Köşe Yazarları

ÖNEMLİ UYARI: (SERDAR DENKTAŞ’IN TESPİTLERİ)






   Öteden beri kendileri “küçük”  fakat sesleri “yüksek” kesimlerin yarattıkları hava dalgalarında boğulurken, “muhalefetsiz  ve  sorgusuz”  kalan müzakerelerin gitgide endazesinin kaçtığı görülmektedir. Ve buna karşın  hâlâ “çözüm isteriz”  seslerinden öte açık seçik değerlendirmeler de yapılmamaktadır!  İşte bu  can sıkıcı ve kuşku verici aşamada DPUG Başkanı Serdar Denktaş geçtiğimiz gün tam bu aşamada müzakere masasını işaretleyerek, bazı değerlendirme ve uyarılarda bulunduydu. Bu değerlendirmelerden bazı alıntılar yaparak sorunu açmak gereğini duydum çünkü müzakerelere  başlanırken iki taraf arasında varılan “mutabakat” çoktan kadük hale geldi! Nitekim Akıncı’yı uyarmak gereğini duyan Denktaş bu konuda şunu söylüyor:
“…Rum Yönetimi Kıbrıs Cumhuriyetine ne kadar sahip çıkarak hareket ediyorsa Cumhurbaşkanı Akıncı’dan da beklentilerimiz müzakerelerde KKTC’ye o oranda sahip çıkan tutumuyla  hareket etmesidir… “Rum tarafı anlamalıdır ki 1960’da iki ortak olarak kurduğumuz ancak 1963’den beridir işgal altında tuttukları KC yeni Federal Kıbrıs’ın kurucu devletlerinden biri haline dönüşecekse ancak o zaman KKTC de bu yeni devletin kurucu devletlerinden biri haline dönüşebilir…”    Federal Anayasa: Denktaş devamla “11 Şubat’ açıklamasını da hatırlatarak şöyle devam ediyor: “Federal Anayasa Birleşik Kıbrıs Federasyonu’nun eşit statüde iki kurucu devletten oluşacağını saptayacaktır” şeklindeki ifadeyi, yapılacak her açıklama ile güçlendirmeleri ve yeni kurulacak devlette hiçbir tarafın diğeri üzerinde otorite ve hukuki salahiyet iddiasında bulunamayacağının vurgulanması gerekmektedir. (Akıncı tabi.)  Tüm vatandaşların Annan planında ve şimdiki planda da  İngilizce olarak “Founding State” veya “Constitutional State” olarak yer bulan ifadelerin esas olarak “eyaletler” olduğunu bilmesi gerekir. Eğer bu anlaşmada KC’i Federal Kıbrıs Cumhuriyetine dönüşür ve de  KKTC’yi de  dönüştürerek  Federal  devletin bir eyaleti olarak anlaşmaya girerse, kimse ne siyasi eşitlikten ne de eşit siyasi egemenlikten söz edemeyecektir! Bu durumla karşı karşıya kalmamak için yıllardan beridir üstünde durulan tezimiz “yeni yapıların kurulması yeni bir devletin ortaya çıkması şeklinde olmuştur. Sn. Akıncı’nın da bundan geri adım atmayacağını umarız…”
TEHLİKELİ SULAR: Bir süredir Köşemin bam telinde çalıp çığırıyorum: Diyorum ki artık masada “Kıbrıs siyasi sorunu değil,  Kuzey’in yani KKTC’nin siyasi sorunu tartışılmaktadır!” Hem “1960 KC’ine Üniter Kıbrıs formülü ile dolayısıyle azınlık-çoğunluk olarak geri dönülmesi; hem de bu formülün   gerçekleşmesi için evvel emirde büyük oranda Rum’un nüfusu ve mülkü ile Kuzey’e dönmesi hedefinde!
BAKIN. Eğer siyasi ve hukuki egemenlik haklarımızı elimizden alacak bir Merkezi Federal sistem oluşursa sadece  Kuzey’i değil, postu da deldiririz haberler ola!          

