Yıllardır ülkesinin bağımsızlığı için de mücadele eden Tibet’in dini önderi Dalai Lama, “Pray for Paris” (Paris için dua et) kampanyası ile ilgili ne düşündüğü sorulduğu zaman verdiği yanıt son derece dikkat çekiciydi: “Ben bir Budist’im ve duaya da inanırım. Ne var ki bu sorunu biz insanlar yarattık, şimdi de Tanrı’dan onu çözmesini bekliyoruz. Tanrı harhalde bize ‘kendiniz çözün, nasıl olmasa onu siz yarattınız’ diyecek”. Dalai Lama yerden göğe haklı. İşleri berbat ediyoruz. Ondan sonra da halletmesi için Tanrı’ya havale ediyoruz.
Yapılan birçok saçma sapan işleri anlamak mümkün değil. Ziya Paşa’nın dediği gibi “İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez / Zira bu terazû o kadar sikleti çekmez” (Bu küçük akıl derin hikmetleri anlamaz çünkü bu terazi o kadar ağırlığı kaldırmaz).
Düşürülen bir uçaktan atlayan ve paraşütle yere inmekte olan korumasız bir insanı nişangâha çevirmenin hikmetini anlamak kolay olmuyor. Hem de “Allah-u ekber” nidaları arasında. Dendiği gibi Allah “en büyük” olabilir ama onun bu türden manzaraları seyretmeyi sevdiğini kim bilebilir? Bu videoyu izlerken yıldırım hızıyla aklımdan bir sürü şey geçti.
Su kabağı gibi gökyüzünde asılı duran o adamın acaba şimdi aklından neler geçiyor? Belki de bir eşi var, belki çocukları var. Onları bir daha göremeyeceğini düşünüyor mu? (Bazılarının homurdandığını duyar gibi oluyorum. Onun attığı bombalardan ölenler de sevdiklerini bir daha göremeyecekler. Doğrudur. İşin felâketi de zaten orada. Savaşlardan silâh üreticilerinden ve tüccarlarından başka kimse kazanmıyor. Herkes kaybediyor.)
Kendi kendime diyorum ki mermi yağdırılan bu pilotun canlısı herhalde ölüsünden daha değerliydi. Niye onu delik deşik edeceklerine esir almıyorlar. Üstelik gökte asılı duran bir su kabağı daha var. Onunla pek ilgilenen yok. Herkes yakınlardaki pilota ateş ediyor. Ötekiyle ilgilenen yok. Nitekim yere inince saklanmış ve o bölgeye gönderilen helikopterler tarafından kurtarılmış. Ellerinde iki değerli esir olacağı yerde kala kala ellerinde delik bir ceset kaldı.
1964 yılında düşürülen uçağından paraşütle atlayan Yüzbaşı Cengiz Topel de böyle bir kurşun yağmuru altında mı yere indi. Onda da ne kadersizlik. Rüzgâr onu bir kilometre ileriye sürükleseydi mücahitlerin kontrolünde bulunan bölgeye inmiş ve kurtulmuş olacaktı. Rumların iddilarına göre, Topel yaralı olarak ele geçirilmiş ve bir süre sonra hastanede can vermişti. Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğu Topel’in Rumlar tarafından öldürüldüğüne inanıyor.
Rastlantılar insan hayatında çok önemli bir yer tutuyor. Topel için söylenenler öldürülen Rus pilotu Peşkov için de söylenebilir. Uçakta iki kişi vardı. İkisi de paraşütle atladı. Biri öldürüldü öteki tuhaf bbir rastlantı sonucu kurtuldu. Bir evde yas, bir evde ise şenlik.
Politikacıların ikiyüzlülüğü de olanlara tuz biber ekeliyor. Paris saldırılarından sonra Cumhurbaşkanı Francois Hollande “Fransa savaştadır” deyiverdi. Bu türden olaylarda hiçbir masum insanın öldürülmesine gönül razı değil. Değil de, iki gözüm, senin uçakların iki yıla yakındır bir yerlere bomba yağdırıyor. Seninki savaş değil miydi, yoksa sen bilgisayarda savaş oyunu mu oynuyordun?
Birkaç yüz Parisli öldürülünce savaş başlıyor. Bir Rus uçağı düşürülünce savaş çıkıyor. Birkaç bin Amerikalı öldürülünce savaşlar başlıyor. Son yıllarda Irak ve Suriye’de birbuçuk milyon insan öldürülmüş, beş-altı milyon insan evinden yuırdundan edilmiştir. Bunlara dönüp de nedense kimse bakmıyor. Daha doğrusu bakan oluyor da papara koparmıyorlar. Birleşmiş Milletler bir süre önce fakirliğe karşı savaş başlatmıştı. İşler döndü dolaştı, fakirlere karşı savaşa dönüştü. Fakirlik ile savaşılacağı yerde fakirlere karşı savaşılıyor.
Geçenlerde Rus Savunma Bakanlığı’nın yaptığı açıklamadan öğreniyoruz ki Türkiye DAİŞ’le yaptığı yasa dışı petrol ticaretinden 4.5 milyon dolar kazanmış. Üstelik Türkiye adına bu işleri yürütenler Tayyip Erdoğan’ın oğlu ve damadı imiş.
Evdeki paraları sıfırlayamayan Bilâl oğlanın böylesine çetrefilli işleri kıvırtabileceğini pek sanmıyorum. Ancak damat Berat Albayrak, herhalde Berat kandili gecesi doğmuştur. Hani derler ya “Kadir gecesi doğmuş, çok şanslı”. 30’larında Türkiye’nin en büyük holdinglerinden birinin CEO’su, 37’sinde de Enerji ve Doğal Kaynaklar Bakanı oldu. Bu nedenle her yükün altından kalkabilir. Üstelik enerji işlerinde yani gaz, petrol işlerinde uzmandır.
İyi, güzel de bu iki genç petrol kaçakçılığı işlerine son birkaç hafta içinde girişmiş olamazlar. Milyon dolarlar kazandıklarına göre bu işi yıllardır yapıyor olmalılar. Türkiye cumhurbaşkanının oğlu ve damadının bir terorist örgütün maliyesine para akıttıklarını duyurmak için bir uçağınızın düşürülmesi mi gerekirdi? Demek ki bu konuda samimi değilsiniz. Bu koşullarda inandırıcı olabilir misiniz?
Gene de, en iyisi, işleri Tanrı’ya havale etmektir galiba.

Önceki Haber
Sonraki Haber

























