Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

ORHAN ZİHNİ BİLGEHAN ANLATIYOR…/DENKTAŞ’I Dr. KÜÇÜK’Ü ANARKEN…

Adaya geleceği haberleri çıktığında da yazdımdı: “Hiçbir zamanlama bayan Lute’nin müzakereleri yeniden başlatmak amacında adaya  geleceği şu dönemeki kadar kötü ve elverişsiz olamazdı…”

Bir yandan KKTC’de bitmeyen hükümet krizleri, öte yandan TC’nin yeni AB atağı çerçevesinde Yunanistan’la diyalog kurma girişimleri..

Tümü de başlı başına büyük değişimlere gebe olan yeni anlaşmaları  gerektiren siyasi sorunlar.. Ki ilk aşamada BM’leri değil, adadaki iki toplumla, Türkiye ile Yunanistanı ilgilendirmekte..

BM’ler sekreteryası ise   sanki “Kıbrıs” durmuş oturmuş da geriye bir tek Türk-Rum  müzakerelerinin başlaması  kalmış gibi düştü adaya!

Ki bayan Lute Lefkoşa’ya geldiğinde Kuzey’de hükümet gitti giderken,  Güney’de Anastasiadis elinden kaçırdığı Maraş’ın peşinde koşmaya başladıydı.                     İlgili teklifi de daha önceleri reddettiği  halde şimdilerde, Maraş’a karşılık Ercan’a uygulanan ambargonun kaldırılmasına hazır olduğunu” açıklamasıydı.

Dolayısıyla  Lute adadan hiçbir kazanım elde edemeden yrıldı!   Hem de kulaklarında Sn. Tatar’ın o çınlayan tiz sesinin sızılarında: “İki devlet esasında çözüm!” Oysa:

BİLİR misiniz? Mutlaka  bilenler bilir ama  ben bilmeyenlere duayen hukukçularımızdan Orhan Zihni Bilgehan’ın daha önce de Köşemde sözünü ettiğim, sadece imzalayıp eşe dosta verdiği “Hayatım” adlı kitabından aktarayım:

BİLGEHAN 1974’ün hemen sonrasında henüz “Girne’den yol bağladık Anadolu’ya” şarkıları söylediğimiz dönemi anımsatıyor ve şöyle devam ediyordu:

“Kıbrıs Türk Yönetimi olarak görevimiz ağır idi. Yeni bir vatan yeni bir devlet yaratmak mecburiyetindeydik. Önce bidayetten, ayrı bir Türk devleti olduğumuz hususunu ilan etmeyi düşündük.  Tabi ki anavatanımızın izin ve onayını almadan bunu yapmanın imkânı yoktu.

İkinci görüş ise o heyecanlı günlerde direkt Türkiye’ye katılmamız konusuydu. (Yani Türkiye’ye bağlanmak.)   Bu hususu Denktaş hararetle destekliyordu. Verilen karlara göre dünya siyasi konjektörünün ne derhal ayrı bir devlet ilan etmemize ne de Türkiye’ye ilhak edilmemize müsait  olmadığıydı. Bunun yerine kendi kendimizi yönetmek ve federal bir Kıbrıs’ın oluşmasına meydan vermek için öncelikle bizim Kıbrıs Türk Federe Devletini kurup Rumların kendilerinin Kıbrıs Rum Federe Devletini kurmasını ve bilahare her iki toplumun uzlaşması halinde Federal bir Kıbrıs Cumhuriyetinin kurulmasına geçilebileceği hususu karara bağlandı. Federal çözüm üzerinde durduk çünkü federal bir idari sistemin Kıbrıs’ta bir hal çaresi olabileceği hususu Sn. Ecevit  tarafından da ilk kez dile getirilmiş idi…”

…BEN Bilgehan’ın kitabında hatırlattığı bu olaydan ne anladığımı yazayım:                  Daha barış harekâtının hemen başında hem de Girne’den yol bağladık Anadolu’ya şarkıları söylerken “sadece “Kıbrıs Türk Federe devletini” kurmakla kalmadık. Bekledik ki Güney’deki Rum da kendini federe devlet olarak ilan ettikten sonra (çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti zaten 1963’de yıkıldıydı) adada Türk-Rum iki federe devletten oluşacak bir “federal devlet” kurulsundu..

Oysa Güney Rum Yönetimi kendini hâlâ tüm adanın tek sahibi olarak görmektedir ki daha 1974’de Türk tarafının sıcağı sıcağına önerdiği Federasyon teklifini bile reddederken ne Annan planına evet dediydi ne Montana’da uzlaşmaya yanaştıydı!

ŞİMDİ tekerlek döndü! 47 yıl önce “federasyona” evet diyemeyen Rum tarafı şimdi ayni “federasyonu” adadaki “iki ayrı devletin” oluşturması gerçeğinde kabul etmek zorundadır..                                                                                   ***                                          HÜKÜMETİN HALLERİNE BAKARKEN DENKTAŞ’I Dr. KÜÇÜK’Ü BİR KEZ DAHA ANDIK.

Parlamenter sistemin iflas ettiği gerçeklerde artık ayakta duracak hükümet de kalmadı! Ki Ersan Saner Meclis Başkanının seçilmesini sağlamak için “blöf” yapmak zorunda kalmışlıkta “erken seçime giderim ha” diyor!

Neyle gideceksiniz ya? Diyorlar ki Şubat ayının maşlarını bile ödeyecek takatiniz kalmadı. Yoksa aranızda para mı toplayacaksınız?

Bir alternatif da “erken seçimmiş!” Peki ne değişecek? Eğer sistem ayni kalacaksa! Eğer sandıktan tek başına hükümet kuracak parti çıkmazsa! Eğer yine “koalisyonlar” hükümeti kurulacaksa. Ve eğer yine kurulduktan kısa süre sonra dağılmak zorunda kalacaksa!

Siyasi partilerin yaşanan bu siyasi süreçten kurtulmak isteyip istemediklerini bilmiyorum. Çünkü “isteseler de kurtulamayacakları kadar çaresizdirler” insafsızlığında bir düşünceye saplanmak istemiyorum.

ARTIK Başkanlık sistemini de savunmuyorum çünkü parti liderlerinin bile partilerini  sürükleyip götürecek dirayet ve iradelerinin kalmadığı gerçeklerde, toplumu huzur ve istikrar içinde çekip götürecek lider nerden bulunacak?”

Kolay mı lider olmak? Bir Dr. Fazıl Küçük, bir Denktaş olmak..

Halkla bütünleşirken halk olmak..

Almadan vermek..

…HER YIL Ocak ayının şu günlerinde “onları” rahmetle anarım. Yıllar yılı Allah’ın kendilerine bir kutsal “emaneti” gibi taşıdılardı bu toplumu sırtlarında.. Hep aydınlık yarınlara.. Özgürlüğe egemenliğe..

Ölürlerken gözleri açık gitmedilerdi. Yıllarca taşıdıkları “emanetin” devlet mertebesine ulaştığını da gördülerdi, özgürlük ve egemenliğine kavuştuğunu da..

BÖYLE günlerde hep şunu düşünürüm.     Ne mutlu bana ki bu “toplum liderlerimizi,” onların arkadaşlarıyla bu toplumu cemaat oluştan Devlet oluşa taşırlarken gördüm. Onlarla konuştum, tartıştım.. Sofralarında yedim içtim..  Neyi düşündüklerini neyi tasavvur ettiklerini dinledim.. Hatta acılarına yılgınlıklarına tanık oldum..  Fakat hiç “usandım bıktım” dediklerini işitmedim! Yürüdükleri yollardan tırsıp geri döndüklerine tanık olmadım.            BU “toplum liderlerimizin” mücadelelerini şu anda her halde artık 57 yılı bulmuş olacak “hasbelkader” dediğim ve gelip geçen gazetecilik   yıllarımda çok yazdım.. çok anlattım:                                      Türk toplumunun davasını Ankara’ya kabul ettirmek için Dr. Fazıl Küçük’ün yıllar yılı nasıl çabaladığının.. Sonraları Kıbrıs   Türk halkının tarihine nasıl ulusal menkıbeler olarak kazındığının olaylarını  çok yazdım..

…BİZİM  kuşak gazeteciler, yurttaşlar çok iyi  bilirler.. Bu toplum “önderlerinin” yani Denktaş’ların, Doktor Küçük’lerin, Örek’lerin, Necati Özkan’ların…                                              Bu insanlarımızla özdeşleşen dava adamlarımızın.. Karagil’lerin, sonrası daha genç kuşakların, Özker Yaşın gibi büyük şairlerin.. Veziroğlu gibi mücadele insanlarının..  Adları sanları bilinmeyen köy ve kasabalardaki yurtseverlerin sayesinde geldi Kıbrıs Türk toplumu bu günlere…         BU nedenle diyorum: Türk toplumunun bu adada ve Allah katında tek bir rütbesi vardır: “Devlet” olduğu.                                          Hedefi de Devlet olarak anılmak, dünyada yerini devlet olarak almaktır.. Gerçekleştiği gün bu uğurda savaşan tüm liderlerimizin, büyüklerimizin, şehitlerimizin ruhları (gerçekten) şad olacaktır.

Dr. Küçük’ü, Denktaş’ı bir kez daha rahmetle, gururla, saygıyla anarım.