Osmanlılar Lefkoşa’yı aldığında,
Kalenin içinde adım adım çatışmalar olmuş,
Taş taş üstünde kalmamıştı.
Birçok manastır ve antik yapılar yıkılmış, temelleri kalmıştı.
…
Anlaşılan odur ki,
Surlariçi Lefkoşa, bu temeller üzerinden yeniden yükselerek ve yanlarına yenileri eklenerek,
O ”pitoresk” görünümünü almıştı…
…
Lefkoşa’ya özellikle uzaktan bakıldığında bir tabloya bakar gibi olurdu insan.
Bu tür benzetmeleri İngiliz döneminde adaya gelen gezginlerin notlarından anlamak mümkündür…
…
Bizim çocukluk yıllarımızda da durumun bundan pek farklı olduğu söylenemez…
…
Evler tek katlı ve damları toprak kaplıydı.
Bu tek katlı evlerin hakim olduğu kentte Ayasofya Camisi uzaktan çıplak gözle bakıldığında, bütün görkemi ile yarı beline kadar rahatlıkla görülebilirdi.
Minareleri ile kendine özgü bir görünüm alan muhteşem katedrali bu şekilde yansıtan resimler ve fotoğraflar günümüze kadar ulaşmıştır…
…
Bir kente bakarken,
Bir masal diyarını seyretmek,
Ve böyle bir kentte yaşamak ne güzel.
Her sokağı bir şiire yaslanmış gibi…
…
Kim bilir dünya daha ne çirkinliklere evrilecek.
Ama bunlar olurken güzel şeyler de olacak.
Şu etnik metnik meseleleri kalmayacak herhalde.
Bir tık’la başlayan dünyanın küçülme hali,
Kimlik bunalımlarının da üstesinden geleceğe benziyor.
İnsanların etnik kimliği yerine “nereli” oldukları ön palana çıkacak önce.
Türkiyeli, Amerikalı, Kıbrıslı gibi.
Yani coğrafi kimlikler daha önem kazanacağa benziyor.
Bir de insanlığın sürekli olarak birbiri ile karıştığı düşünülürse,
Etnik kimlik meseleleri tümden önemini yitirebilir.
Ki kimi coğrafyalarda bu yakalanmış bile…
…
Lefkoşa alındığında birçok Venedik soylusu ve sıradan insanlar dağlara kaçmışlardı.
Daha sonra Lala Mustafa Paşa’ya teslim olmuşlar, o da onları ihya etmişti.
Böylece yeni idareye alışan kimi Kıbrıslı Latinler, Müslümanlığa bile geçmişlerdi.
Kılıç korkusundan.
Tarihçi Kipriyanos, “mallarını mülklerini yitirip reaya durumuna düşen kimi soyluların yaşamlarını sürdürebilmek için sokaklarda dolaşıp sirke, şarap ve saire satmaya başladıklarını ya da hayvanla taşımacılığa giriştiklerini” yazar…
…
O insanlar hem yeni gelenlere hem de diğer toplumlara karışmışlardı.
Bir müddet sonra artık kim kimin nesiydi belli değildi.
Ama bir dönem sokaklarda Ermeni, Latin kökenli, Türk, Maronit, Rum görmek mümkündü.
Aynı Lefkoşa sokaklarını paylaşırlar, biri kazanını kalaylar, biri helvasını, diğeri de şarabını satardı…
…
Sene 2015.
Beşparmak’ın tepelerine çekilip Lefkoşa’ya bakıldığında ne görünür?
Manzara nasıl?
Huzur veren bir resme mi,
Yoksa gürültülü bir resme mi benzer?
Şimdiki haliyle Ayasofya’yı seçmek mümkün mü?
Hatta bir tepeden bakıldığında,
Hangi Lefkoşa görünür?
