   **********   

   BİR HATIRA: “KOOP. HAREKETİ İLE BİRLİKTE YIKILAN ZEYKO!)
Dün gazetelerde “Tarihi Zeyko Yağ Fabrikasının yıkılacağı”   haberi vardı. Ancak haber “yıkımla”  ilgili değildi. 1974’den önce “Severis Un Fabrikası”  olarak da bilinen tesisin  sahibi ünlü Severis’le ilgiliydi.  Çünkü yağ fabrikasının da ilk sahibi yine Severis’ti ve kızına miras kalmıştı. Yıkımından dolayı üzüntülerini açıklayan da Severis’in kızıydı zaten…
Beni ise ne Severis ne de  fabrikanın yıkımını “müzakerelere vurulan darbe”  olarak nitelendirip üzüntülerini beyan eden kızı değildi! Ben 1974’lerden önce ve 1967’lerden sonra Kıbrıs Türk halkının ulusal ekonomisinin lokomotifi durumunda olan bir  “Kooperatif tesisinin” hatıraları ile   birlikte yıkılmasının acısındaydım. Hayır niçin yıkıldığı için değil! Bir zamanlar Kıbrıs Türk halkını hem de en yoksul, en çaresiz, en nâmüsait koşullarda şaha kaldıran bir Kooperatifçilik hareketinin son tanığı ile birlikte yıkılıp gitmesinden dolayı!
Ki rahmetlik İsmet Kotak’tı onları dirilten. Fakat o zaman vatanını seven bir kadro hareketi vardı. “Zeyko Yağ Fabrikası, Binboğa Yem Fabrikası, Harup Fabrikası, Süt Fabrikası  hepsi de Koop. Hareketinin ulusal ekonomimize kazandırdığı bizim olan tesislerdi. Koop. Merkez Bankası’na bağlı da olsalar çatır çatır çalışıyor, Kıbrıs Türk halkının gurur duyacağı üretimleri ile “en karanlık günlerimiz” dediğimiz o 1963’ler sonrasını aydınlatıyorlardı.
RÖPORTAJ YAPTIYDIM. Bir ay süreyle  her hafta bir tesise giderek “yöneticileri”  ile röportajlar yapmış, Bozkurt’ta tam sayfa yayınlamıştım.   O yöneticilerde ruh vardı ama. Başarmak cehdi vardı. Mesela Zeyko’nun müdürü Özbaflı idi. Harup Fabrikası’nın Atasayan. Hepsi de heyecan dolu gençlerdi. Başarmanın gururunu yaşıyor, üretimleri ile halka da yaşatıyor ve Kooperatifçiliğin nelere kadir olabileceğinin ispatını çakıyorlardı…
NERELERDEN NERELERE: Elbette çok ilerledik! Elbette o günlerin yoksulu değiliz! Devasa yatırımların, TC’den akan suların ülkesiyiz. Fakat artık o ruh yok! Artık topraklarımıza daha az ter akıyor! Ve en önemlisi” bizzat  patronu olacağımız “Koop. Sistemini boşadık, dışladık, teptik!” Bunun yerine tarım sektörümüz de hayvancılarımız da sanayicilerimiz de ticaret erbabımız da iki ellerini devletin boğazına geçirmişler “teşvikler destekler, vergi muafiyetleri” çığlıklarında sıkıp canını çıkartıyorlar! Kısaca hâlâ kendi “sahibimiz” olamadık!
     **********
KISACA TAKILDIĞIM: (İŞTE İBRETLİK DEVLET KURUMLARI!)

Geçen gün bir dairenin numarasını arıyorum. Telekomünikasyondaki ilgili birime telefon ediyorum, “falan dairenin numarasını” istiyorum. Ve başlıyorum beklemeye: “Bir çeyreği aşkın süreyle ve rutin aralıklarla, “sıranız 8 diye başlayan uyarılarla nihayet 1’e geliyoruz ki en uzunu da o 1’den sonrası süre oluyor! Neyse “sıramız geliyor, “daireyi söyleyip numarasını bildirmelerini” istiyorum… Bu kez  “sıranız 5 deniyor ve geri sayımlar başlıyor: 4, 3, 2, 1, bir çeyrek saat da öyle geçiyor ve 1’de takılıp kalmak bir yana telefon şıp diye kesiliyor!
Tam boşa geçen yarım saat! Fakat asıl olay ne biliyor musunuz? “Eşek yerine konan abone!” İlgili Bakan’a saygılarımla iletirim!








Başa dön tuşu