Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Önyargı değil, aklı selim galip gelsin

Çıkın sokağa ve sorun, “Kıbrıs’ta bir anlaşma istiyor musun” diye. Siyasi görüşü ne olursa olsun tümünün vereceği cevap “evet” olacaktır. Bu konuda kimsenin farklı düşündüğünü göremezsiniz. Ancak, bu “evet”in sonuna “ama”yı da ekleyecektir mutlaka. Çünkü adada gerçekleşecek bir anlaşmayı herkes kendince, kendi menfaatlerini koruyacak şekilde istemektedir…

Özellikle 1963 ve 1974’ü fiilen yaşayan, 50-60 yaş ve üstündekilerin büyük çoğunluğu garantiler ve güvenlik konusunda dikkatli olunması gerektiğinin altını çiziyor. Hani haksız da sayılmazlar. Büyük acılar yaşamış, 11 yıl dünyadan tamamen tecrit edilmiş, can güvenliği olmadan gettolara sıkışıp kalmış bir toplum olarak, bu konuda oldukça hassas ve temkinli davranıyorlar. Bir kere daha o günleri yaşamak istemiyorlar. “Bir anlaşma olsun ama, hem Türkiye’nin garantisi altında olalım, hem de akşam oldu mu herkes kendi bölgesinde yaşasın” görüşündeler. Yaşanan onca sıkıntının ardından yeniden o travmayı yaşamak istemiyorlar haklı olarak…

 Bir diğer grup ise, 1974 sonrası Güney’de bıraktığı malının karşılığını alamayanlardır. Bu grupta olanlar uğradıkları iskan haksızlığı nedeniyle varılacak bir anlaşma ile bugün değeri milyon eurolarla ölçülen mallarına tekradan sahip çıkmak, hiç değilse maddi karşılığını alma umudunu taşıyor. “Biz o tarafta dünyanın malını bıraktık ama karşılığını almadık. Hiç bir şeyi olmayanlar malların üzerine kondular” düşüncesiyle varılacak bir anlaşma ile hak ettiklerini alacaklarına inanıyorlar…

Bir diğer grup ise, göçmenlik yaşamamasına rağmen Rumların bıraktığı değerli malların üzerine konanlar, yani “harp zenginleri”… Bu grupta olanlar aslında bir anlaşmayı savunur gibi görünseler de, anlaşma kabuslarıdır. Çünkü hiçbir zahmete katlanmadan kazandıkları servetin bir anlaşma ile elden gitme tehlikesini göze alamazlar. “KKTC ilelebet yaşayacak” diyenlerin arasında bunlar sırıtırlar. İnançları ideolojik, ya da fikirsel değil, maddidir. Onlara göre en iyi anlaşma, birbirinden bağımsız, sınırları çizimiş iki ayrı devletten oluşacak bir anlaşmadır. Kendilerince de bunun en iyi, en güvenilir bir anlaşma olduğunu savunurlar. Rahmetli nenem, “zaman öyle bir değişti ki, ayaklar baş, başlar ayak oldu” derdi hep. Aslında 42 yıldır bu topraklar üzerinde yaşananların en net ve özlü anlatımıydı bu sözler… İşte “ayakların baş olduğu” bu sistemden nemalananlar da, elde bayrak, üzerinde oturdukları servetlerini kaybetmeyecekleri bir anlaşmaya “evet” diyorlar…

Azınlık olsa da bir diğer grup, tamamen ideolojik olarak “nasıl olursa olsun ama, bir anlaşma olsun” diyenlerdir. Bunlarda, “zaten yıllardır bizim olmayan malların üzerinde oturuyoruz, bu malların gerçek sahiplerine iade edilmesinden daha doğal ne olabilir” görüşü hakimdir.

1974’den hemen sonra adaya gelip yerleşenler ile sonradan buranın “taşının toprağını altın olduğuna” inanıp gelenlerse ayrı bir kategori…. Kökeni Türkiye’li olup da  burayı vatan bilmiş, hatta birçoğu bizden çok bu toprakları sahiplenmiş kişiler. Yıllardır siyaset, iktidarlarını sürdürmek için bu önemli nüfusu kullandı. Bu insanlar sadece yerli siyasiler değil, kendi içlerinden çıkmış kişiler tarafından da kullanıldı yıllardır. Onların ensesinden ya mevki ve makam sahibi oldular, ya da olmadık işlerini hallettiler. Ve bu nüfus bugün adada yapılacak bir referandumda, sonucu etkileyecek bir güce dönüşmüştür. Onlar da Annan Planı döneminde büyük ölçüde “evet” demiş olsalar da, bugün kafaları karışıktır. Son günlerde zaten bu grubu etkilemek için birtakım siyasi oluşumlar hayata geçirilmiş ve bunlar üzerinde algı operasyonları başlamıştır bile…

Ve son olarak, yıllardır bu ülkede yaşanan haksızlıklara, vurgun ve ganimet düzenine isyan eden, iki toplumun da haklarını savunan, adil ve kalıcı bir anlaşma isteyen sessiz bir grup var…

Ülkedeki tablo böyle… Fakat ne acıdır ki, daha ortada bir anlaşma metni bile yokken yürütülen tehlikeli bir kampanya var. Toplumu kamplara bölme tehdidini içinde barındıran bir kampanya. Arkasında ciddi bir finansman olduğu anlaşılıyor. Bir takım videolar, bir takım gerçek dışı, kaynağı belli olmayan metinler dolaşıyor. O metinler üzerinden belli kalmelere yorumlar yaptırılıyor.  Tabii doğal olarak, bunun anti tezi de güçleniyor.

