Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Onca yıldan sonra

Üsküdar’dan kalkan vapurun borusuna,

Martıların çığlığına,

Taksi şoförlerinin öfkesine boğulmuş İstanbul.

Bir tarafta kalpaklı Atatürk bayrakları,

Bir tarafta Yılmaz Özdil’in sık kullandığı gibi “asrın lideri”nin fotoğrafları.

İki meteor birbirine çarpacakmış gibi,

Her an bir patlamaya, bir gümbürtüye hazır…

Bir tarafta kapalı bir hayat,

Bir tarafta açık.

Bir tarafta meyhaneler,

Bir tarafta tekkeler…

Güneşin Sofrası’ndayız.

Kadıköy’de bir restoran adı.

İçinde aynı zamanda bir konak:

Nazım Hikmet Kültür Merkezi.

Gençler, sanatçılar, aydınlar Güneşin Sofrası’nda demlenmekte.

Fakat her kahkahanın altında bir hüzün, bir öfke dibe vurmakta.

Ya kahkaha atanlar galip gelecekler,

Ya tekbir getirenler.

Nere gitsen, nere baksan böyle bir ikilem.

Ha patladı ha patlayacak…

Kadıköy’de o gençler, o kızlı erkekli çocuklar.

Üsküdar’da tekmil yobaz, imam, ampul kafa, badem bıyık.

Hangi camisine baksan,

Gerçekten de minaresi süngü gibi, kubbesi miğfer.

Her semt, her yaka sanki birbirine karşı.

Bıraksalar,

Büyük ihtimal,

Karşı karşıya gelecekler birbirlerinin yakasına yapışarak…

Atilla İlhan’ın İstanbul’u muydu bu?

O yakalarına karanfil takan ibneler eğer onu yanıltmıyorsaydı,

Şöyle diyordu:

Pancak pancak şiirler tüküreceğim
Demek yine ben
Limandaki direkler ormanında bütün bandıralar ayaklanıyor
Kapı önlerinde boyunlarını bükmüş tek tek kafiyeler
Yahudi sokaklarını aydınlatan telaviv şarkıları
Mavi asfaltlara çökmüş
Diz bağlıyor
Eğer sen yine İstanbul’san
Kirli dudaklarını bulut bulut dudaklarıma uzatan
Sirkeci Garı’nda tren çığlıklarıyla bıçaklanıp
İntihar dumanları içindeki Haydarpaşa’dan
Anadolu üstlerine bakıp bakıp
Ağlayan
Sen eğer yine İstanbul’san
Aldanmıyorsam
Yakaları karanfilli ibneler eğer beni aldatmıyorsa
Kulaklarımdan kan fışkırıncaya kadar
Yine senin emrindeyim
Utanmasam
Gözlerimi damla damla kadehime damlatarak
Kendimi yani şu bildiğim Atilla ilhan’ı
Zehirleyebilirim

Hava parçalı bulutlu, rüzgar kışın habercisi, soğuk esmekte.

Karşı kıyıya bakıyorum o memleketten eser yok.

Bağlarbaşı’nda çınar ağaçları yorgun,

Ermeni sokağında Ermeni kalmamış,

Her kaldırımında birkaç akşamcı avuç açmakta.

Yüzler asık,

Bu İstanbul o İstanbul değil.

Tekmil yürekler işgal altında.

Bir taksici “Ta Menderes zamanından başladı bu işler” diyor gelecekten karamsar…

Kanlıca’nın yolları yukarıdan denize akar.

Boğaz sularından yük gemileri geçer bu antik şehrin içinde olup bitenlerden habersiz.

Bir balıkçı, teknesini deniz suyu ile temizliyor Boğaz hafif dalgalı.

Uçaktan bakınca o şehre bir ışık kümesi,

İçinden bakınca karanlık, üstelik korku yürüyor insanların üstüne.

Anlaşılan,

Bu İstanbul o İstanbul değil,

İngiliz ve Fransızlardan sonra,

Ne bileyim,

Onca yıldan sonra yani,

Karanlık yüzlerin işgali altında…

(14 Kasım 2016-İstanbul)