Köşe Yazarları

OYALAN (*)







Hz. Mevlana’nın sözüdür: “Mal da yalan mülk de yalan. Al biraz da sen oyalan…”




Dünya malının dünyada kalacağını felsefesiyle en güzel anlatan Hz. Mevlana’dır.
İnsan doğasına uygun olmayan mal-mülk hırsının ne tür felaketlere yol açtığını tarih boyunca en acı şekilde yaşadı insanoğlu.
Öldü, öldürdü, bir ırkı topyekun yok etmeye yeltendi, sırası geldi oğlunun katili oldu, sırası geldi kardeşini boğazlattı.
“Sınırsız, sömürüsüz ve mülksüz bir dünya” bence insanlığın en kutsal ideali olmalıdır.
Tıpkı Kızılderili atasözünde belirtildiği gibi “bu dünya babalarımızdan aldığımız ve çocuklarımıza devredeceğimiz bir emanettir.”
Bizim olmayanı bölüşmek için olmadık kavgalara yeltenmek yerine, zaten kısıtlı bir süreyle misafir olduğumuz bu dünyada, dünyasal nimetlerden faydalanmak dururken, sınırlar, duvarlar, barikatlarla ve bunun için çıkarılan savaşlarla dünyayı kendimize dar etmiyor muyuz?
Yabancıların da bulunduğu bir konferansta “mülkiyet hakkını iptal ederseniz dünyada birçok sorundan kurtuluruz, Kıbrıs’ta da…” demiştim.
Müthiş bir uğultu kopmuştu katılımcılar arasında.
Marksizm’le bir alakam olup olmadığını sormuşlardı.
Bence sadece Marksizm değil, doğu ve batı toplumlarını derinden etkileyen dinler de mülkiyet konusunda son derece hümanist kurallar içerirler.
Batı dünyasının dini Hristiyanlık ve doğu dünyasının dini İslam’da mal-mülk ve para hırsıyla ortaya çıkan gayri insani tutumları engellemek için çok sıkı kurallar vardır.
Gerçi dinler ekonomik düzenlere göre yeniden örgütlendi ve uyumlu hale geldiler. Marksizm’in “bir toplumda üstyapı kurumlarını belirleyen altyapı örgütlenmesidir, yani ekonomidir” kuralını neredeyse doğruladılar.
Fakat kapitalizmin dünyada vardığı yeni evre, liberalizmin Avrupa’da dönüştüğü nokta mülkiyet hakkını neredeyse dinler kadar kutsal bir olguya dönüştürdü.
Dolayısıyla “mülkiyet hakkı Kıbrıs sorununun çözümünde en büyük engeldir ve mülkiyet hakkı halka devredilirse sorun çözülür” şeklindeki zaman zaman dile getirdiğim tezimin şimdilik hiçbir uygulama şansı yoktur galiba.



***

Kıbrıs sorununun temelinde mülkiyet sorunu vardır.
Son 50 yıllık zaman diliminde yüz binlerce insan yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalmış, evleri, tarlaları, bahçeleri talan edilmiş veya el değiştirmiştir.
Son 30 yıllık süreçte ise doğdukları yerleri görme hakkından bile mağdur edilmişlerdi.
30 yıl önce mütevazı birer kasaba olarak bıraktığımız yerleşim yerleri şimdilerde yüz binlerce turist ağırlayan birer kente dönüştüler.
(Bu, Rumlar için Girne, Türkler için Poli veya Baf’ta geçerlidir.)
El değiştirilen mülkiyetler ya yıkılarak yerle bir edilmiş ya da üzerlerine yapılan binalarla değerleri katmerlenerek artmıştır.
Bence Annan Planı hem parasıyla hem de oluşturulacak mal komisyonuyla en az sorunsuz bir şekilde ama kısa sürede Kıbrıs’taki mülkiyet sorununu çözecekti.
Şimdi plan haricinde yapılanlar oyalanma.
Rum, Kıbrıslı Türklerin mallarını bloke ederek oyalanıyor, Türk bana başvurun bire bir çözelim diyerek oyalanıyor.
Sorunun temelden çözümüne kimse yanaşmıyor.
Böyle olunca da Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü uzayıp gidiyor.
Bizim nesillerin bu uğurda harcanması yetmemiş gibi gelecek nesillerin yaşamlarını da ipotek altına alıyor.
Ne uğruna?
Hz. Mevlana’nın söylediği gibi: “Mal da yalan mülk de yalan. Al biraz da sen oyalan…”

(*) 2 Temmuz 2003’ten kalma bir yazı. Üzerinden tam 13 yıl geçti. Dönem Annan Planı dönemi. Şimdi yine aynı tartışmaları yapıyoruz. Bu defa kumar baronları da devrede…









Başa dön tuşu