Şimdi böyle bir durumda, çıkacak metin, sağlıklı bir şekilde tartışılıp,  değerlendirilebilir mi? Şüphesiz önyargılar galip gelecek…

Umarım o metin bir an önce ortaya çıkar ve toplumun güveneceği uzman isimler tarafından anlatılır, fikirler şekillenir, herkes de sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini yapar.

Bunun aksi, ön yargının galip gelmesi olur ki, metin iyiyse de kötüyse de haksız bir şekilde değerlendirilmiş olur….

 


 

YERİN KULAĞI VAR

TEK ÇARE YARGI:

Dedik ya, demokrasi düzgün işlemezse, iş yargıya kalıyor. CTP’nin yasa gücünde kararnameleri Anayasa Mahkemesi’ne götürmesinden sonra, Ticaret Odası da, ithal mallara yüzde 3 fon uygulamasının Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yargıya gidiyor. Umarız bunlar da kaçak inşaatlarla ilgili olarak alınan, ama uygulanmayan ara emirleri gibi olmaz…

NE DENETİMİ:

Turizm ve Çevre Bakanlığı ada genelinde Çevre Dairesi, Çalışma Dairesi ve belediyelerle geniş denetim yapıyormuş. Belediyeler, inşaat ruhsat iznine uygunluğu denetliyormuş. Öyledir, görevleri zaten. Ancak öyle söylendiği gibi olmuyor maalesef… Karaoğlanoğlu’nda, gözümüzün önünde yükselen izinsiz inşaat için devlet Emirname değişikliğine giderken, Belediye de aldığı ara emri uygulayamazken, ben hangi denetime inanacağım..?

 

AMACINA ULAŞTI:

Serdar Denktaş’ın AB fonlarının kullanımıyla ilgili yaptığı açıklamalara tepkiler sürereken, bir tepki de Ticaret Odası’ndan geldi. Açıklamada, “kamuoyuna açık olan bilgilerin sanki yeni açığa çıkarılmış gibi sunularak kafalarda soru işaretleri yaratılmaya çalışılması üzüntü vericidir” denildi. İlk günden yazdım, amaç, yeni makam araçlarına yönelik eleştirileri unutturup, toplumun gündemini değiştirmekti diye. Sonuçta bunu da başardılar…

 

DRONE İŞİ CAN SIKIYOR:

Şu drone denen alet çıkar çıkmaz yaygınlaştı. Düğünde, açılışta, plajda, hemen her yerde keyfi bir şekilde, millet drone uçurup, canının istediği yerin görüntüsünü çekiyor. Resmen taciz. Düşünün, balkonunuzda oturuyorsunuz, önünüzde dızzzz diye bir şey beliriyor ve başlıyor sizi görüntülemeye. İki kez başıma geldiği için rahat yazıyorum. Ya da hiç farkında değilsiniz, üstünüzde uçuyor ve ne için kullanılacağını bilmediğiniz, müdahale de edemediğiniz bir şekilde görüntünüz alınıyor. Baktım, KKTC’de izinsiz kullanım için 12 bin 560 lira cezası var. Ödemeyene 3 yıl hapis. Kural yine dünyadakilere uygun, çağdaş. Ama ya denetim? Yakında büyük sorunlar çıkacak, benden söylemesi…

KONUŞMAYA BAŞLADI:

Aylardır hakkındaki onca iddiaya rağmen hiçbir açıklama yapma gereği duymayan YÖDAK Başkanı Gökçekuş, son günlerde kendi doğruları içinde yanıtlar vermeye başladı. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın, hakkında soruşturma başlatmasından sonra konuşmaya başlaması, Gökçekuş’un sıkıntılı bir dönem yaşadığını gösteriyor… Hatta aldığımız duyumlara göre, Gökçekuş’un görevde kalması için deniz aşırı bazı kapılar çalınıyor.

 

KAMU BAYRAMI BAŞLADI:

Tüm bayramlarda olduğu gibi, bu bayram da kamuda çalışanlara yaradı. Özel sektör bayramı çalışarak geçirirken, kamu çalışanları 9 günlük tatilin keyfini sürecekler. Sizin anlayacağınız bayram memura güzel. Memur bayramı tüm kamu çalışanlarına kutlu olsun…

 


ZİRVEDEKİLER

Tepkiler Geri Adım Attırdı: Sivil toplum neyle uğraşacağını şaşırmış durumda. Geçtiğimiz haftanın konusu Girne Güzel Sanatlar Müzesi’nin özel bir şirkete verileceği iddiasıydı. Eski Eserler ve Müzeler Dairesi binanın kapılarını, pencerelerini çivileyince, tepkiler bir o kadar daha arttı. Basında fotoğraflandı, bir tv kanalı gitti çekim yaptı… Neredeyse bir hafta sonra, Eğitim Bakanı Berova, “Arkadaşlar rahat olun, dedikodu… Orası müze olacak. Projesi bitti, Maliye’ye blokesi için yazı yazıldı” diye mesaj attı. Madem dedikoduydu, açıklama yapmak için niye beklediler? Ya da kapı pencereler neden hoyratça çivilendi? Her neyse, sonuçta, sivil toplum, bir felaketi daha durdurma başarısını gösterdi.

 


DİPTEKİLER:

Akçın Temizlik Şirketi: Görevi “temizlik” olan bu şirkete ait LT 569 plakalı aracın, Girne Beylerbeyi  trafik ışıklarında yola naylon poşet içerisinde çöp attığı görüldü. Memleketin her yanı zaten pislikte geçilmiyor ama, işi  “temizlik” olan bir şirket çalışanının, bu davranışı hiç hoş olmadı…