Tüm ada insanları olarak bizim aşamadığımız sorunumuz ne biliyor musunuz..?
Bağnazlık…
Kıbrıs konusundan bahsediyorum…
Her iki taraf da, bir türlü çağdaş insanlar gibi, modern dünyanın bir parçası gibi düşünme kabiliyetini henüz geliştiremedik.
Bir takım fedakarlıklarla, ekonomik ve sosyal olarak, birlikte kalkınabilecekken, bizden sonraki nesillerin dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki standardlarda yaşayabileceği imkanlar orada, elimizin uzanabileceği bir yerde dururken, yine her iki tarafta bu hedeften uzaklaşmak için her türlü gayreti gösterebiliyoruz.
Tamam, kabul, adanın tüm insanları benzer acıları yaşadılar. Canlarını kaybettiler, mallarını kaybettiler. Yıllar yılı yaslar tuttular. Hala mezarları ve karşı tarafta kalan mallarını ziyaret ederek bu acıları yaşıyorlar. Peki ama, bu acıların geleceğe de aynen taşınması kime ne yarar sağlayacak..?
Tam ortadayız aslında. Yani arafta… Bir yanımız refah, bir yanımız yangın. Bir yanda her gün binlerce insan ölüyor, bir yanımızda, daha güzel yaşam koşullarına kavuşmak adına üretim yapılıyor, insanlar çalışıyor…
Birinde insanlar, başkalarının senaryolarıyla sadece birbirlerini değil, geleceklerini öldürüyorlar…
Diğer yanda tüm farklılıklarına, tarihten gelen acılara rağmen birlikte yaşamayı başarabilen insanlar, ortak gelecekler kuruyorlar. Bundan 50-100 sene sonrasını hayal ederek…
Acaba diyorum, bu saplantının sebebi yine bölgenin hastalığı olan küçük çıkarlar mı? Hani hep birilerinin kuklası olma durumu… Hala o çıkarlar için geçmişin etnik, dini, tarihsel ayrılıkları bilerek ve isteyerek mi geleceğe taşınıyor?
Bana bugün bunları düşündüren, Cumhurbaşkanı Akıncı’nın sözlerine gelen saldırılar oldu. Bizde de, karşı tarafta da benzer sözler kullanıldı. Akıncı’yı kendi halkına karşı komplo kurmakla suçlayanlar yanında, Anastadiadis’i “Rum halkına karşı Akıncı ile işbirliği yapmak”la suçlayanlar vardı.
Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanı, geçtiğimiz günlerde sivil toplum örgütleriyle bir bilgilendirme toplantısı yaptı. Orada, söylediklerini TAK Ajansı şöyle aktardı
“Akıncı, Doğu Akdeniz’deki doğal gaz yataklarının akıl yolunda kullanılmaması halinde bir tehdit unsuru olabileceğini, hatta savaşlara neden olabileceğini, fakat akıl yolunda kullanılırsa tüm tarafların kazançlı çıkabileceği durumlar yaratılabileceğini anlattı.
İsrail Mısır ve Kıbrıs’ın etrafında tespit edilen doğal gazın bir enerji koridoruyla Kıbrıs üzerinden Türkiye’ye ve Türkiye üzerinde Avrupa’ya sevkinin en mantılı yol olduğu üzerinde nerdeyse bütün uzmanların hemfikir olduğunu kaydeden Akıncı, ancak bunun Kıbrıs’ta bir çözümle ve Türkiye’nin İsraille ilişkilerinin daha iyi olmasıyla mümkün olabileceğini dile getirdi”.
Akıncı bunu şimdi söylemiyor. Hep aynı sözcüklerle defalarca söyledi. Haziran’da New York’da da benzer bir açıklaması vardı ve şöyle diyordu;
"….. taraflar için kazan kazan politikasının benimsenmesi gerekiyor kanaatindeyim. Doğalgazın, ada için değerli bir kazanıma dönüştürülmesi önemli. Kıbrıs ve İsrail doğalgaz şirketlerinin gelecekte Türkiye üzerinden geçecek bir boru hattıyla Avrupa'ya doğalgaz dağıtımının sağlanmasının, bu sorun için daha makul ve akıllıca bir çözüm olacağını düşünüyorum"…
Yani hep, gazın akılcı bir yolla kullanımına, barışa ve rafaha işaret edeceğini söyledi. Tabii tersinin de savaşa. Etrafımızdaki savaşların sebebi de bu değil mi..?
O zaman kopmayan kıyamet, her nedense bu sefer koptu. Rumca gazetelerden belli siyasi gruplara yakınlığı ile bilinenler “Gaz savaş sebebi… Akıncı tehditler savuruyor” gibi başlıklar attılar.
DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos “Türkiye’nin Kıbrıs MEB’ine savaş gemilerini göndermesinden birkaç ay sonra şimdi de Akıncı bizi doğal gaz için savaşla tehdit ediyor ancak Başkan, DİSİ ve AKEL sözde olumlu ortamın reklamını yapmaya devam ediyor. Başkan Akıncı’nın açıklaması konusunda izahat vermeli” derken; diğer bir parti EURO.KO “Mustafa Akıncı, seleflerini de aşarak bizi doğal gaz için savaşla tehdit ediyor” dedi…
AKEL bile bu saldırılara tepki gösterdi. “Güven ortamı bozulmaya, korku sendromları yaratılmaya, Akıncı’nın imajı kötülenmeye çalışılıyor” dedi.
