedirttilerdi! Mesela şimdi ne diyor ama Nami? Bugünkü daha iyi! Demek ki neymiş bu müzakereler süreci? “Görüşe tokuşa deneme yanılma, yanılma deneme..” Bakarsınız bugünkü de sanıldığı gibi iyi değildir ama!”
MESELA: Özdil Nami “daha net ve daha anlaşılır” olduğunu iddia ettiği mülk konusundaki uzlaşı konusunda şu açıklamayı da yapıyor: “Mülk talebi olanlar Türk Rum ayırımı olmadan “Bağımsız Mülkiyet Komisyonuna müracaatlarını yapacaklar. Bu komisyonda eşit sayıda Türk ve Rum üye bulunacak. Mülkiyetle ilgili talebi olanlar “takas-tazminat-iadeden” hangisini istediğini ifade edecek. Fakat hangisinin tercih edileceğine Komisyon karar verecek! Neye göre karar verecek? İki taraf arasında uzlaşılan kriterlere göre karar verecek! Bu kadar nettir! Bu kriterler de açık şekilde belirlendi! (İyi ki bu kadar nettir! Ya maazallah bu kadar net olmasa ne olurdu Kuzey’in halleri!)
Nami’nin bu açıklamasına bir daha bakalım. Aslında ne söylüyor, 42 yıl sonra iki halkın Kuzey’deki ve Güney’deki mülkleri için karşı karşıya geleceklerini! Üstelik şu anda sayılarını bilmiyoruz ama bu mülklerin tapusunu elinde tutan ilk sahipleri ya ölmüş, ya adadan göç etmiştir.. Binlerce “mirasçı” ile binlerce “benim babamdan, anamdan, dedemden, nenemden, kardeşimden, dayımdan, amcamdan kalan miras diyerek karşı karşıya kalacaklar.. Yıllar sürecek bir hırgür, mahkemeler ve tabi kavgalar dönemi başlayacak!
AD-HOC KOMİTESİ: Özdil Nami “çözüm aşamasında AB’li olacağımızı bunun için çalışmaların yapılması gerektiğini ancak başlarda Rum tarafının bu konuda muzırlık yaptığını söylüyor fakat daha sonra iki tarafın da katılımıyla iki toplumlu bir “AB Ad-Hoc” Komitesi oluşturulduğunu haber veriyordu.. (Ad-Hoc bir sorunu çözmek için geçici olarak oluşturulan komite.)
KISACA: Henüz Garantiler konusunun sorun olarak devam ettiği müzakerelerde, son dönemlerin kadim ve daim “müzakerecilerinden” Özdil Nami’nin açıklamalarından bazıları bunlar.. İzlemeye devam ediyoruz!
SENDİKA VE SENDİKACILIĞIN YENİDEN YAPILANMASI GEREKİR.
Sendikal hareketlerin yabancısı değiliz. Oluşumlarına işlevlerine inanmak bir yana “çalışma hayatının” her kesimine etkinliklerince girmelerinden de yanayız.. Ancak bu sendikal gerçeğe; “ağır sanayisi” olmayan, işçi kesiminin yoğunluğundan söz edilemeyen, “halk hareketleriyle” “sendikal hareketlerin” bütünleşemediği KKTC’de, “büyük anlamlar” yükleyemiyoruz.
Zaten bu nedenlerden dolayıdır bizde sendikalar “Kamu Görevlileri” kademelerinde gelişip işlev kazanırlarken, siyasi iktidarlara karşı da kaçınılmaz politikalarda “siyallaşmayı” yeğlemiş tutun ki “iktidar muhalefet” cephelerinin destekleyicileriyle köstekleyicileri olmuşlardır! Artık Türk halkının bir ayağının Güney’de olduğu gerçeklerde farkındasınız, “sendikacılık” iki toplumlu etkinliklerin başını çeken “siyasi kulüpler” haline getirilmişlerdir! Bu yapısallıklarıyla ile de “hem zümrelerinin çıkarları dışına düşmüşler hem de siyasi soruna müdahil olurlarken devletle çatışmacı, dayatmacı bir yapısallığa dönüşmüşlerdir!
Düşünün ki “devlete en ağır eleştiri ve suçlamaları getirdiği için Rum tarafından bu nedenle ödül alan sendikacılar vardır!”
SON HAREKET. Önce vurgulayayım. Halka mal olmayan hiçbir grev veya eylem, başarıya ulaşamaz! Nitekim Hayvancılarla Çiftçiler Birliğinin başkaldırıya dönüşen vurdulu kırdılı eylemleri bu cümledendir! Lefkoşa halkının canını çıkartan son eylemleriyle yarattıkları ezgi ve cefa, halkın takdir ve teşviklerini değil; olumsuz tepki ve tekdirlerini almıştır!
Sendikal Platforma gelince: Oluşturduğu güç birliği ile “saat uygulaması” bahanesinde başlattığı eylem ve grevlerini, sonunda “Hükümetin dediğini kabulde” kaldırıverdi! Çünkü Öğrencileri, velileri, memurları kısaca halkı “yanlış düşüncelerde, yanlış başlayan grev sürecinde yanlarına alamadılar!” Ve sonuçta önceleri “hayır” dedikleri yarım saatlik düzenlemeyi kabul ettiler, çünkü üyelerinde bile çözülme başladıydı!
SİYASALLAŞMA: Sendikacılık dönemlerimizde uzun süre tartıştığımız konuydu. Sendikalar siyaset yapsınlar mı? Sonunda “tabi ki yapacaklar” dedikti! Yapısal olarak her zaman “iktidarlara karşı mücadele ederlerken de tabi ki muhalif olacaklardı! Fakat “siyasi parti” işlev ve yetkisinde olmadan!
Kısaca “devlet ve kamu görevlileri” ekseninde gelişip yörüngelenen sendikacılığımızın yeni bir yapılanmaya ihtiyacı vardır. Tüm devlet ve kurumların olduğu gibi.
KISACA TAKILDIĞIM: (AVUKATLARIMIZA GÜN DOĞĞDU!)
Avukatlarımızın gözü aydın! Eğer çözüm olur ve Özdil Nami’nin açıkladığınca mülkiyet sorunu takas, tazminat, iade ile çözülecek bir karara varılırsa ve de Türk ve Rumlardan eşit sayıda oluşacak üyelerle “Tazminat Komisyonu” kurulursa… Düşünün on binlerce insan ellerinde tapular dayanacaklar bu komisyonun kapısına.. Fakat aradan 42 yıl geçti! Kim çözecek kim çıkacak işin içinden? Kim gidip gelecek Komisyona? Kimin evrakı geçerli kimin sahte, kim anlayacak! Ve Avukatların gözü aydın! Konu hukukidir, kesinlikle “hukuk” devreye girecek. Bu da önce avukatların işidir… Son zamanlarda avukat sayısının çokluğundan dolayı işsizlikten şikâyet ediliyordu, işte iş! Hadi Allah rast getire..”
































