Köşe Yazarları

ORTADOĞYA AİT İKİ TOPLUMUZ


İçinde olduğumuzdan göremediğimiz müthiş bir düzen vardır dünyada.. Şöyle ki eğer bunları tepetaklak eder yada değiştirmeye çalışırsanız dengeleri bozar kıyamet gününü çağrıştıran kaosu yaratırsınız..

Örneğin “gündüzle gece.” “Uzun ile kısa.” “Büyük ile küçük.” “Soğuk ile sıcak… Uzar gider.. Tutun ki birbirlerine “zıt” kavramlar üzerine kurulmuş bir dünyada yaşıyoruz.

PEKİ ama neden bu zıtlıklar üzerine kurulmuş dünyasal düzene karşın, “insanlık” zıtlaşıp zıtlaşıp savaşmaktadır ? Verilebilecek binlercesiyle cevaplarını geçerek mesela Trump veya Beşer Esat demeden, İran ile İsrail’i işaretlemeden, Avrupa ülkeleri gibi kendilerini dünyadan tecrit ederek “içlerine” kapanan kıta ülkelerine takmadan…

Desem ki işte şu Makarios şu devamı olan Anastasiadis gibi “liderlerin” ihtirasları nedeniyle bozulmaktadır dünyanın düzeni…

Diyeceksiniz ki “eti ne budu ne? Dünya neresi bunlar nesi? Hiç!

“Hiç” ama “her şey!” Çocukların eline oynasın diye kibrit tutuşturursanız yangın çıkarır.. Bir kasaba papazını “Başpiskopos” yapıp elini dünyaya öptürerek “toplum lideri” yaparsanız bu defa da “Kıbrıs”ı yakarsınız!

Ve nasılsa küçük ülkenin büyük macerası olması gereken bir rastlantı sonucunda ulaşılan hidrokarbon yataklarının sahipliğiyle söz hakkını “Anastasiadis” gibi politikacıların emrine amade kılarsanız; bu kez de bölgede “kıyamet” kopartırsınız!

BU adada yıllardır Türk Rum çatışmalarından öte eğer bir “barışçı çözüm” gerçekleşemiyorsa, bilin ki bunun nedeni çoktan “büyüklerin” elinde “oyuncak” olan Anastasiadis gibi liderler yüzündendir..

Yani Türkiye ile ne politika arenasında ne bir çatışma olasılığında karşı karşıya gelemeyecek Anastasiadis’li küçük Rum toplumu, Yunanistan tarafından sürekli arkası sıvazlanarak öne itilirken; sadece bir figüran rolündedir ama söz hidrokarbon yataklarına gelince “başrol oyuncusu” yapılmaktadır!

Mesela dünyanın önde gelen petrol ve gaz şirketlerinin büyük ülkeleri için de Doğu Akdeniz çok küçüktür! Fakat bu Doğu Akdeniz dediğimiz coğrafyada o “büyüklerin” hallaç pamuğu gibi atmadıkları yer, harabeye çevirmedikleri ülke nede bir toprak parçası  kaldı!

KIBRIS konumu ve yaşamsal alanıyla AB’e değil, Ortadoğu’ya aittir. Çözüm bu nedenle çok gereklidir. Fakat bu “ikili çözümden” önce oluşması gereken asıl çözüm, Türkiye ile Yunanistan arasında gerçekleşmelidir.. Ki kaderlerimizi “anavatanlarımızla” ayrı ayrı birleştirip güvenceye aldığımızda, “kullananlar ve kullanılanlar” tuzaklarına düşüp darmadağın olmayalım!

*****

NEDEN BÖYLE BİR KARAR ALINDI?

Gözlerimiz kapalı şöyle diyebiliriz. “KKTC neyse, “Polisi” de odur! Yani KKTC bünyesindeki tüm kurumların yoktur birbirlerinden farkları..

Dolayısıyla öğretmen sayısı yetersizse polis sayısı da yetersizdir, doktor hemşire sayısı da!..

