Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Türkiye ziyareti bir dönüm noktası olacak galiba.
Hem de birkaç açıdan.
Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin henüz devam ettiği saatlerde Akıncı’nın net bir tavır ortaya koyması, tavrını sivil ve seçilmiş yönetimden ve dolayısı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yana belirlemesi, darbe girişiminin akıbeti ortaya çıkmadan güçlü bir şekilde karşı durması Akıncı’nın Ankara nezdindeki pozisyonunu çok güçlendirdi.
Erdoğan darbeden hemen sonra Akıncı’ya gönderdiği mektuba “gerçek dost” satırlarıyla başlamıştı.
Akıncı’yı gerçek dost saydığını Çarşamba günkü görüşmelerde bizzat gösterdi.
Dolayısı ile Erdoğan ile Akıncı arasında bir kriz bekleyenler, Erdoğan’ın Akıncı’ya “ayar çekeceği” umudunda olanlar haliyle hayal kırıklığına uğradılar.
İkincisi ve belki de daha önemlisi Ankara’da Kıbrıs sorunu ele alındı ve önemli sonuçlara ulaşıldı.
Özellikle de garantiler ve güvenlik noktasında.
Zaten görüşme öncesi güvenlik ve garantilerin ele alınacağı ilan edilmişti.
Nitekim beklenenin çok ötesinde Türk tarafı bu konudaki tutumunu netleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ankara hükümeti de konunun netleşmesine önemli katkılar koydu.
Dün akşam itibarıyla adaya dönen bizim heyette “her şey çok iyi” iyimserliği vardı.
***
Peki güvenlik ve garantiler konusunda nasıl bir formül bulundu?
Öncelikle şunu vurgulayalım ki bulunan veya varılacak formül elbette Türk tarafının görüşlerini içerecek.
Anastasiades’in onaylaması halinde bir anlaşmaya dönüşecek.
Vurgulanması gereken başka bir nokta ise Türk tarafının güvenliği ve özellikle garantileri tabu olmaktan çıkaran tavrıdır.
Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da sık sık dile getirdiği “Rumların güvenlik kaygılarını anlıyoruz, empati yapıyoruz” nokta garantilerde bir uzlaşma kapısı açan nokta oldu.
Türk tarafı “illa ki 1959’da imzalanan Garanti ve İttifak Anlaşmaları aynen devam edecek” pozisyonunda değildir.
Türk tarafı her iki toplumun da güvenlik kaygılarını giderecek bir uzlaşma peşindedir.
Peki her iki toplumun da güvenlik kaygılarını giderecek bir formül var mıdır?
Malum, Kıbrıslı Rumlar Türk askerinin adadaki varlığını ve Garanti ve İttifak Anlaşmalarını büyük bir güvenlik tehdidi olarak algılıyorlar.
Kıbrıslı Türkler de Türk askerinin varlığı ile Garanti ve İttifak Anlaşmalarını kendi güvenlikleri açısından vazgeçilmez olarak görüyorlar.
Nasıl bir formül bulunacak ve iki taraf uzlaşacak?
Diplomatik kulislerde Türkiye’ye az miktarda asker barındıracağı bir üs verilmesi halinde Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nın lağıv edilmesini kabul edeceği konuşulmaktadır.
Türk askerinin varlığı Kıbrıslı Türkleri memnun eder.
Peki Rumları eder mi?
Bu henüz bilinmiyor çünkü müzakere edilmedi.
Ama Garanti ve İttifak Antlaşmasının lağıv edilmesini isteyen Anastasiades hedefine ulaşmış olacak.
Sonuçta her iki tarafın da istediği gerçekleşecek.
İkinci formül ise şudur;
Garanti ve İttifak Antlaşmaları lağıv edilecek, Türkiye sadece Birleşik Cumhuriyetin ortağı Kıbrıs Türk Devleti’nin garantörü olacak.
Müdahale hakkı ise bazı şartlara bağlanacak.
Örneğin bölge meclisinin toplanması ve üçte iki milletvekilinin onay verip de müdahaleye davet etmesi üzerine Türkiye adaya müdahale edebilecek.
Yani 1974’de olduğu gibi garantörler kendi aralarında anlaşamadıkları bir pozisyonda sadece Türkiye’nin kararı ile müdahale olamayacak.
Kıbrıslı Türkler meclisin üçte iki çoğunluğunun onayı ile davet yapabilecekler.
***
Garantilerle ilgili yeni formüller bunlardır.
Yol haritası ise şudur;
İki lider Eylül ayının ortasına kadar 7 görüşme yapacaklar ve birçok konuyu halledecekler.
Eylül ayının ikinci yarısında New York’ta toplanacak BM Genel Kurulu vesilesi ile garantiler-toprak ve mülkiyet taraflarca New York’ta ele alınacak.
Eğer bir uzlaşıya varılırsa Kasım veya Aralık ayı içinde bir referandum tarihi belirlenecek.
Dün itibarıyla varılan durum budur.
































