(HESAP VERME DURUMUNA DÜŞMEYELİM!)
Elimi vicdanıma koyup “yoksa ben gerçekten iflah olmaz azılı bir ırkçı mıyım” diye düşündüğüm oldu! “Bizim hiç mi suçumuz yoktu” diyerek düşündüğüm gibi!
Kaldı ki 1974 sonrası olaylarını hem de o dönemlerde gazeteci taifesinin bir elin beş parmağı geçmediği gerçeklerinde çok eleştirdiydim. Mesela:
Ganimet olayına fena halde canım sıkılıyordu. Yağmaya “hırsızlık” diyordum!
Güney’den gelen göçmenlerin rehabiliteleri tamamlanmadan Kuzey’de ikamet eden insanların alelacele evlerini terk ederek Rum evlerine yerleşmeleri nedeniyle sızlanıyordum!
Eşe dosta tanıdıklara tahsis edilen bağlar bahçeler kurumaya terk edilirken çoğu zaten devlet memuru olan bu insanların bahçelerin bir köşesine domates patlıcan ekerek satmaya çalışmalarına çok takılıyordum!
TC’den kaydırılan nüfusun mesela Mağusa’da ayrı gayrı mahallelere yerleştirilmeleri sonucunda ortaya çıkan “gettolara” çok içerliyor bir gün bu olayın “Kıbrıslı Türkiyeli” ayırımını beterince derinleştireceğini yazıyordum!
Devleti kurmanın, kurup yaşatmanın kolay olmadığını biliyor, “seferberlik toplumu” oluşu bir süre daha sürdürmek gerektiğine inanıyor hatta Kurucu Meclisleri savunuyordum!
Puanlar icat edip rant kapısının açılmasına neden olan yöneticilerimize çok içerliyor, Rum’un mallarının “tahsis” sisteminde dağıtılmasını istiyordum!
Ve yavaştan yavaştan değiştikçe yozlaşıp zıvanadan çıkan koşullarda yetişmekte olan genç insanların “iş, aş, para, hayat hakkı” zorlamalarının bir gün büyük sosyoekonomik sorunlar yaratacağını söylüyordum. Buna karşın Türk halkı olarak çok mu haksızdık? Rum Kuzey’den çekip giderken Güney’deki mülkümüzle takas etsek bile tırnağı kadarını karşılayamayacağımız büyük oranda mülk bıraktıydı.
Ve kabul diyorum. Kıbrıs’ta “Rum ve Yunan ideası ile sarmalanarak 1974’ü kaçınılmaz kılan savaşın sorumluları da Makarioslu Rum liderliği ile Kilisesiydi.. İngiliz’in adayı terk etmesinden sonra artık iki halkın bu adada iç içe yaşamasına imkân kalmamıştı! Dolayısıyle hatalarımızdan nedamet duysak da Kuzey artık bizim vatanımızdı. Buna karşın:
İŞTE KORKUM: “Eğer nihai çözümde, Kuzey’i belirlenecek yeni sınırları içinde kesinkes Türk halkının dokunulmaz, değiştirilmez vatanı dolayısıyle devleti olarak koruyamazsak, AB müktesebatı yahut Türkiyesizlik gibi maskaralıklarla sulandırırsak, biline ki ilk fırsatta “yargı yollarına” düşürülecek, suçlu sandalyesine oturtulacağız! Yukarıda yazdıklarımdan dolayı!
Ha bizim hiç mi soru sualimiz, misliyle karşılık verecek “haklılıklarımız” yoktur! Bugüne kadar aman çözüme halel gelmesin diye kaçını öne çıkardık! Oysa Güney çıkarmakla kalmayacak, AB ile birlikte AİHM’sini de seferber edecek.. Bu nedenle dikkat diyoruz. Nihai çözüm olduktan sonra mahkemelerde sürünürken keşke çözüm olmasaydı diyerek pişman olmayalım! **********
HÜKÜMETİN GÖREVİ: (BİR SÜRE RAHAT SOLUK ALDIRMAK BİLE YETER!)
Yorgancıoğlu hükümeti oluşurken de umutluyduk. Sonra baktık CTP’nin huyundan kaynaklı bir politikada icraatların önü sürekli tıkanıyor! O kadar ki zaman zaman “gidişat hakkında” açıklamalarda bulunan Başbakan Yorgancıoğlu bir öncesi açıklamalarında söylediklerini tekrar etmekte!
Kalyoncu başbakanlığında CTPBG-UBP oluşurken umutlarımıza fazladan bir “artı” koyduktu. Çünkü iki büyük partinin bir araya gelmesi ile ayni oranda büyük işler yapılacağını zannetmiştik. Nitekim hâlâ elimizin altında duran Hükümet programını da bu umudumuzu yeşerterek değerlendiriyorduk.
OLMADI: Çünkü biz devletin çarklarını çevirecek “zarfın içindeki mazrup”a baktığımızı zannediyorduk ama meğer gördüğümüz “içerik” yine o bildiğimiz CTP imiş!
Tabi Sn. Talat yine, “bir sürü CTP uzmanı türedi, ağzı olan konuşuyor” diyecek ama elde değil çünkü “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten!” Bunlara karşın:
Tabi ki “değişimleri” anlıyoruz. Öyle geldi böyle gitmemesi gerekir politikasına dayanan yeniden yapılanma olayını da anlıyoruz! Siyasi iradenin sahibi olacağımızı da anlıyoruz. Bu nedenle Türkiye’nin “kendi yönetimimizle kendi kaderimize sahip çıkmamıza izin vermesi gerektiğine” de inanıyoruz..
Ancak: Tüm bu “bağımsızlık ve egemenlik” sevdasına dayanan aidiyet duygularını pekiştirmeyi bula bula birbirine zıt Sol-Sağ formatlarına dayalı Koalisyon hükümetinde mi buldunuzdu? Üstelik bu konudaki dayatmacılığı da hiç anlamadıktı! Zaten UBP de anlayamadığından istifa etti!
BU HÜKÜMET! Komiteleri nasıl çalıştıracağını bilmiyoruz. Tıkandığı yerde yine kriz var! Bağımsızların desteği nereye kadar sürer nerede ipler kopar onu da bilmiyoruz?
Derken bu ayın maaş ödemelerini (her halde koordinatörümüz Tuğrul Türkeş’in sayesinde olmalı) kurtardık. Çok da kolay oldu!
Oysa ayni maaşlar olayı geçen ay hükümet yıktıydı! İşte CTP UBP farkı! Her iki siyasi parti de biliyorlar ki Ankara ile iyi ilişkiler sürdürmezlerse ayakta kalmaları mümkün değil. UBP zaten geçmişte bu konuda sorunsuzdu tutun ki CTP’lilere göre “biat politikası” güdüyor! Ya kendileri? Kurtuluş savaşı mı veriyorlar?
Kısaca yeni hükümetten büyük işler beklemek şimdilik abese iştigal olacak. Bir süre rahat soluk alabilecek ortamı yaratsınlar yeter de artar bile!
KISACA TAKILDIĞIM: (BÜYÜK HEDEFLERE GEREK YOK!)
Her devrede siyasi partilerin seçim bildirgeleri de hükümet Programları da debdebeli oldu! Yapılacakların yanına yapılamayacakları da kondu! Çapları aşan vaatler sıralandı! Sonuç: Her bir buçuk yılda yeni bir erken seçime giden siyasi parti iktidarları birbirlerine miras bırakır gibi benzer hükümet programları bıraktılar! “Yok birbirimizden farkımız dercesine!”
Yeni hükümet’e “aman” diyoruz: Oturun, bu memleketin beş on öncelikli sorununu saptayın ve programa giriş yaparken açık seçik şöyle deyin: “Elimizden geldiğince inşallah ve tabi maşallah programımızı gerçekleştireceğiz. Başaramazsak affola! Gideriz bir başka hükümet gelir!”
