Şimdi bir daha düşünelim; gelecekteki çıkarlarımız hangisinde..?
Ve biz bunun ne kadar farkındayız..?
YERİN KULAĞI VAR
BU TARTIŞMA CİDDİ:
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın doğal gaz konusundaki sözleri, Rum iç cephesinde yeni bir kamplaşmaya sebep oldu. Karşılıklı saldırılar giderek büyüyor. Sanırım bu tartışmanın geleceği nokta, müzakerelerin geleceği açısından da bir gösterge olacak. Bakalım AKEL ve DİSİ; DİKO ve diğerlerine ne kadar direnebilecek.
HANGİ YABANCI KAYNAKLAR:
CTP Genel Başkanı Mehmet Ali Talat, olası bir çözümde tarafların ödeyeceği tazminat konusunda, ortaya çıkacak bedellerin kişiler tarafından değil, devletlerin yanısıra yabancı kaynaklar tarafından karşılanmasının beklendiğini söyledi. İyi de tazminatlar için milyarlarca dolardan bahsediliyor. Sayın Talat hangi devletler ve yabancı kaynaklardan bahsediyor bilemem ama, 2004 Annan Planı döneminde de toplanmaya çalışılan paralarda nasıl bir hayal kırıklığı yaşandığını unutmadık…
SU YÖNETİMİNDE BELİRSİZLİK:
Türkiye’den gelecek suyun ilk damlaları KKTC’ye düştü düşmesine de gelen suyun kim tarafından yönetileceği konusundaki belirsizlik hala sürüyor. Türkiye, suyun özel bir şirket tarafından yönetilmesini isterken, hükümetin CTP kanadı ise yönetimin, oluşturulacak “ Su Kurumu” tarafından yönetilmesini istiyor. Su akmaya başlamasına rağmen, “Su Kurumu”nun nasıl oluşacağı konusundaki yasa henüz hazır değil…
EYLEMLER SÜRECEK:
Bayram tatili nedeniyle ara verilen, Eğitim Bakanlığı-Sendika krizinin, bayram sonrası farklı bir boyutta devam edeceği ve okulların açılmasıyla birlikte kavganın grev ve eylemlere taşınacağı iddia ediliyor. Sonuçta olan, yine çocuklara olacak…
SUS PUS OLDULAR:
Bilmem farkında mısınız, ülkede yapılan zamlar konusunda ilk tepkiyi koyan, hatta eylemler yapan sendikalar ne hikmetse, Kıb-Tek’in elektrik fiyatlarına yapmak istediği zam konusunda sessiz kalmayı tercih ediyorlar. Tüm vatandaşları direkt ilgilendiren elektirik zammı konusunda hiç mi fikirleri yok, yoksa sendikal dayanışma gereği sessiz kalmayı mı tercih ediyorlar…
ŞEYTANLA İŞBİRLİĞİ:
Bildiğiniz gibi, Hacca giden Müslümanlar üç gün üst üste şeytan taşlarlar. Her gün her şeytana yedi taş atılır. Önce büyük şeytan,sonra küçük şeytan ve en son, orta şeytan taşlanır.. Atılan bu taşlar aşağıdaki delikten iner, orada kurulan tesiste 7’şerli olarak yeniden poşetlenir. Bu poşetlenmiş taşlar hacılara poşeti 3 dolardan tekrar satılır. 5 milyon hacı, her biri 9 poşet taş alıyor, yani 45 milyon poşet taş. Tanesi 3 dolardan toplam 135 milyon dolar. Bu büyük karın yanında, saf Müslümanların her yıl kitleler halinde ölmesi, hiç kalıyor tabii…
ZİRVEDEKİLER
Ferdi Sabit Soyer: CTP milletvekili Soyer soruyor; “Dikilitaş restore ediliyor, o yenilenirken, bizim onu merkez alarak içine kapanıp etrafında hu çekip döndüğümüz, siyasi anlayış ne olacak..?” diye…Aslında o siyasi anlayışın da restorasyon vakti çoktan geldi de geçiyor bile…
DİPTEKİLER
Bağnazlık: Adamın varoluş nedeni, bu topraklarda yaşanan acılar. Siyasetini bu acılara dayandırıyor. Kaşıyor, kışkırtıyor, oy topluyor. Tek bir kişiden bahsetmiyorum. Bu adanın her iki tarafında da insanların duygularını, zaafiyetlerini sömürerek varolanlardan bahsediyorum. İkibinli yıllarda, çağdaş dünyanın sınırında hala ortaçağın korku imparatorluklarını yaşatmaya, bundan çıkar elde etmeye çalışanlar, doğal olarak başka çıkar çevrelerinin de oyuncağı durumundalar. Her iki halk olarak, bu kafaları birlikte tarihe gömecek cesareti gösteremezsek, daha çok çekeceğiz…
































