Köşe Yazarları

Ölüm Her Şeydir Ve De Hiçbir Şey



‘Farkındalık’ yetisinin bir kişiye bahşedilmiş en büyük hazine olduğuna inanmaktayım. Ancak böyle büyük bir hediyenin şüphesiz ki ağır bedelleri olacaktır; sürekli sorgulayan ve anlamlandırmaya çalışan bir zihin! Bu sorgulamaların içinde şüphesiz ki en büyüğü varoluşumuz ile ilgili olandır. Kişi varoluşunu sorguladıkça kaçınılmaz ölüm gerçeği ve bilinmezlikle de yüzleşmiş olur.

‘Ölüm’…. Lafı bile içimizi ürpertmeye yetiyor. Hele ölümle ilgili her gün yeni haberler duyup okuduğumuz şu günlerde ölüm düşüncesi adeta kafamıza doğrultulmuş bir silah gibi; o denli yakın, o denli gerçek ve ürkütücü…

Ölümden korkmuyorum diyen insanların bu gerçeklikle yüzleşmekten kaçan veya bu gerçekle hiç yüzleşme fırsatı olmayan insanlar olduğunu düşünmekteyim. Bilinmezlik bizim için başlı başına bir huzursuzluk kaynağı iken nasıl olur da en büyük bilinmezlik olan ‘ölüm’den korkulmaz ki! Ama en sağlam savunmalara rağmen ölüm korkusu asla tam anlamı ile bastırılamaz. Platon’un dediği gibi ‘Benliğimizin en derin noktalarına asla yalan söyleyemeyiz’. Yani siz ne kadar bastırsanız da o, nedensiz iç sıkıntıları ile, dalıp gitmelerle, mutsuzluklarla, bazen bedensel yakınmalarla sesini duyurmaya çalışacaktır size.

Ölüm korkusu yaşlara göre artıp azalan bir durumdur.Otuzlu yaşların ortasında hayatımızın doruk noktasına ulaşıp önümüze baktığımızda, artık zamanın geriye doğru aktığını fark ederiz ve bu farkındalıkla beraber ölüm korkusu pik noktasına ulaşıp bir daha hiç dinmez.  Ama sürekli ölümü düşünmek sağlıklı bir hayat sürmemize engel olacağından bu düşünceyi saptırmak adına farklı alanlara yöneliriz; çocuklarımıza, torunlarımıza, mesleğimize, kariyerimize, başkalarına yardımcı olmaya, dinlere, ölümden sonra yaşama vb. Hepsi de sağlıklı hepsi de uygun. Çünkü ölümü düşünerek ‘yaşanılmaz’.

Her insan ölümden kendi tarzında ve kendi nedenlerince korkar. Benim gözlemlediğim kadarı ile ölümden sonrasının bilinmezliği kadar bu hayatta kendini gerçekleştiremeden ölme ihtimali, sevdiklerini bir daha göremeyecek olma, toprağın altında nefessiz kalma gibi  düşünceler de insanlar için bu noktada büyük bir kaygı faktörü. Peki kendimizi, hayallerimizi gerçekleştirememekten, sevdiklerimizi bir daha görememekten bu denli korkmanın ötesinde kapıyı ne zaman çalacağı belli olmayan bu misafiri beklerken ne yapıyoruz? Kendinizi gerçekleştirememekten korkup bişey yapmamayı şu cümle ile özetlerim ‘Ölmüyorsunuz ama yaşayamıyorsunuz da!’. Ölüm, zamanı gelince hepimizin kapısını çalacak. Peki değiştiremeyeceğimiz sonuca odaklanmaktansa sürece odaklanmak, süreçten keyif almaya odaklanmak, anda kalmak, hayatı ertelememek hayallerimizi gerçekleştirme noktasında daha uygun değil mi? Sevdiklerimizi bir daha görememekten korkarken çoğu zaman işi ve günlük koşuşturmacaları sevdiklerimizin önüne koyduğumuzun farkında mıyız?

Çoğu insan ölümle beraber varoluşun amacını da sorguluyor. Varoluşumuzun geniş boyutta bir amacı var mı bilinmez, bunu bilmek mümkün olmadığı gibi böyle bir bilgi varsa da bizi bir yere götürmez. Varoluşunuzun amacını siz belirlersiniz. Bu kimisi için ünlü olmaktır, kimisi için kendini evlatlarına adamak, kimisi için büyük bir keşif yapmak, kimisi için sadece andan keyif almaktır. Varoluşumuzun tek bir amacı olması gerekmediği gibi, hayat yolculuğunda biz değiştikçe varoluş amacımız da değişebilir. Unutmamamız gereken hedefi bizim belirlediğimiz, direksiyonun başında biz olduğumuzdur. Yollar taş ve çukurlarla dolu ve evet aniden karşınıza bir araç fırlayabilir! Ama KKTC trafiği ile başa çıkan sizler bunlarla da baş edersiniz. Yeter ki gerçekten istediğinizden ve de istediğiniz şeyleri kendiniz için istediğinizden emin olun…

Yaşadığımız bu karantina günleri tam da varoluşumuzun amacını sorgulatan günler. Gerçekten uğruna mücadele ettiğin şeyler önceliklerin miydi? Hayattaki amacına uygun mu yaşamışsın? Peki ya şikayet ettiğin rutin hayatın? Gerçekten o denli kötü müymüş? Ne kadar plan yaparsan yap, ne kadar herşeyi kontrol altına aldığına inanırsan inan hayatın da sana hazırladığı sürprizler hep varmış değil mi? Şimdi düşün nasıl ve kimlerle varolmak istiyorsun bu hayatta? Bu günler geçecek, güneş yeniden doğacak ve hala hayal ettiğin hayatı yaşama şansın var; olacak. Al kalemi eline ve yaz kendi senaryonu, baskılardan, önyargılardan sıyrılarak, kendini olduğun halinle sevip kabul ederek! Geç kalmış değilsin!


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı