Türkiye ile ilişkilerimizin aldığı seyir devamlı değişen hava durumlarından farksız değil galiba.
Tarihten veciz örnekler vererek Pazar günü tarihten örnekler sıralayarak okuyucunun kafasını ütülemek istemem ama en dramatiği “siz serhat (sınır) bekçilerisiniz, serhat boylarını koruyun yeter” denilmesiydi galiba.
1974 sonrası bizim mücahitlerin tümü bir gecede devlet memuru yapılmıştı.
“Siz sınırları bekleyiniz biz maaşları öderiz” mentalitesiyle Rum’dan kalan yüzlerce fabrika kapatılmış, onlarca otel batırılmıştı.
Sonra maaşlar fazla gelince “hem çalışmıyorsunuz hem da bizim paramızı yiyorsunuz” dönemi başladı.
İşte bu dönemde “balıkçılar” peydah olmuştu.
Türkiye’den her gelen yetkili “artık size balık vermeyeceğiz, size balık tutmasını öğreteceğiz” diye uzun uzun nutuklar savurmayı adet haline getirmişti.
Bu işle böyle sürüp gitti.
Sürüp gitti de “söz vardır gelir geçer, söz vardır deler geçer” atasözünde olduğu gibi Kıbrıslı Türklerin kalbinde geniş çaplı delikler açıp da gitti.
Şimdilerde bu “balıkçılar” “düdükçü” oldu galiba.
“Parayı veren düdüğü çalar” atasözü var ya, tam da ondan.
“Kardeşim Anadolu’dan Kıbrıs’a su getirmek için 1 milyon 600 bin harcadık” dönemi başladı şimdilerde.
“Bu kadar büyük paralar harcamışsak elbette suyu da biz yöneteceğiz…”
***
Türkiye’den gelen suyu kimin yöneteceğini bilmiyorum.
Gördüğüm balık tutmayı öğretme işi bitti.
Çünkü “gelin birlikte yönetelim, deneyimlerimizi sizinle paylaşalım” denilmiyor.
“Madem özel şirket kabul etmiyorsunuz öyleyse DSİ” deniliyor.
Türkiye’nin “su işleri dairesi” gelip musluktan akacak suyumuzu sevk ve idare edecek.
Aman ki ne aman.
Sayın Akıncı bu işe ne der acaba?
Hani kurulacak ortak devlette sayısal değil siyasal eşitliğimizi savunan Akıncı.
Yüzde yirmi olmamıza rağmen “Kıbrıslı Türk devlet başkanı olmazsa bu anlaşmayı imzalamam” diyen Akıncı.
Ve de yer altı ve yer üstü kaynakların ortak idare edilmesini isteyen Akıncı.
Yarın Anastasiades “siz çeşmeden akacak suyu bile idare edemezsiniz” derse çok merak ederim Akıncı ona ne cevap verecek.
***
Anadolu’dan gelen suyun artık çeşmelerimizden akmasını en çok isteyenlerdenim.
Bu asra damgasını vuracak denli muhteşem olan projeyi de en çok destekleyenlerden.
Fakat, ortaya çıkan durumu pek çok Kıbrıslı Türk gibi anlayabilmiş değilim.
“Siz beceriksizsiniz, yapamayacaksınız, sizin adınıza biz yapacağız siz de buna razı olacaksınız” ısrarını da anlayabilmiş değilim.
Kıbrıs sorunu kritik bir evreye girdi. Mart ayı itibarıyla referanduma gidilebilir.
Bunu ben değil Türkiye’deki baklanlar söylüyor.
Tam da bu günlerde mükemmel bir işbirliği ve dayanışma sergileyip su üzerinden güzel bir örnek oluşturmak varken dayatmacı tavırlar neyin nesidir?
Bu durum acil izaha muhtaçtır…
