Yıllardır toplum katlarında devlet kademelerindeki “görevliler yetersizliği sorunu” seslendirilirken; “artan nüfusa” dikkat çekilmiştir.  Nitekim artık artan nüfusa dolayısıyla Nüfusa ve gereksinmelerine cevap veremeyen bir “kamu görevlileri” eksikliği değil, Devletin içinde boğulduğu “boşluğu” vardır!

OYSA: Gazeteci refiklerim de hatırlayacaklar: Bundan yirmi yıl önce falan, memur cenneti oluşumuzdan söz ediyorduk. Şimdilerin sorunu ise memurlar arasında “görev transferleri” yapılamamasıdır!

Nitekim bazı dairelerde gizli işsizlik” yaşanırken; bazı devlet dairelerindeki yoğunluktan dolayı çalışanların canı çıkmaktadır. Buna karşın (ilgili sendikların da karşı çıkmaları nedeniyle) daireler arasında memur transferleri yapılamamaktadır!

Bu gün de “sıkıntılar” devam etmektedir. Örneğin “Polisin yükü ve görevleri artan nüfus, nüfusla beraber artan illegal ve kriminal sorunlarla tavan yaparlarken; Polis sayısı hâlâ çok yetersizdir..

…BU “sorunlu gerçeğe” karşın geçen gün medyada bir haber çalkalandı. “Meclis’te alınan bir kararla bundan sonra lise mezunları da Polis Genel Müdürü olabilecek…”

Olabilir mi? Bizde “nitelikli bir Polis okulu yoktur!” Polis olmak isteyenler sınava girerler, kazanmaları halinde bir süre eğitim görür mesleğe başlarlar.. TC’de eğitim görenlerimiz de vardır..

FAKAT çok iyi biliyoruz. Zaten KKTC’de  tüm Kurumlar yapısal kusurludurlar! Ki polis teşkilatı da bunlardan biridir. Önce “Güvenlik Kuvvetlerine” bağlılıkları söz konusudur.  Olmasın mı? Hâlâ siyasi çözüme ulaşamadığımızın gerçeğinde adadaki “askerin” güvencesinde yaşıyorsak, olsun…

FAKAT sadece “polisin” nitelik ve niceliğine aykırılığıyla değil.. “Eğitimin ve bilginin” Üniversitelerden mezun olmanın ötesine geçmiş “uzmanlık, doktora” gibi çalışmalar silsilesinde.. Bir lise mezununa nasıl “Polis Genel Müdürlüğü” bahşedileceği… Öncesinde hangi eğitimlerden geçirileceği… Geçse bile öğrencilerin liselerden mezun olurken tırnak kadar bile İngilizce bilmedikleri… Dolayısıyla bir iki lisana vakıf olmalarının büyük avantaj sayılacağı… Polis Genel Müdürlüğü” gibi bir makama… Nasıl bir “lise mezunu” atanacak ki?

(Vakti zamanında Osmanlı’da daha çok küçük yaştaki çocuklar Yeniçeri Ocaklarında yetiştirilirlerken, sonradan bir kararla, “sıradan meslek erbabı mesela bezirgânlar, dükkân sahipleri, çiftçiler, zanaatkârlar falan da Yeniçeri yapıldıkta deniyor, Osmanlı’nın gerilemesi de başladıydı!)

SORUN şudur: Nüfusumuz arttıkça, sorunlar çeşitlenerek büyüdükçe, esrar fuhuş gibi olaylar toplumun her katında yaygınlaştıkça… Çok daha “uzmanlaşmış, deneyimli, iyi yetişmiş polislere ihtiyacımız vardır, ileride daha çok olacaktır.” Böyle donanımlı yetişmiş bir polis zümresini yönetmek ise kat kat üzerinde niteliklerle niceliklere sahip “Polis genel Müdürlerini” gerektirecektir.

 




Etiketler

Benzer Haberler

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı