Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Omorfolulara ciddi bir uyarı…

Rahmetli Denktaş, her sohbetimizde veya her fırsatını bulduğunda “bizim politikamız etki-tepki politikasıdır” derdi.
Bu politikayı da şöyle izah ederdi; “Rum ne adım atarsa, ne yaparsa biz de onun tam karşıtını yaparız…”
Empati kurarak karşı tarafı anlamaya çalışan ve her iki tarafın da onaylayacağı bir barışa ulaşmak hedefinde olanların kulağına pek tırmalayıcı gelirdi bu sözler.
“Yanlışa karşı yanlış yapma” olarak nitelendirilirdi.
Fakat heyhat ki dünyanın altüst olduğu ve emperyalistlerin dünyayı yeniden bölüştüğü birinci ve ikinci dünya savaşları döneminde “düşmana karşı empati kurma”, “uzlaşarak barış inşa etme” gibi düşüncelere yer yoktu.
Ve aslında Kıbrıs’ta yaygın olarak Denktaş’ın dedikleri oluyordu.
Kıbrıs’ın Osmanlı’dan kopmasından sonra Kıbrıs’ın bir Yunan adası olduğu ve Yunanistan’a verilmesi gerektiği kampanyasını başlatan kilise öncülüğünde Rum hakim sınıfları oldu.
İşi ileri götürüp plebisit yapmaya bile yeltendiler.
Yüzde doksanları aşan sonuçlar çıkararak tüm dünyaya “Kıbrıs Yunanistan’a verilmelidir” çağrısı yaptılar.
Ve ne gariptir ki aslında bağımsızlığı, Kıbrıs’ın kendi kendini yöneten bir devlet olması gerektiğini savunması gereken komünist-sosyalist-sol çevreler de kilisenin kuyruğuna takılıp Enosiscilik oynadılar.
O dönemde Kıbrıslı Türkler önce Osmanlı’dan sonra da Türkiye Cumhuriyeti’nden kopmanın travmasını yaşıyorlardı ve örgütsüzdüler.
Ardından yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin “anavatana dönün” kampanyasına maruz kaldılar ve büyük şok yaşadılar.
Ta ki 1950’li yılların ortasına kadar.
Enosis isteminin EOKA eliyle silahlı bir isyana dönüşmesine kadar.
Bu kez Denktaş’ın dediği olmaya başladı.
Enosis’e karşı Taksim, EOKA’ya karşı TMT.
Ve Kıbrıs’ın trajik tarihi bugünlere kadar ulaştı.

***
Bu yazı bir tarihsel irdeleme yazısı değildir.
Bilakis günümüz için bir uyarı yazısıdır.
Kime uyarı mı?
Omorfolu Rumlara.
Hani her fırsatta sınıra dayanıp, barış dili değil, çatışma dili kullanan, Erdoğan ya da Akıncı’ya hakaret etmeyi marifet sayan, Güzelyurt’ta yaşayan Kıbrıslı Türklere “evlerimizi-bahçelerimizi çalan hırsızlar” muamelesi çeken Omorfolu Rumlara.
Bu satırların yazarı da dahil Güzelyurt’ta yaşayan Kıbrıslı Türkler barış ve anlaşma isterler.
Barış ve anlaşma olsun diye 40 yıldır (önemli bir kısmının doğup büyüdüğü) yaşadıkları evleri ve kullandıkları bahçeleri terk etmeye de hazırdırlar.
En azından Annan planı referandumunda ve sonrasında Akıncı’ya oy vererek bunu gösterdiler.
Fakat bu demek değildir ki aşağılanmayı kabul ediyorlar.
Siz bu akılla giderseniz ne olacak bilir misiniz?
Denktaş’ın dediği olacak; Etkiye tepki.
Barış ve uzlaşma isteyenler aradan çekilecek. Pazar günü olduğu gibi “bir karış toprak vermeyik” diyenler sizin yaptığınız gibi sınırlara dayanacaklar.
Sizden kat be kat kalabalık şekilde direnecekler.
Sonuçta hem Omorfo hem de Kıbrıs’ta barış hayal olacak.
Siz de yeniden Yunanistan Cumhurbaşkanı’nı çağırıp “direniş plaketi” vermeye devam edersiniz.
Plaketçilerin de para kazanması lazım değil mi!!!